Sıradan bir hayatın karanlık renkleri: Hakkı

Yazı: Güray Özçelik

Türkiye prömiyerini 31. Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapan, senarist ve yönetmen Hikmet Kerem Özcan’ın ilk uzun metrajı olan Hakkı; başroldeki Bülent Emin Yarar’ın yanı sıra Hülya Gülşen, Cem Zeynel Kılıç ve Özgür Emre Yıldırım gibi oyuncuları kadrosunda barındırıyor.


Konu nedir?

Hakkı, bir Ege kasabasında ailesiyle sakin yaşam süren, turistik bölgede hediyelik eşyalar satıp rehberlik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışan biridir. Maddi durumu kendisine göre daha iyi olan bacanağı Necmi ile içten içe bir kıyas hâlindedir. Hakkı’nın bahçesinde tavla oynadıkları sırada yüzlerce yıllık ağacın köklerinin evin duvarlarına zarar verdiğini fark eden Necmi, Hakkı’ya gizliden bir küçümsemeyle bu durumu daha önce nasıl fark etmediğini söyler ve soruna nasıl çözüm bulacağı konusunda uyarılarda bulunur. Kendi yaşam alanına karşı koruyucu ve erkeklik gururunu gözeten bir ifadeyle bu sorunu çözeceğini hissettiren Hakkı hemen işe koyulur ve bahçesindeki ağacın köklerini kesmek için kazdığı toprağın altında “Altın Başlı Artemis” adında tarihi bir eser bularak kaotik bir hayatın kapısını aralar.

İlk intiba?

Bağımsız sinema örneklerimize baktığımda, taşra / köy / kasaba merkezli filmlerin fazla sayıda çekildiğini söyleyebilirim. Son dönemlerde, bağımsız sinemadaki dramatik malzemelerin artık metropolde de işlenmesi gerektiğini düşünen biri olarak, başlangıçta yine kasabada geçen bir film izlemeye başlamanın sıradanlığını yaşadım. Ancak başrolde Bülent Emin Yarar’ın tercih edilmesi ve yönetmen Hikmet Kerem Özcan’ın ilk uzun metrajının olması, beni filme karşı motive eden temel etken oldu. İlk uzun metrajlarıyla oldukça iyi bir seviye yakalayan onlarca yönetmen var. Aynı zamanda bağımsız sinemada dikkat ettiğim özelliklerden biri de yönetmenlerin bu tarz filmlerde hayatın doğallığı ve bayağılığı arasındaki farkı ne seviyede ayırt edebildiğidir. Filmi izlemeye başlamamın üzerinden biraz zaman geçtikten sonra, yönetmenin hayatın doğallığını sanatın gerektirdiği kodlarla birleştirebildiğini ve devamında da bunu zenginleştirebileceğini hissettim.

Derinlerde neler var?

Karakter merkezli bir film olan Hakkı, insanlığın geçmişten bugüne büyüttüğü inanç ve duyguların modernize edilmiş renklerini dram perspektifine bağlı kalarak yer yer psikolojik yer yer absürt ögelerle seyirciye aktarır. Arzularının ve çaresizliğinin içinde kurduğu hayallerle devinip duran Hakkı, bir bakıma Antik Yunan tragedyalarındaki oyun karakterlerine benzer. Hakkı’nın tarihi eser bulması yüreğinde alevler yaratırken, dinmeyen ve daha da büyüyen arzuları ise hem onu hem de ailesini kül eder. Toprağı kazarak kendisine daha parlak bir yaşam arayan Hakkı’nın hırslarını gittikçe keskin bir kılıca dönüştürmesi ve sonucunda bu kılıcın ucunun kendisine çevrili olduğuyla yüzleşmesi, “toprak” kavramı bağlamında bir yandan da içinde ironi barındırır. Daha parlak bir yaşamı toprak altında aramanın ironisinin yanında filmdeki bir başka ironi ise Hakkı’nın antik alanda hediyelik eşyalar satarak geçimini sağlamaya çalışmasının üzerine, oturduğu evin bahçesinden kendisini zengin edecek kadar değerli bir tarihi eser çıkmasıdır.

En çok neyi sevdin?

Yüzlerce yıllık ağacın köklerinin evin duvarına baskı yaparak tehlike yaratması; Hakkı’nın filmin ilerlemesiyle toprağa, doğaya yenik düşeceğinin iyi bir soyutlama örneği olmuş. Hikmet Kerem Özcan’ı buradaki tasarısı ve filmi ateşleyici buluşu için tebrik etmeli. Bunun yanında arkadaşı Erhan’dan evinin bahçesinden çıkan bu tarihi eserin çok paraya satılabileceğini öğrenen Hakkı’nın motor sürerken boş yollarda doğaya karşı mutlulukla bağırdığı sahne, yoksullukla geçen koca bir ömrün haykırışının içten bir yansıması olmuş. Ayrıca filmin ikinci bölümündeki sahnelerde kullanılan ses ve müzik birleşimi, duygu ve durumları canlı tutma konusunda etkisini net şekilde hissettiriyor.

Yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu?

Öncelikle sorumun gerekçesini açıklamak isterim. Özellikle filmin ilk bölümündeki bazı sahnelere ritim tutması için gerekli zaman tanınsaydı ortaya çok daha etkili bir film çıkabilir, senaryo olarak temel hatlarıyla güzel kurulan sahneler, sahnenin alt anlamları ve derinliği konusunda izleyicide daha güçlü daha olgun etkiler bırakabilirdi. Buna ek olarak bazı sahnelerdeki duygu geçişleri ve katmanlı yapının ilk akla gelen replik veya karelerle yansıtılması filmin bütünündeki kaliteyi olumsuz etkilemiş. Soruma gelecek olursak; senaryo, çekim ve kurgu üçgeninde ne kadar bütünlük sağlanabildi, hayal edilenler ne kadar gerçekleşti?

Kimler sever?

Hem genç yönetmenleri takip edenler için hem de karakter merkezli bağımsız sinema örneklerini izlemeyi sevenler için güzel bir tercih olabilir.