“Geçen Yaz”ın 90’lar detayları, Ozan Açıktan’ın kişisel tarihinin neresinde konumlanıyor?

Özellikle Silsile’nin ardından adını bir kenara not ettiğimiz Ozan Açıktan, Netflix’le Atiye sayesinde başlayan ortaklıklarını, platformun ilk Türkiye yapımı filmi Yarına Tek Bilet ile sürdürmüştü. Aşk ve hafızaya dair olduğunu söylediği isimsiz üçlemesinin son durağı, temmuz ayında platform kataloğunda yerini alan Geçen Yaz’dı. 90’larda geçen film, seyircisini âdeta bir zaman makinesine yerleştiriyor; ilk gençlik yıllarının o kalp çarpıntılarına, ergenlik sancılarına, tensel arzulara, kendini kanıtlama çabalarına dair tanıdık bir seyir deneyimi yaşatıyordu.



Bant Mag. No: 76’da Ozan Açıktan’a, filmin atmosferinin inşasında büyük rol oynayan 90’lardan detayları ve bunların kişisel tarihindeki yerlerini sorduk.

Sinek ilaçlama araçları

Bu araçlar biraz uzay aracı gibiydi öncelikle. Önde onu çeken traktörün basit ve tanıdık hâlinin neredeyse tam zıttı, bir Mad Max silahı gibi ilgi çekici tasarımları vardı diye hatırlıyorum. Dahası tam akşam yemeği öncesi, huzurlu bir saatin ortasından kendilerine has bir vızırtı ile cayır cayır sinir bozarak geçerlerdi sokaktan. Gece daha sinir bozucu bir mücadele vermemek için bu sese o sırada tamam olmak ve dahası bunun insan ciğerlerine ne yaptığını sorgulamamak da olayın psikolojik yapı taşları sanırım.

Filmden bağımsız tekrar bakınca fark ettiğim bir şey var. Her nesne öncelikle çok sınıfsal bir durumu anlatıyor benim için.” 
Casio saat

Bu 90’lar detayları üzerine, sizin sayenizde filmden bağımsız tekrar bakınca fark ettiğim bir şey var. Her nesne öncelikle çok sınıfsal bir durumu anlatıyor benim için. Örneğin Casio saat benim hiç sahip olamadığım onlarca nesneden biri. Bir hesap makinesi markasının saatinin dahi “yok” olduğu bir dönem, benim için bütün büyüme hâli. Aşırı yoksulluktan falan da değil bu durum, bizim evde materyaller ve onlara verilen değerlerin tanımlaması farklıydı. O nedenle sanırım bir Casio saatimin olmadığını söyleyecek kadar eksikleniyorum buradan bakınca ama hiç böyle bir isteğimin olmadığını da hatırlıyorum ardından.

Ailenin Honda marka arabası

Bizim arabamız da olmadı. O nedenle bu Honda, yine arkadaşlarımın ailelerinin araçlarını sembolize ediyor, hep büyüklerdi benim için. Sanırım dolmuş, otobüs gibi dip dibe olmadığın; kendine has bir yerin olabildiği araçlar oldukları için. Arkadaşlarımdan birinin babasının arabasına binmiştim bir seferinde. Bir Jaguar’dı. O arabanın hissini hiç unutmuyorum mesela. Çocukken tasarımdan, kaliteden ve bir şeyi zamansız yapan şeylerin neler olduğundan haberdar olmasan da “öyle bir şeyle” karşılaştığın “an”, içinde bir deftere mutlaka yazılıyor diye düşünüyorum.

“Standart” cevabı

Bu yanıt, Sami’nin filme kattığı bir şey. İstanbul’daki özel radyoların dilinden bir şeyler çağrıştırıyor bana. Özel radyoların, o radyolarda program yapanların yarattığı büyülü bir dönem vardı. 1999’un son günü, 2000 yılı için MFÖ’den “Sakın Gelme”yi çalmışlardı sanırım Kent FM’de, onu hatırlıyorum mesela şimdi.

Bandanalar

Amerikan filmlerinin bir uzantısı. Kendimi inanılmaz havalı hissettiğim, sonra bakınca “Aman Allah’ım bu ne hâl?” dediğim fotoğraflarım var onlar sayesinde.

Ev telefonu

Ev telefonu ne acayip, değil mi? Bir yerden konuşmak zorunda kalmak. Evin tam ortasında olmak bunu yaparken mesela. Kordonsuz telefona geçinceye kadar, telefon evin holünde durdu. Herkesin konuşmasını yapmak için bu “kamuya” açık yerde olması gerekiyordu. Demek ki iletişim tüm aileye ait bir eylemdi. Sonraları, paralel hatlar kullanarak, “Ben burdan açtım, sen ordan kapat”lar sayesinde biraz daha rahat, salon koltuğu yanı gibi yerlere taşındı bu sohbetler ama gerçek devrim kordonsuz telefonla oldu. Odadan, yataktan sohbetlerle sabahı etmeler. Önce sen kapat romantizminin dönemi.

Solo Test

Annem Fransa’dan ahşap olanının getirmişti, ilk orada gördüm. Kendisi çok hızlı bir şekilde son taşa geliyordu. Onu izlemek, çok iyi ip atlayan birini izlemek gibiydi, şimdi hatırlıyorum. Benim için annemin Fransa’dan getirip nasıl oynanacağını sadece onun bildiği bir spor etkinliği oldu uzun süre. Ne zamanki sokaklarda o plastik olanlarını gördüm, kalan piyon sayısına bağlı olarak zekâ düzeyini anlatan illüstrasyonlara denk geldim o zaman bunun bir zekâ oyunu olduğunu farkettim. İllüstrasyonları şahanedir bence.

Cemali

Cemali, 90’lardaki bir çok olağanüstü müzisyen gibi ruhumun bir parçasını ifade ediyor.

900’lü hatlar

Radyo programları gibi kendilerine has bir dünyası vardı ama çıldırdı giderek. Tarkan’ın 900’lü hattı vardı, reklamını hatırlıyorum. Ama en aklımda kalan 900’lü hat konusu, tartışma programlarındaki anketlerin geldiği nokta sanırım. Bir programda ekrana gelen falanca konu için “evet” diyorsanız 900 filan filan, hayır diyorsanız 900 falan filan dedikten sonra bir de “fark etmez” diyorsanız falan filan diye bir numara vermişlerdi. Yani bana fark etmez ve bunu bütün dünya bilsin istiyorum diyorsanız hizmet ayağınıza geldi. Bu gerizekâlılık aklıma geldikçe gülerim.

Teletext

Ne olduğunu tam olarak hiç anlamadığım bir televizyon dönemi. Birtakım yazılar, sayfalar, nerden nereye varılıyor, nerede ne oluyor hiç anlamadım. Kullanan birini de görmedim. Orada vardı ama ne ifade ediyordu bilmiyorum. Gizemli bir ağ.

Atari salonları

Buralar bana kumarhaneleri çağrıştırdı hep. Kötü ışıkları ve gürültüsü sebebiyle sanırım. Bir taraftan da hiç bilgisayar oyunu oynayan biri olmadım. Bir toplaşma mekânı, bir sosyalleşme yeri olarak hatırlıyorum buraları. Dahası yok.

Nintendo

Tetris belki. Nintendo ile denk gelmedik. Ama Tetris manyaklığına düştüm. Sanırım oynadığım iki bilgisayar oyunu oldu. Biri Tetris, diğer de Prince Of Persia.

“Yazlık diskolar veya site diskosu, hem güvende hem de ‘kendimce çılgın’ hissedebildiğim yerler olarak hafızamda.”
Yazlık diskolar, köpük banyosu partisi

Köpük partileri, Halikarnas için bir olaydı. Hiç gitmedim. Ama her yıl gazetelerde mutlaka haberleri çıkar, çılgınlık ve eğlence adına bir hülya yaratırlardı bende. Yazlık diskolar veya site diskosu, hem güvende hem de “kendimce çılgın” hissedebildiğim yerler olarak hafızamda. Neredeyse herkesin tanıdık olmasından kaynaklı evde ve rahat hissederdim. Diğer taraftan da “o filmlerde” –ah o filmler yok mu o filmler- gördüğüm yerler gibi renkler içinde, sisin dumanın, bangır bangır müziklerin ve içkinin olduğu bir âlemdi. Bir yeriyle çok güvende ve tanıdık, bir tarafıyla da fazlasıyla keşfe müsait ve elbette fazlasıyla naif. Her şekliyle yüzlerce gençlik dramına benim için sahne olmuş bir yer o yazlık disko.

Radyodan parça istemeler

Bunu da ben ekledim. Müziğe daha da anlam yüklenen, atıflar yapılan, aşk ilanları yapılan bir araç olarak istek parça saatlerini unutmamak lazım.

Filme dair merak duygumuzu kabartanları sorduğumuz birinci kısmın da yer aldığı Ozan Açıktan’ın 90’ları ve “Geçen Yaz” ile “Neyi unutmak istemezdin?” seansı röportajının tamamını okumak için buradan Bant Mag. No:76’ya ulaşabilirsiniz.