Ya herru ya merru psikolojisi: Jaws & Apocalypse Now
Yazı: Utkan Çınar
Filmlerin yapım süreçlerini anlatan işler en sevdiğim belgesel türü olsa gerek. Sinemanın birçok sanat ve mühendislik dalını içermesi, oldukça uzun süreçlerde gerçekleşen projeler, ufacık bir ayrıntının bile projenin geleceğine etki etmesi ve tabii ki ortaya çıkan filmlerin toplumsal DNA’daki yerleri derken oldukça merak uyandırıcı, eğlenceli yapımlar olduğunu söyleyebilirim.
Yakın zamanda sinema tarihine damga vurmuş iki filmin, Jaws ve Apocalypse Now’un yapım süreçlerini ele alan yapımlar ortaya çıktı. Jaws hakkındaki yeni bir işken, Apocalypse Now belgeseli 1991’den. Ama Ultra HD ve Blu–Ray formatlarında geçen ay tekrar yayımlandı. Hatta Britanya’da gösterime bile girdi. 1970’lerde ABD sinemasının yaşadığı değişimde bu önemli iki film; New Hollywood tanımının kapsadığı, Spielberg ve Coppola’nın yanı sıra Scorsese, Friedkin, Cimino, De Palma, Mann gibi efsane isimlerin de yer aldığı dönemin mihenk taşları arasında görülmekte.

Jaws ile başlayalım. 1975’te sinema sektörünün olaya yaklaşımını değiştiren yapıt. Bu değişimin olumsuz yanları da az değil. Blockbuster kültürünü başlatan; Roland Emmerich gibileri başımıza salça eden işin de bu olduğunu söyleyebiliriz. Açıkçası hiç Spielberg hayranı da olmadım. Hatta sevdiğim filmi yok bile diyebiliriz. Ama bu kadar etkili filmler söz konusu olunca kişisel fikirleri bir yana bırakmalı. Jaws o dönem 28 yaşındaki Spielberg’ü sonraki 40 yılın dominant figürlerinden biri yapacak olan film. Çoğunun gerçek doğa şartlarıyla çekilmesi, gerilim konusundaki dinamik kamera kullanımı, sıfırdan üretilen mekanik köpekbalıkları, oyuncuların çoğunun yerel halk olması gibi özellikleriyle gerçekten de “Yeni Hollywood”a anaakım kapısını aralayan film olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 9 milyon dolar bütçeyle 500 milyon dolar hasılat yapması da bunu kanıtlıyor. ABD anaakım sinemasının çok sevdiği “bilinmeyen, yabancı düşman” öğesinin en net örneği.
Jaws @ 50: The Definitive Inside Story isimli belgesel boyunca Spielberg’ün o dönem yaşadığı anksiyeteyi sıklıkla vurgulaması, bugün bile hâlâ yapım sürecini gülümseyerek değil biraz gergince hatırlaması dikkat çekici. Filmin bütçesini aşması ve yaşanan zorluklar Spielberg’ün Hollywood’daki şöhretini kötü etkiliyor başlarda. Onun da elinden gelen “ya herru ya merru” yaklaşımı oluyor.
Jordan Peele, Steven Soderbergh, Cameron Crowe, James Cameron gibi isimlerin katılımı önemli. Hepsi de gayet anlaşılır bir şekilde filmin hem kendi kariyerlerine hem de sinemaya kattıkları dile getirmekte zorluk çekmiyor. Uzun yıllar çok önemli yönetmenlerin filmlerinin “behind-the-scenes” belgesellerine, yani genelde DVD sürümlerinde kullanılan kamera arkası sürecini anlatan işlerin yönetmeni Laurent Bouzereau son yıllarda Natalie Wood, Faye Dunaway, John Williams gibi isimleri anlatan belgesellere imza attı. 2017 tarihli Five Came Back ise bunlardan dikkat çekici olanı. John Ford, Frank Capra, John Huston gibi isimlerin 2. Dünya Savaşı sırasındaki propaganda yapımlarının günümüzden yorumlandığı belgeseli sinema ve tarihle ilgilenen kimse kaçırmamalı. Apocalypse Now’un senaristi John Milius’un da resmen olmasa da Jaws’a da destek attığını belirtelim. Bu iki filmi birbirine bağlayan en önemli unsur. New Hollywood’un kilit isimlerinden.

Çok daha rock’n’roll bir iş olan Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse içinse, rahatlıkla Werner Herzog’un Burden of Dreams’ini referans verebiliriz. Vietnam Savaşı’nın son günlerinde; ABD’nin topluca travma geçirten bu vahşi savaştan bahsetmenin zamanı gelmiş artık. The Godfather filmleriyle şöhreti arşa ulaşmış Coppola, onların gölgesinden bu şaşaalı projeyle çıkmayı planlamaktadır. Geçen yıl aramızdan ayrılan eşi Eleanor Coppola’nın çekimleri kayıt altına alması sayesinde birçok ayrıntı gözler önünde. Olga Tayfunu’nun vuracağı, gerilla savaşının devam ettiği Filipinler’de bir Vietnam yaratmaya çalışmak 238 günlük bir işkenceye dönüşüyor. 1977’de yayımlanması beklenen film 1979’da prömiyerini yapabiliyor.
Filmin kadrosunun oluşturulmasının hikâyesi bilinen noktalar. Yine de Dennis Hopper, burada Herzog’un Kinski’si gibi biraz. Uzaktan da olsa Marlon Brando gibi eksantrik karakterlerle haşır neşir olmak ilginç bir deneyim. Hiç birinin kafasının tam yerinde olmadığı çok belli. Sektörün şimdiki muadil oyuncularına bakınca ne kadar farklı bir dünyada yaşadığımız test edebiliyorsunuz. Belgeselin en ilginç yanı ise Godfather sayesinde çok para kazanmış, çok büyük şöhrete kavuşmuş Coppola’nın dizgini olmayan egosunun kendi üzerinde yarattığı baskıyı kendi ağzından dinleyebilmek. Kendini pes edemeyecek noktaya kadar yüceltmek zorunda hissediyor sürekli. Yaratıcının psikolojisine bu şekilde tanık olmak oldukça ilgi çekici. Yine “ya herru ya merru” psikolojisi. Ama bu bir yanda da yapımın yumuşak karnı belki de. Çok fazla Coppola odaklı. Emeği geçen diğer isimler kendilerine fazla yer bulamamış.
Son olarak da bahsini geçirmeden bitirmek istemediğim bir konuya da değinmeli. Apocalypse Now’daki manda kıyımı sahneleri şimdiden bakınca oldukça can sıkıcı. Filmin konsepti içinde işlese de American Humane Association’ın filme “kabul edilemez” notunu eklediğini söylemeli. Coppola bu öldürme sahnesine orada tanık olmuş ve filme de koymuş. Zaten genel anlamda bolca patlama sahnesiyle de doğaya belli bir zarar veriliyor. Teknolojinin ve kamuoyunun bunu bitirmesi olumlu bir gelişme. Jaws’ın da gösteriminden sonra ABD’de köpekbalıklarını karşı büyük bir kıyım gerçekleşiyor belgeselde de belirtildiği gibi. Bu da çok üzücü elbette. Her iki filmin sanatın gelişimindeki önemini bir yana bırakırsak, “bu her şey insanlar için” benzinli sözüm ona progresif yaklaşımdan kurtulabilmek önemli.
Coppola’nın 35 sene önce dile getirdiği öngörüsüyle de bitirelim, ne kadar haklı çıktığını da okuyucuya bırakalım: “Bence, en büyük umudum, şimdi bu küçük 8 milimetre video kameralar gibi şeylerin çıkmasıyla, normalde yapmayacak insanlar da film yapmaya başlayacak. Ve birden bir gün Ohiolu bir kız yeni Mozart olacak ve babasının küçük kamerasıyla çok güzel bir film yapacak. Ve bu sefer filmlerdeki o sözüm ona profesyonellik sonsuza dek ortadan kalkacak ve (sinema) gerçekten bir sanat dalı hâline gelecek. Benim fikrim bu.”