Son iki yıldan kitabı olsa okuyacağımız 8 film
Yazı: Harun Kubat
Motel Destino’nun gerilim ve tutkuyla örülü mekânı, All We Imagine as Light ile Girls Will Be Girls’ün duygusal keşifleri, Good One’ın sessiz kırılmaları… Her biri sinema salonunda izlerken bıraktığı etki uzun süre bizimle kalan filmler. Kitapları olsaydı her bir satırını tek solukta okuyacağımıza da şüphe yok. İşte karşınızda: 2024-2025 takviminden, hikâyelerini yalnızca beyazperdede izlemekle yetinmek istemediğimiz; keşke sayfalara taşınsa, kitabı olsa ve karakterlerin iç dünyasında biraz daha dolaşabilsek dediğimiz sekiz film.

Motel Destino (2024)
Yönetmen: Karim Aïnouz
Brezilya’daki Motel Destino’nun sahibi olan istismarcı kocası Elias’ın gölgesinde yaşayan Dayana, peşindeki tehlikeden kaçan 21 yaşındaki Heraldo’yu çekici bulup otele kabul eder. Hayatlarının bambaşka dönemlerinde olan bu üçlü arasında zamanla güç ve şehvet üzerine kurulu çatışmalar baş gösterir, hatta hikâye giderek özgürlük arzusunun ağır bastığı bir noktaya doğru sürüklenir. Erotizm sınırlarını yeniden inşa eden, yoğun atmosferi ile öne çıkan film; çaresiz bir aşkın, şiddetin ve suçun iç içe geçtiği, tutkulu bir gerilim sunuyor. İzleyicisine tek mekân sınırlarında dolaşıyormuş hissi verip karakterlerin karanlık dünyalarının en uç noktalarına taşıyor. Tam da bu yüzden kitabı olsaydı diye düşündüğüm ilk film oldu. Dayana’nın saklı öfkesini hissetmek, Elias’ın kurduğu baskıyı gözlemlemek, yolculuğunda Heraldo’ya eşlik etmek ve hikâyesinin daha da sarsıcı olmasına imkân kılındığını görmek isterdik.

Prabhayaay Ninachathellam / All We Imagine as Light (2024)
Yönetmen: Payal Kapadia
Çağdaş dünya sinemasının en özgün yönetmenlerinden Payal Kapadia, A Night of Knowing Nothing’in ardından All We Imagine as Light ile gündemimizdeydi. Mumbai’nin karmaşasında yaşayan üç kadının hayatlarına odaklanan film, kadın dayanışması ve özgürlük arayışıyla örülü bir hikâyeyi konu ediniyor. Toplumun yalnızlaştırdığı ve çaresizleştirdiği bu karakterler, benzer acılardan geçseler de bambaşka arzularla hayaller taşıyor. Kapadia’nın neredeyse belgesel duyarlılığıyla izini sürdürdüğü kamerasının sunduğu o derinlik, satır aralarına taşınsaydı okumaktan vazgeçemezdik. Tıpkı film gibi her detayıyla etkisini yıllarca hatırlatacak türden bir kitap ortaya çıkardı kesinlikle.

Girls Will Be Girls (2024)
Yönetmen: Shuchi Talati
All We Imagine as Light’tan bahsetmişken yakın dönemde Hindistan’dan çıkan bir başka değerli hikâyeyi de hatırlamakta fayda var. Okulunun başkanlığını üstlenen ilk genç kadın öğrenci olarak bir ilki gerçekleştiren Mira’nın eline aldığı tüm kontrolü, yeni gelen bir öğrenciyle yaşadığı aşk yüzünden sarsılır. İkili arasındaki gençlik heyecanını zorlaştıran asıl durum ise geçmişteki arzuları nedeniyle baskıcı bir kimliği olan Mira’nın annesinin dinamiklerine katılması oluyor. Böylece cinsellik ve kimlik arayışını, anne – kız ilişkisi üzerinden derinlemesine işleyen bu hikâye, karakterlerin hem iç dünyasına hem de toplumsal beklentilere sarılmış davranışlarına ışık tutuyor. Mira ile annesinin arzularını ve çatışmalarını incelikli iç monologlarla okumak, anlatının derinliğini artırabilirdi.

Plainclothes (2025)
Yönetmen: Carmen Emmi
1990’lar New York’unda eşcinsel erkekleri tuzağa düşürmekle görevli bir polis, hiç ummadığı bir sürprizle karşılaşır: Hedeflerinden birine duyduğu çekim, onu kendi kurduğu oyunun kurbanı hâline getirir. Görev bilinci ile bastırılamayan arzu arasındaki bu çatışma, sarsıcı bir gerilim yaratıyor. Plainclothes, LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı güvensizlik ve sıkışmışlık hissini, karakterlerin kimlik meseleleri üzerinden incelikle işliyor. Kuir gerilim anlatılarının edebiyatta yeterince yer bulmadığını düşününce, Plainclothes’un bu alana açabileceği kapıları hayal etmek heyecan verici olurdu.

Miséricorde / Misericordia (2024)
Yönetmen: Alain Guiraudie
Alain Guiraudie imzalı Stranger by the Lake, erotik gerilimi konu edinen en güçlü kuir filmlerden biri. Yönetmenin cinsel kimlikler üzerinden her dakikasında neler olacağına dair merak uyandıran bir tarzı var. Misericordia da seks komedisine dayanan ve bu türün beni kendine hayran bırakan yeni bir örneği oldu. Fransa’nın karanlık bir köyünde geçen hikâye, eski patronunun cenazesi için memlekete dönen Jérémie ile açılıyor. Jérémie, planladığı kısa zaman diliminde patronunun dul eşi Martine’in yanında birkaç gün kalmaya karar veriyor. Fakat ani gelişen yeni bir cinayet, tüm kasabanın dâhil olduğu anbean şiddetlenen ve tuhaf bir soruşturma başlatıyor. Böylesine katmanlı bir suçu sayfa çevire çevire takip etmek de epey çarpıcı olurdu diye düşündürüyor Misericordia.

Good One (2024)
Yönetmen: India Donaldson
New York’un kuzeyinde babası ve onun en eski arkadaşı ile hafta sonu gezisine çıkan 17 yaşındaki Sam, yemyeşil doğanın ferah güzelliğinde zaman geçirmeyi planlarken, yetişkin dünyasının karmaşık gerçekliği ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Erkek egolarının çarpıştığı ve Sam için aile içi güveni ile ebeveyn bağını sarsan olayların yaşandığı filmde, izleyiciyi sorularla baş başa bırakan birçok küçük an var. Ne yazık ki üzerinde daha çok durulması gerektiğini düşündüğüm bu konular, senaryoda yüzeysel biçimde ele alınmış. Fazlasını okumak hiç fena olmazdı. Ailesinin “iyi” üyesi olan Sam’in yeni bir kimliği benimsemesi gerektiğini nasıl fark ettiğini anlayabilirdik böylece. Tabii detaylı mekân betimlemeleri de tüm farkındalıkların yanına ekstra bir zenginlik katardı.

Ljósbrot / When the Light Breaks (2024)
Yönetmen: Rúnar Rúnarsson
İnsanlar yas sürecinin ağırlığını, ölümü, yarım kalan duyguları hayatının herhangi bir noktasında yaşamak zorunda kalabiliyor maalesef. Bunlarla başa çıkmak ise herkesin kendi zorlu mücadelesine dönüşüyor. Rúnar Rúnarsson imzalı When the Light Breaks de tüm bu çıkmazın kısa ama ağır başlangıcını merkezine taşıyor. İzlanda’da bir yaz gününde, genç sanat öğrencisi Una, gizli ilişkisi olduğu sevgilisinin ölümüyle sarsılıyor. Bir gün batımından diğerine, kendini yaşadıklarının bir parçası olarak konumlandırmaya çalışıyor. Böylece filmin olası kitabına dair en merak ettiğimiz şey İzlanda’nın soğuk atmosferiyle bu yoğun duyguları nasıl birleştireceği oluyor. Una’nın hem kaybettiği partnerine yönelik hislerini açıkça gösterememesi hem de partnerinin çevresine destek olmaya devam etme çabası her şeyi karmaşıklaştırıyor. Filmin bir kitap formunda var olması, Una’nın iç dünyasına daha derinlemesine nüfuz etmemize ve bu karmaşık duyguların katmanlarını daha iyi idrak etmemize olanak sağlayabilirdi.

KPop Demon Hunters (2025)
Yönetmen: Chris Appelhans, Maggie Kang
Ve son olarak, listenin geri kalanından epey farklı bir filme değinmek istiyorum. KPop Demon Hunters, belki de son senelerin en keyifli ve özgün hissettiren animasyonlarından biri oldu. Kore’nin popüler kız gruplarından HUNTR/X’in, sahnede ışık saçan enerjileriyle herkesin sevgisini toplarken aynı zamanda iblislere karşı karanlık savaşların içine sürüklenmesi anlatılıyor. Acımasız modern müzik sektöründe kendilerine dayatılan kurallarla, hayranların beklentileriyle yer bulmaya çalışan grup, bir yandan da özel güçleriyle doğaüstü varlıklarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Sayfalar boyunca genç yıldızların şöhretle iblis avcılığı arasında sıkışan hayatlarını takip etme heyecanı, rengarenk K-Pop estetiği, korku-aksiyon unsurlarıyla dolup taşan hikâyesi özellikle de fantastik edebiyat sevenler için harika bir tercih olacaktır. Unutmadan filmin soundtrack albümüne de göz atmalısınız, neden bu kadar keyifli olduğunu daha iyi anlayacaksınız.