Ölümden önce yaşam var mı?: Kıştan Sonra

Yazı: Korcan Derinsu

Yoldan Çıkanlar ve Benzersiz Kızım gibi kitaplarıyla dünya çapında başarı yakalayan Guadalupe Nettel, Kıştan Sonra romanında modern insanın yalnızlıkla, aidiyetle, ölümle ve sevgiyle ilişkisini incelikli bir dille kaleme alırken, mutluluğun ne kadar kırılgan olduğunu soğukkanlılıkla gösteriyor. Livera Yayınevi etiketi ve Banu Karakaş çevirisiyle Türkçede.


Ne hakkında? Hikâye ne?

Claudio, New York’ta yaşayan Kübalı bir editördür. İnşa ettiği küçük hayatına onlarca takıntı eşlik etmektedir. Cecilia ise Meksikalıdır. Yeni taşındığı Paris’te bir yer edinmeye çalışmaktadır. Onun da kendine göre takıntıları vardır. Bu iki “sıra dışı” insanın yolları bir noktada kesişir ve bu kesişme aslında büyük bir yüzleşmeye dönüşür. 

Zaman dilimi ve mekân

90’lar sonu 2000’ler başı.
New York’un dar apartmanları, Paris’in kış ışığı ve mezarlıklarının sessizliği. Şehirler fon değil karakter gibi.

Okumadan önce bilmemiz gerekenler

Farklı türlerde yazmayı seven Meksikalı yazar Guadalupe Nettel’in eserleri bugüne dek 17 dile çevrildi. 

Yine Livera Yayınevi’nden çıkan Benzersiz Kızım adlı kitabıyla 2023 Uluslararası Booker Ödülleri’nde kısa listeye kalma başarısı gösteren Guadalupe Nettel’in Yoldan Çıkanlar (Livera Yayınevi) adlı öykü kitabı ve İçinde Doğduğum Beden (Nebula Kitap) romanı da Türkçeye çevrilen diğer eserleri.

Kıştan Sonra’nın çevirmeni, Latin Amerika edebiyatı deyince akla ilk gelen isimlerden olan Banu Karakaş

Kitaba dair en çok neyi sevdim?

Nettel’in mesafeyi bir anlatım tekniği olarak bu kadar iyi kullanmasını sevdim. Yazarın iki şehir ve iki ses arasında kurduğu yankı çok etkileyici. Hem benzer hem de bir o kadar ayrı iki insanın yalnızlık ve depresyon örülü hayatlarını melodrama kaçmadan, soğuk ama etkileyici şekilde anlatmak kesinlikle ustalık istiyor. 

En az neyi sevdin?

Romanın kurmak istediği iklime hizmet etse de Claudio karakterini hiç sevmedim. Yer yer inandırıcılıktan uzak bile geldi doğrusu. 

Yazıma dair neler söyleyebilirsin?

Serin, keskin, dolambaçsız. Melodrama ya da şiirselliğe hiç yüz vermeden ilerliyor. Duygu cilalamaktan kaçan bu sadelik, metnin ruhuna sızmış depresyonu da çok gerçek kılıyor.

Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?

Hızlı başladım ama ortalara doğru tempoyu bilinçli olarak düşürdüm. Yine de tamamı üç – dört günümü aldı.

Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu?

Cecilia’nın gözünden Paris’in ve Paris mezarlıklarının anlatıldığı bölümleri çok sevdim. Yürüyüş yapmayı özellikle kışın sevdiğimden belki bilmiyorum ama o yürüyüşlere ortak olmak istediğim bile oldu. 

Kitap, modunu nasıl etkiledi?

Sıcaktan kavrulduğumuz bu günlere inat içimi dev bir soğukluk kapladı. Bence romanın hedefi de bu zaten. Üzmek, kedere boğmak değil de karakterlerin ruhunu okuyucuya göstermek. Bunu da başarıyor.  

Okurken hiç Google’ladığın şeyler oldu mu?

Paris mezarlıklarının fotoğraflarına baktım. İnsanların mezarlık takıntılarının üstüne düşünülmeye değer bir konu olduğunu düşünüyorum. 

Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?

Kıştan Sonra ne gelir? İyileşme mi yeni bir soğuk hava dalgası mı? Roman bu soruyu açıkta bırakıyor; ismin muğlaklığını ve bu muğlaklığın metinle uyumunu çok sevdim. 

Bu kitabı seven şunları da sever

Mieko Kawakami’nin Gece Yarısı Tüm Aşıklar romanı Kıştan Sonra’yı okurken sık aklıma geldi ama kitaplardan ziyade filmler dönüp durdu aklımda. Lost In Translation (Sofia Coppola), Anomalisa (Charlie Kaufman) ve Trois Couleurs: Bleu (Krzysztof Kieslowski) 

Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?

Dünyaya büyük bir göktaşı çarpmak üzere! Kendisi de aya gönderilecek 10 bin şanslı (!) kişiden biri! Malum yer darlığından yanına sadece bir kitap alma hakkı var, bu kitap ne olurdu?