Kapamak yerine kapıları açmak: Deniz Cuylan ve Durul Taylan

Los Angeles’ta komşuluk eden Deniz Cuylan ve Durul Taylan’ın; yeni başlangıçlar, sürekli değişimler, “Daimon”lar ve son üretimleri üzerine muhabbeti.

Portecho, Manner, GROS, Bright & Guilty gibi sayısız projenin ardından Deniz Cuylan için tek başına bir albüm kaydetmenin zamanı gelmişti. Dinginleştirici ve sihirli gitar melodileri ekseninde genişleyen, bünyede âdeta masaj etkisi yaratan No Such Thing As Free Will’e kavuşmuşken; Cuylan’ı Los Angeles’taki komşusu, 2021’i Netflix filmi Azizler’le açan yönetmen Durul Taylan’la buluşturduk.

Deniz Cuylan: Vay be! Nereden nereye Durul. Vavien zamanından beri, çok saygı duyup takip ediyordum Taylan Biraderler olarak işlerinizi, sonra bir baktım, Los Angeles’ta beraber iki taco atıyoruz, ha desen yan yana evlerde yaşıyoruz falan. Şimdi son bir yıldır da resmen pandemiyi beraber göğüsledik. Ne dersin, yılın aynı günü doğmamız etkili oldu mu bu olaylarda?

Durul Taylan: Nasıl şaşırmıştık değil mi? Gerçi doğum günümüzün aynı olduğunu öğrendiğimizde bağ kurulmuştu çoktan. Bizim durumda bir de Robert Anton Wilson’un “The 23 Enigma” dediği şey var, Wilson’un Burroughs’dan öğrendiği ve kendi hayatında da sürekli örnekleriyle karşılaştığı tuhaf bir tez. Meraklıları araştırabilir, detayına girmeyeyim ama bizi de vurdu bu 23 Enigma olayı.

Deniz Cuylan: Evet, oh be. Her yıl, 23 Mayıs’ta doğum günümü yalnız göğüslemek zorunda değilim böylece. Bundan sonra aramızdaki bu kozmik bağ koparılamaz.

Durul Taylan: Hemen senin albümle ilgili bir soruyla girmek istiyorum konuya. Adını çok seviyorum. No Such Thing As Free Will. Bu bir ‘statement’ mı yoksa ironi var mı? Özgür irade bir mit mi sana göre?

Deniz Cuylan: Bizim uğraştığımız işlerin en iyi özelliklerinden birisi, kapıları kapamak yerine açmak. Akademik bir tez gibi değil de daha diplerde sözle, mantıkla kolay kolay halledemeyeceğimiz konulara girebilmek. Özgür irade meselesi de böyle benim için. Oldum olası çok merak ettiğim bir konu ve her türlü gelişmeyi yakın bir şekilde takip ediyorum. Bir sonuca ulaşmak için değil de bir ilham kaynağı olarak. Ama eskiden naif varoluşçu bir düşünceyle nasıl bir insan olacağımıza her an özgürce karar verdiğimizi düşünürdüm. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bütün insanların kararlarıyla bizim kararlarımızın çarpıştığı yerde dans ettiğimizi düşünüyordum. Biraz ütopik bir düşünce. Son zamanlarda daha çok kendi arzularımızın kölesiyiz gibi gelmeye başladı. Bu arzuların kaynakları da bizim kontrolümüzde mi emin değilim. Sen nasıl hissediyorsun? Hayatındaki her şey senin kontrolünde ve özgür iradene bağlı mı? Hele pandemiyle beraber iyice bu his kırılmaya başladı herhalde.

Durul Taylan: Bilemiyorum, yaşamımın büyük bölümünde kendimi bir şeyler yapıyor, bir şeyler söylüyor durumda buluyorum. Sonra düşünüyorum neden yaptığımı, neyi neden söylediğimi. Gurdjieff herkesin uykuda olduğunu söylerken bunu demek istiyordu herhâlde. Her davranışını, sözünü çok tartıp karar veren biri olamadım hiç. Özgür irade bana çok tuzaklı bir kavram gibi geliyor. İnsan makine değil, ya da Penrose’un dediği gibi “consciousness”ı “compute” ile sınırlandıramayız. Kendimizi bir şeyler yaparken bulmakta bir sakınca da yok, başkalarına zarar vermediğin sürece tabii.

“Sadece başka müzisyenler değil, farklı disiplinlerden insanlarla yaptığım ortak projeler gözümü çok açtı. Ama bir nokta geliyor ve artık denizin dibine tek başına dalıp, kendi nefesine göre orada uzun uzun zaman geçirmek istiyorsun.” -Deniz Cuylan

Deniz Cuylan: Aklıma Penrose’un Lex Fridman’ın podcast’inde söylediği bir şey geldi. Kendisi için materyalistim diyor. Sadece materyalin ne olduğunu tam bilemiyoruz diye ekliyor. Çok iyi, değil mi? Böyle bir açık kapıyla yaklaşmak iyi geliyor bana da. Ama bu aralar normale göre biraz daha olumsuz bakıyorum sanırım. Biraz herkes gibi ben de COVID-19’un yarattığı izolasyon yüzünden, dünyayla bağım kopmuş gibi hissediyorum. Herhâlde o yüzden. İyi haberler de kötü haberler de e-mail olarak geliyor. Sevdiklerimi sürekli sesi bozuk, görüntüsü takılan videolar üzerinden gecikmeli olarak görüyorum falan. Tam simülasyon teorilerinin içine düşmüş gibiyiz. Siz de, Azizler‘in yapım sürecinde de, film çıktığında da, buna benzer bir şey yaşadınız herhâlde. Ne bir gala, ne arkadaşlarla beraber kutlama. Nasıl etkiledi sizi bu durum?

Durul Taylan: Evet, her şey çok değişikti. Galaları hiç sevmem, o yüzden fena olmadı; ama filmi bitirmeye çalışırken herkesle ekran üzerinden iletişim kurmak çok zordu. Bu arada Los Angeles’taki 4 kişilik galamızı unutma, arkadaşlarla kutladık yani filmi!

Deniz Cuylan: Harika bir geceydi benim için. Rahat rahat koltuğumda oturuyorum, hem Azizler‘in galasındayım, hem de filmin yönetmenine “dolaptan bir bira getirebilir misin?” falan diyorum. Daha iyi bir gala olamaz bence de.

Durul Taylan: No Such Thing As Free Will’e geri dönmek istiyorum. Tan Tunçağ ile “melankolik dans müziği” yapan Portecho’dan, Brian Bender’la kurduğun Bright and Guilty’ye uzanan, hep iş birliğine dayalı bir yolculuğun var. Ama bu albümü tek başına yaptın. Bir fark hissetin mi? Tek tabanca olmak nasıl bir duygu?

Deniz Cuylan: Bir müzisyen olarak son derece şanslı hissediyorum kendimi. Hayatımın çok doğru bir döneminde, bir sürü aşırı yetenekli insanla beraber projeler yaparak kendimi geliştirme imkânı buldum. Sadece başka müzisyenler de değil, farklı disiplinlerden insanlarla yaptığım ortak projeler gözümü çok açtı. Ama bir nokta geliyor ve artık denizin dibine tek başına dalıp, kendi nefesine göre orada uzun uzun zaman geçirmek istiyorsun. İki veya daha fazla kişi olduğunda herkes birbirini kısa bir zaman içerisinde ikna etmeye çalışıyor. Bundan bağımsız olmak çok özgürleştirici bir deneyim. Hayatımın sonuna kadar yürüyebileceğim, kimseye bağımlı olmayan bir yol bulmuş gibi hissediyorum. Senin de dediğin, Jung’un bahsettiği hayatımızın en önemli dönemine (Act 3) bu yolu bularak giriş yapmak beni çok mutlu ediyor. Sana da yüz bin kere sorulmuştur herhâlde bu soru. Siz Taylan Biraderler olarak biliniyorsunuz ve gerçekten Yağmur ile tek vücut gibi çalışıyorsunuz. Ama zaman zaman şöyle kendi kendime bir yolculuğa çıksam demiyor musun? Bak Joel Coen tek başına Macbeth yapıyor sanırım şimdi.

Kapamak yerine kapıları açmak: Deniz Cuylan ve Durul Taylan sohbetinin tamamını okumak için buradan Bant Mag. No:74’e ulaşabilirsiniz.

Yükleniyor...