Kim Gordon, The Notwist ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, J. Hakan Dedeoğlu, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: Kim Gordon, The Notwist, Anjimile, Palmiyeler, Kamufle & Genjah, James Blake, Wendy Eisenberg, Cheap Genes, Crack Cloud, Laurel Halo ve dahası.
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Kim Gordon – PLAY ME
(Matador / GRGDN Müzik)
Kim Gordon’ın kimseye bir şey kanıtlamaya ihtiyacı yok. Sonic Youth ile alt. rock’ın kullanım kılavuzunda önemli bir bölüme imza atmış müzisyen 72 yaşında trap tarzı iki dakika civarında şarkılardan bir albüm yapmak isterse de bunu hakkıyla yapacağına güvenebilirsiniz. İki yıl önceki The Collective’de daldığı stil yeni işinde daha da kıvamını buluyor. Beatler, looplar kendine güvenli ve keyifli. Lil Yachty, Charli XCX gibi yeni kuşağın popüler isimleriyle çalışmış Jusitn Raisen ile iyi anlaştıkları belli. Gordon’ın tekinsiz ama oturaklı vokali de albümün genel temasındaki teknoloji bağımlısı toplum eleştirisine de yakışıyor. Gordon’ın solo kariyeri belki çok uzun değil ama Sonic Youth’un gölgesinden dışarı bakabiliyor artık.
TEKLİ: Iceage – Star
(Mexican Summer)
“Beş sene sonraki ilk Iceage teklisi” derken bile içim biraz kıpır kıpır. Danimarkalı ekibin geri dönüşü dans eden gitarların arasından ölüm imgeleri ve aşka teslim olma itiraflarıyla kuşanmış bir hâlde oluyor. Post-punk tavırları her daim baki ama bu şarkıdaki alkış efektleri, “you you you” kısmının biraz pop vokal tavrı şarkıya beklenmedik bir dinamizm ve hafiflik katıyor. Sözlerin sanki Orta Çağ’dan kalma bir fontla yazılmış sözlerinin oluşturduğu kapağı da şarkının “ölümcül bir aşk şiiri” hissini kuvvetlendiriyor.

ALBÜM: Aesop Rock & Homeboy Sandman – Miami Lice: Season Four
(Rhymesayers Entertainment)
Lice serisinin dördüncü halkası, Aesop Rock – Homeboy Sandman ikilisinin birlikte çalışırken hâlâ ilgi çekici sularda yüzebildiğini net biçimde ispatlıyor. İlk şarkı “Who Sent You?”nun bas yürüyüşünü duyduğunuz anda “Hmmm, neler oluyor burada ya?” demeniz olası. Albümün barındırdığı mizahın da net bir örneği. Devamı da kesinlikle yanıltmıyor. Prodüksiyonları bu kez Aesop Rock’ın üstlendiği koleksiyon, “usta MCler bir araya geldi” etkisini teknik beceriye hapsetmiyor. Homeboy Sandman’in daha esnek, gündelik ve kıvrak yaklaşımı ile Aesop Rock’ın daha yoğun ve iç içe geçmiş yazımı birbirini müthiş bir kıvamda dengeliyor. Gösterişli olma ihtiyacı duymaması da karizmasının ardındaki unsurlardan biri.
ALBÜM: Kamufle & Genjah – YALAZ
(Dikkat Records & KÖK Records)
Vokaller ve beatler arasında alışılagelmiş bir hiyerarşiden uzak duran YALAZ, drum’n’bass, jungle ve rap unsurlarıyla bir kokteyl yaratıyor. Kamufle’nin dub eğilimli flowları ve Genjah’ın her an tutuşmak üzere olan tam gaz prodüksiyon yaklaşımıyla yedi parçalık albüm bol kıvrımlı akışıyla kasları esnetip terler içinde kalacağınız bir deneyim vadediyor. Eş prodüktör koltuğundaki Da Poet’in yanı sıra Etoloop ve Levvera’nın da eşlik ettiği albümün açılış şarkısı “İSYAN ET” için Yiğit Kayi yönetmenliğinde çekilen nefis klibi de buradan izleyebilirsiniz.

ALBÜM: Noémi Büchi – Exuvie
(Shutter Music)
Exuvie, İsviçreli besteci Noémi Büchi’nin elektroakustik müziği bir tür parçalama ve yeniden kurma süreci olarak ele aldığı bir albüm. Başlık, Latince “exuviae” kelimesinden geliyor; yani bir canlı kabuk değiştirdiğinde geride kalan boş deri. Parçalar da insanın geride bıraktığı eski hâli ve bu dönüşümün bıraktığı izleri kurcalıyor. Piyano motifleri, sentetik üflemeliler ve parçalanmış vokaller aynı kompozisyon içinde farklı işlevler üstleniyor. Bu karmaşık yapıya rağmen dinleyiciyi asla dışarıda bırakmaması, Büchi’nin konsept anlatı kurgusundaki meziyetlerinin başında geliyor.
TEKLİ: Arda Kül – Buzlar Eriyene Kadar
(Külbastı Records)
Kasım ayında ilk solo teklisi “Manolya”yı yayımlayan Arda Kül, indie folk sularında yüzen besteciliğinin ikinci örneği “Buzlar Eriyen Kadar” ile karşımızda. Vintage tonlardaki akılda kalıcı gitar melodileri ile kana karışan parça, “Sönmüyor, dinmiyor bu yas ama kalbini açmadan gelmeyecek bahar” sözleriyle yeni başlangıçlara davet ediyor dinleyicisini. Arda Kül’ün prodüksiyonunu da üstlendiği parçanın mastering işlemleri Barkın Engin imzalı.

ALBÜM: James Blake – Trying Times
(GOOD BOY)
2023’te Playing Robots Into The Heaven albümünde kulüplerinin duvarlarını inleten James Blake yeni projesinde bambaşka bir misyonu var: Sanırız kalbimizin dikişlerini teker teker sökmeye çalışıyor. Büyük plak şirketi UMG ile yollarını ayıran müzisyenin albümünün her dip köşesinde kendi parmağı var. Bir önceki albümün yüzü ne kadar dışarıya dönükse; prodüksiyon olarak çok daha minimal, soul esintili Trying Times da bir o kadar içine dönük. Albümün en çok parladığı “Trying Times”, “Make Something Up” gibi anlarda Blake’in cümlelerinin ağırlığı sonradan ve beklenmedik şekillerde iniyor dinleyene. Genelde ikili ilişkiler ve yer yer dünyada daha büyük resimde olup bitenlere de dokunan albümün depresyonunun merkezinde elindekini kaybetme ve bir şeyleri yanlış yapma korkusu yatıyor. Fakat James Blake’in diskografisinin daha erken örneklerinde de olduğu gibi müzisyenin kuzey yıldızı hep içindeki ve dilindeki sevgi.
TEKLİ: mclusky – as a dad
(Ipecac Recordings)
Uzun bir sessizliğin ardından geçtiğimiz yıl sahalara dönen Cardiffli ekibin 20 Mart’ta bizlerle olacak mini albümü i sure am getting sick of this bowling alley’den baba olma hâlinin gerilimini çizen bir tekli. Muzip ve köşeli riffler, sivri ve alaycı sözlerle döşeli. Groove’u pek olsa da sabit bir ritimde yürürken tuhaf bir sıkışmışlık hissettiren post-hardcore grubu, bu kez meydan okuyan ama bir o kadar da kırılgan bir havada.

TEKLİ: Cheap Genes – Beni Bul
(Slovenly Recordings)
G. Ananas, Taner Yücel, Ceren Bettemir ve Alican Şalt’tan oluşan yeni rock’n’roll / power-pop grubu Cheap Genes, FFFFFELAKET adını verdiği ilk albümü için geri sayımı “Beni Bul” ile sürdürüyor. Kesik gitar akorlarının taşıdığı parça, yalnızca 88 saniye uzunluğunda ve albümün geri kalanı için merakı iyiden iyiye köpürtüyor. İki güzel haberle bitirelim: FFFFFELAKET, 2000’ler punk / garage rock anlatısını şekillendiren plak şirketlerinden Slovenly Recordings etiketiyle yayımlanacak. Ayrıca Cheap Genes, ilk konseri için 28 Mart’ta Hav Hav! ile birlikte Noh Extended sahnesinde olacak. Detaylar burada.
ALBÜM: The Monochrome Set – Lotus Bridge
(Tapete Records)
İngiltere çıkışlı post-punk ve new wave soundunun öncülerinden demekte beis görmeyeceğimiz, 50. yıllarına merdiven dayayan The Monochrome Set’in hâlâ böyle enerjik albümler yapıyor olması sevindirici. Grup geçen yıllarda her ne kadar vokalist Ganesh “Bid” Seshadri’nin etrafında bolca değişiklik yaşamış olsa da Bid’in o hemen fark edilen vokali şarkıları taşımaya devam ediyor. Belki daha yüklü bir prodüksiyon isterdi gönül, belki vokalleri daha dolu dolu duymak ama cancel edilmiş bir Morrissey veya kariyerleri çok iyi durumda olmayan Franz Ferdinand’dan yeni bir şeyler yerine gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz bu albümü.

TEKLİ: Wendy Eisenberg – Vanity Paradox
(Joyful Noise Recordings)
Boston çıkışlı gitar virtüözü Wendy Eisenberg’in yeni albümünden tadımlıklar gelmeye devam ediyor. “Vanity Paradox”, müzisyenin yine o sınır tanımayan yaratıcı alanında dolaştığı bir parça. Tekrar eden bir gitar cümlesinin etrafında şekillenen yapı, eşlik eden kemanla birlikte sabit kalmak yerine sürekli yön değiştiriyor; tıpkı Eisenberg’in müzikal dili gibi düşünce akışına paralel ilerliyor. “Vanity Paradox”, klasik bir şarkı yapısından kaçınarak, daha çok bir iç monolog gibi ilerliyor. Eisenberg de parçanın duygusal teması hakkında şöyle demiş: “Bu sözler, hâlâ çözmeye çalıştığım vahşi ve kafa karıştırıcı tek bir akış hâlinde ortaya çıktı. Mari (Rubio), tam olarak anksiyete hissine benzediğini söyledi; bu beni şaşırttı ama aslında tamamen doğru. Çözebildiğim kadarıyla, başkalarıyla birlikte var olurken geliştirdiğimiz baş etme biçimleriyle ilgili; aynı zamanda arkadaşların tarafından ‘iyi biri’ olarak görülmek istemenin nasıl bir his olduğuna dair çünkü kendine dair merakın, paradoksal bir şekilde, seni kendine karşı görünmez kılıyor.”
TEKLİ: Bill Orcutt & Mabe Fratti – Almost Walking / El inicio es cuestión de suerte
(Tin Angel Records, Meat Machine, Unheard of Hope)
Son yılların en çalışkan gitaristlerinden Bill Orcutt bizi ihya etmeye devam ediyor. Guatemalalı çellocu ve vokalist Mabe Fratti ile 22 Mayıs’ta yayımlayacakları albümleri Almost Walking’in ilk iki giriş şarkısını paylaştılar bu hafta bizlerle. Aralarındaki 30 yaşlık fark konu müzik olunca ortadan kalkıyor hâliyle. İlk şarkıda özellikle Fratti’nin çellosu oldukça etkileyici, daha bir film skoru havasında. İkinci şarkıda ise Fratti, Orcutt’un post-rock-vari ve tekrara dayalı riffinin üzerine vokallerini konuşturuyor. Albümün pek şık kapağına da bakmadan geçmeyin.

ALBÜM: Resavoir – Themes for Dreams
(L’UNIVERS)
Chicagolu müzisyen Will Miller’ın projesi Resavoir’ın bugüne kadar kurduğu akışkan dünyanın yeni parçası Themes for Dreams, adı gibi uyku ile uyanıklık arasındaki o bulanık çizgide gezinen bir albüm. Resavoir adı altındaki dördüncü albümünde Miller, davulları neredeyse tamamen geride bırakıyor; yönünü yavaşça açılıp yayılan melodilerle buluyor. Trompet, yaylılar ve analog tuşluların birbirine karıştığı bu yeni evrende, sesler keskin hatlarla ayrılmıyor. Albüm de bu yüzden, farklı dokuların zahmetsizce iç içe geçtiği bir rüya hâlinde gibi.
TEKLİ: Billy Fuller – Three Blind Mice
(Invada Records)
16 yıldır Beak>’in 16 bel kemiğini oluşturan; bugüne dek Anika’dan Robert Plant’e onlarca müzisyenle birlikte çalışan basçı Billy Fuller, ilk solo albümü için 3 Nisan’a randevu vermişti. Ev stüdyosunda, kendi başına yaptığı kayıtlardan oluşacak albümden ikinci teklimiz “Three Blind Mice”, minimal ve monoton bir beat üzerine sinematik katmanlarla genişliyor. İlk tekli “Rummer”a kıyasla daha dramatik, Michael Rother-vari bir atmosfer yarattığını söylemek mümkün. Billy Fuller ile albümün yaratım sürecini detaylı bir şekilde konuştuğumuz röportajı da önümüzdeki günlerde bantmag.com’da okuyabilirsiniz.

ALBÜM: E L U C I D & Sebb Bash – I Guess U Had to Be There
(Backwoodz Studioz)
Yoğun bir içerikle, meseleyi yarattığı gerilim üzerinden kuran I Guess You Had To Be There, ciddiyet ve dramayı içine alan bir mecra inşasıyla öne çıkıyor. Zengin dünya dokusu; kopuk gibi görünüp aslında tam yerine oturan, garip mesafelerden ahenk bulan beatler ve kaliteli ama beklenmedik yönlere gitme çabasıyla tanımlanan bir albüm ortaya koyuyor. Kopuk diyaloglar, belki kimi sahneler veya kayıtlardan yapılan sample’lar söz konusu dokuya eklerken abartısızlık koruyor. Mikrofon başında kendini çoktan kanıtlamış NY’li rapçi ve İsviçreli prodüktörün el ele verdiği işte narin melodiler, gerçekçi sample’lar, hem düşsel hem de neredeyse romantik bir dil var. Prodüksiyonun yönü net ama tam gerektiği miktarda da pis. Korunan bir gizem mevcut ki bu sözler, atmosfer ve yapımdaki seçimlerle de pekişen bir his. Kendinde alıştırdığı, o sırada dinlediğini unutturduğu hiçbir an yok. Konuklarımız ise sırasıyla Mattie, Estee Nack, Shabaka Hutchings, Breeze Brewin ve NY’lu Armand Hammer’ın E L U C I D’le birlikte diğer yarısı olan billy woods.
EP: Turgay Yakut – Sonludur Aşk Da
(Bağımsız)
“Onun şiirleri beni iyileştirdi. İsterim ki başkaları da onu tanısın, ondan derman bulsun. İsterim ki albüm geniş kitlelere ulaşsın, bu sayede kaybedilmiş eşsiz ruhlar da anımsansın…” Sivas katliamında yaşamını yitiren şair Metin Altıok’a ithaf ettiği ve Altıok şiirlerini şarkılaştırdığı ilk albümü Sonludur Aşk Da’yı bu sözlerle paylaştı Turgay Yakut. Parçalar çoğu zaman geleneksel şarkı formuna tam olarak oturmuyor; giriş, gelişme, nakarat gibi yapıların yerine daha serbest bir akış var. Düzenlemeler de genelde sade tutulmuş; ağırlıklı akustik gitar, vokal örgüsüne piyanoda Eser Taşkıran eşlik ediyor. Albüm, şairin doğum günü olan 14 Mart’ta yayımlandı.

ALBÜM: Dip Gürültü Vol. 2 (Turkish Lofi Music Compilation)
(Ada Müzik)
Türkiye yeraltı müziğinin 2020 sonrası oluşumlarına odaklanan Dip Gürültü serisinin ikinci albümü. DIY refleksini merkezine alan ve anaakımın dışında kalan isimleri bir araya getiren derleme, yine geniş bir janr yelpazesinde dolaşmış. Punk, grunge ve metal hattının yanında elektronik, ambient ve deneysel üretimler de yer alıyor. Rashit grubundan Tolga Özbey’in derlediği albümde Kaptan Teneke, Murat Mrt Seçkin, Linanil, Awën ve Bolo Bolo gibi isimler yer almakta.
TEKLİ: Başka Yer – Ay Sende
(Rakun Müzik)
2021 tarihli Kalk Yataktan EP’sinin ardından Başka Yer, kadrosunda yenilenmeler yaşayarak “Ay Sende” single’ı ile geri dönüyor. Grubun yeni albümünün habercisi niteliğindeki şarkı, ilk EP’lerine kıyasla daha melodik, daha doğrudan ve dinleyicisine kolay erişim sağlayan bir yapıya sahip. Ufak bir bilgi, bilen bilir, Başka Yer’in kökleri 2000’ler ortalarında, İstanbul alternatif rock sahnesinin aktif gruplarından Ricochet’ye dayanıyor. Zamanında Peyote Müzik etiketiyle çıkan The Burning One albümünü dinlemenizi de ayrıca tavsiye ederiz. Başka Yer’i yeni albümün şarkıları yayımlandıkça yazmaya devam edeceğiz ama şimdilik tertemiz, Türkçe alternatif rock ile arası iyi olanlar için elimizde “Ay Sende” var ve şarkı baya güzel tınlıyor.

ALBÜM: Anjimile – You’re Free to Go
(4AD / GRGDN Müzik)
Işıltılı aşkların, hüzünlü ayrılışların, değişimlerin, keşfetmenin, genişlemenin ve umutlu yeniden başlamaların ucundan yakaladıklarıyla özgürleşmenin o narin ipinde tekrardan yürümenin hikâyesini anlatıyor Boston’a yerleşik folk sanatçısı Anjimile. 12 şarkılık albüm boyunca kırgınlıklar ve korkular arasında tekrardan var olma cesaretini gösterebilmeyi Anjimile’nin yumuşak sesinden dinliyoruz. Hissetmenin özgürleştiren yönünden güç alan You’re Free to Go, folk tınılarıyla hayatın çevresinde yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımızı birleştiren homojen bir duygu kümesini içeriyor.
ALBÜM: The Sophs – GOLDSTAR
(Rough Trade Records / GRGDN Müzik)
Los Angeles çıkışlı altılı The Sophs’un GOLDSTAR’ı tam anlamıyla bir ilk albüm enerjisi taşıyor. Yüksek sesli, hızlı ve fikir açısından oldukça kalabalık. Kimi anlarda biraz fazla hırslı, büyük hedefleri olan bir grup dinlediğinizi hissettiriyor.Pop-punk akorları, flamenko gitarları, 2000’ler garage rock numaraları, dub ritimleri gibi ayrıksı unsurların ince bir matematikle bir araya geldiği akış, şarkıların stüdyo seanslarından ziyade masa başı mesailerin ürünü gibi tınlamasına yol açıyor. Daha albüm çıkmadan “next big thing” olarak etiketlendiklerini hesaba katınca albümün hakkında çok konuşturacağına şüphe yok.

TEKLİ: Palmiyeler – Fiziksel Dünya
(Ortaçağ)
Mertcan Mertbilek’in geçtiğimiz yıl yayımladığı ilk solo albümünün ardından yeni bir Palmiyeler albümü yaklaşmakta. Yoldaki koleksiyonun ikinci teklisi “Fiziksel Dünya”, her şeyin b.ka batacağının farkında olsa da tutkulu birinin ağzından yazılmış. Her şeyiyle gençlik enerjisi taşıyor. “Hey” diye bağırarak eşlik etmesi keyif veren gitar cümleleri de harika. Prodüksiyonunu Mertbilek ile Luca Fritz’in üstlendiği parçayı Sude Kavlak’ın Londra’da çektiği video klibiyle deneyimlemeniz tavsiye, buradan izlenebilir.
TEKLİ: Modest Mouse – Look How Far…
(GP Records)
Modest Mouse beş yıl aradan sonra “Look How Far” ile geri döndü. Grubun alışık olduğumuz soundundan kopmayan şarkı, 1 dakika 56 saniye süresiyle yoldaki albümden kısa bir tadımlık. Coşkulu bir şarkı ama huzursuz; olumlama cümlelerini kaotik bir şekilde eğip büken sözleri ve marş gibi ilerleyen ritmiyle, “en iyi günlerin ileride olmadığı” fikrine odaklı. Davulların başında ise Quasi grubuyla da tanınan eski Sleater-Kinney üyesi Janet Weiss var.

ALBÜM: Crack Cloud – Peace and Purpose
(Meat Machine)
Yasın birçok farklı yüzüyle karşı karşıya gelen Peace and Purpose belki de -ironik şekilde- tam bu yüzden dinleyicisine hayatta olduğunu layığıyla hatırlatıyor. Uzun zamandır ilk defa bir albümü dinlerken bu denli bir şaşkınlık yaşadık doğrusu. Albümün kapağındaki kablolaların bütün kaosu albümün içine de sızmış; bazen patlayıp havaya karışıyor, bazen ritim bölümü sayesinde ayakları daha çok yere basıyor; kontrol altına alınıyor. Grubun kurucusu Zach Choy’un evinin bodrum katında tek mikrofon ve bir sürü eski enstrümanla aldığı kayıtta müzisyen alışılagelmiş tekniklerdense iç sesine ve güdüsüne güvenmiş. Nihayetinde çıkan sonucun da tam hayal ettiği gibi olduğunu ifade ediyor.
EP: Drum & Lace – Terra
(Mesh)
Elektronik müziği folklorik bir çerçevede düşünmeye çalışan bir albüm. İtalyan besteci Sofia Hultquist, ritmik elektronik yapılar ile kök, aidiyet ve doğa temalarını bir araya getiriyor. EP boyunca duyulan hızlı ritimler ve yoğun synth katmanları, geleneksel anlatı hissi taşıyan vokal parçalarıyla yan yana duruyor. Müzisyenin şarkılarında ilk kez İtalyanca sözler kullanması da bu yaklaşımın parçası. Su ile kara, geçmiş ile şimdi, doğa ile teknoloji arasında duran bir ses bütününe sahip Terra’nın genel hissi sürekli bir dönüşüm hâline benziyor.

TEKLİ: No Land – Nehir
(Akustikhane Records)
Sesler ve diller ötesinde bir anlatı benimseyen No Land’in yoldaki albümlerinin ikinci teklisi “Nehir”, aşka dair yazılmış bir mektup gibi. Sözler, aşkı kucaklayan ve içerisinde yavaşça çözülen adımların yönsüz, ne yapacağını bilmezliğini derinden yankılanan, yumuşak ve ince motifleriyle ele alıyor: “Nehir akar durursak olmaz, nehir akar koşarsak olmaz.” Bir o kadar incelikli kapak görseli ise Vahid Danaiefar imzalı.
ALBÜM: Laurel Halo – Midnight Zone OST
(Awe)
Görsel sanatçı Julian Charriére’in video enstalasyonu Midnight Zone’un müziklerini üstlenen Laurel Halo, Pasifik Okyanusu’nun derinliklerine doğru alçalan deniz feneri merceği eşliğinde dinleyeni ağırca suyun daha karanlık katmanlarına sürüklüyor. Yavaş çekim bir serbest düşüş deneyimine benzetilebilecek bu elektro-akustik ambient dizge, drone’lar, işlenmiş yaylar ve likit dokuları andıran efektlerle katmanlı bir hâl alıyor. Melodisi olmayan bu yapı, mekanı tınısıyla dolduran bir sesler bütününe dönüştürüyor. Nadir metallere doygun olmasından dolayı derin deniz madenciliğinin hedefi olan Clarion-Clipperton Kırılma Bölgesi’nin dingin bir duyusal bir haritasını çizen Halo, keşfedilmemiş bir dünyanın türetebileceği merak ve korkuyu bir arada vererek ekosistemin içine daldıkça daha tekinsiz bir havaya bürüyor zihinleri.

ALBÜM: Jorge Drexler – Taracá
(Sony Music)
The Motorcycle Diaries isimli filme yaptığı şarkıyla Oscar kazanan ilk Uruguaylı olan Jorge Drexler, zamanında Shakira ile çalışmış, bir ayağı anaakım sahnede olan bir müzisyen. Bu da dört yıl aradan sonra yayımladığı ve 20 yıl aradan sonra yeniden Uruguay’da kaydettiği yeni albümüne de tavır olarak yansımakta. Bu vaziyet de yer yer iyi fikirlere sahip şarkıların parıltılı bir prodüksiyonla gereğinden fazla sıradan olmalarına yol açmış sanki. Bilenler için eskinin “joy.fm soundu” diyebiliriz! Ancak Latin ezgilerini seven okuyucularımızı için pozitif anlar içereceğine de şüphe yok.
ALBÜM: The Orielles – Only You Left
(Heavenly Recordings / GRGDN Müzik)
Manchester çıkışlı üçlü The Orielles, 2018 tarihli ilk albümleri Silver Dollar Moment’ın ardından geçen süreçte sürekli farklı karakterlere büründü; yeni sesler denedi, deneysel yönlere saptı, kimi zaman da yeniden daha klasik bir çizgiye döndü. Beşinci albüm Only You Left de bu dönüşümlerin doğal bir devamı gibi duran, zengin bir sound’a sahip. Endüstriyel ve elektronik dokuların (ya da grubun kendi deyimiyle “metalik” tonların) hissedildiği albümde, duygusal katmanlar ve sıcak anlar da aynı rahatlıkla kendine yer açıyor. Üçlüyle Tuana Özcan’ın yaptığı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

ALBÜM: The Notwist – News from Planet Zombie
(Morr Music)
Keşiflerle, yeni ses oyunlarıyla geçirilen uzun seneler sonrası Münih’in deneysel elektronik kolektifi The Notwist, bu sefer indie pop seslerden köklenip birden fazla türe dokunduğu acı tatlı bir koleksiyonla çıkıyor karşımıza. Münih’teki evlerinde kaydettikleri News from Planet Zombie, isminden de aldığınız ipuçlarıyla dünyada olup bitenlere dair artan çıkmazlara ve endişelere yanıt olarak, melankolik ve dokunaklı ama aynı zamanda kucaklayıcı ve sıcak etkili enstrümanlarıyla, birlikte olunca yürüyebileceğimiz yolları aydınlatıyor.
TEKLİ: Thundercat & WILLOW – ThunderWave
(Brainfeeder / GRGDN Müzik)
Thundercat, altı yıllık arayı kapatacak yeni albümü Distracted öncesinde bir tekli daha paylaştı. “ThunderWave”, Los Angeleslı müzisyenin WILLOW ile birlikte kaydedilmiş Thundercat’ın müziğinde uzun zamandır aşina olduğumuz suyun altında yüzüyormuş hissi veren bas tonu burada da merkezde. Tekli, onun imzası haline gelen elastik bas yürüyüşleri etrafında kuruluyor; synth dokularının arasından süzülen falsetto vokaller ise parçaya neredeyse buğulu bir atmosfer katıyor..