Müzikleriyle sizi ışınlasınlar: Debonair Detsuki, Çiçek Çocuk ve Ceytengri

Ardı ardına çevremdeki arkadaşlarım güzel üretimler yaparken ve ben “Ne kadar şanslıyım ki bu jenerasyon ile ilişki halindeyim” diye düşünürken birden dünya büyük bütçeli bir distopik filme dönüştü. Hepimiz evlerimize kapanmış ne olacağını elimizde termometre ile bekliyoruz. Evde bir yandan Spotify açık ve ben onların şarkılarını dinlerken bir yandan  gelecek hayallerimi temize çekiyorum. Ceytengri, Çiçek Çocuk ve Debonair Detsuki ile sizi tanıştırmak isterim. Belki bir sonraki cumayı cumartesiye bağlayan gecenizde sizi müzikleriyle evinizden alıp başka bir yere ışınlarlar. Kim bilir!



Röportaj: Metin Akdemir

“Queer aslında sınırların kalkması anlamına geliyor benim için. Gullümümüz* yayıldıkça, madilik ve fobinin üstüne geçiyor.” – Çiçek Çocuk

Biraz kendinizden bahseder misiniz aşkolar bilmeyenlere? Bilmeyenler varsa hâlâ! Neler yapıyorsunuz karantina günlerinde? Zamanınızı nelerle tüketiyorsunuz? “Whole New World” düzenine nasıl girdiniz?

Debonair Detsuki: I go by the name Debonair Detsuki, merhabalar! Türkiye’nin kâbus traliçesi. Dünyanın tek kişilik tek K-pop grubu. Şu an Berlin’de Covid-19 ile mücadele ediyorum. Asıl mesleğim parfümörlük olduğundan üstüme her gün dezenfekte olmak için bir şişe parfüm sıkıyorum. Cildim kurudu, sizin de kuruduğunu biliyorum. Nemlendiricilerinizi unutmayın!

Çiçek Çocuk: Ben Çiçek Çocuk. 5 senedir alternatif ve bağımsız pop türlerinde müzikle uğraşıyorum. Şubat ayında ilk albümüm ÇÇ001’i Table Records altında yayınladım. Türkiye’nin ilk electroclash albümü oldu ve iTunes elektronik listesinde birinci albüm oldu.

Karantina günlerinde minör olarak katıldığım dijital yayınlarla kendimi zinde tutmaya çalışıp, dışarıdan (ve bazen içimden) gelen kötü seslerin üzerini müzikle kapamaya devam ediyorum. Pek bir şey değişmedi aslında benim için son bir senedir karantinada gibiydim. Canlı performanslar başlayacağı an karantinaya geri dönüş oldu.

Ceytengri: Ben de Ceytengri. 22. yüzyıl pop starıyım. Drag, müzik, görsel medya ve sosyal medya kullanarak performans sanatı ve gullüm yapıyorum. Jtamul’la beraber yaptığım teklim “Buz Gibiyim” underground hit oldu ve şarkımı geçen ay hak ettiği kliple taçlandırabildim. Bu günlerde zamanımı, başlangıç noktama geri dönerek, Twitter trollüğüyle geçiriyorum.

Müzik üretmek ile ilgili tutkularınız nasıl oluştu peki? Nitekim biliyoruz ki tüm lubunyalar sesinin güzel olduğunu düşünür, sahne hayaliyle büyür…

Ceytengri: Çocukken baktığım gökyüzünün sıradan bir gökyüzü olması gerekmediğini, yüksek binaların arasında süzülen ejderhalar görebileceğimi fark ettiğimden beri kendim ve dünyayla ilgili çok büyük kafalar yaşıyorum ve onları da elimden geldiğince dışarı vuruyorum. Dışavurum yöntemlerimin benim istediğim ve inandığım kadar çok sayıda olabileceğini keşfederken araya müzik de girdi. Müzik üretmekten çok sahnede platform topuklularla ve lateks kıyafetlerle fink atmak asıl önceliğimdi ama bu fanteziyi yaşarken kimsenin benim müziğimi benim için yapmayacağını anlayınca iş başa düştü.

Çiçek Çocuk: Elime ilk albümü aldığım ergenliğimin ilk günlerinden beri; şarkılarımı yazıyor, onları albümler haline getirip, konser sahnesinde nasıl yayınlanacağına kadar detaylı planlar kurardım. 10 yaşımdan beri profesyonel oyunculuk yapıyordum, konservatuvarda çello bölümünü bile kazanmıştım hatta. Türkiye’de bu işe adım atmanın riskini göze alamadım uzun bir süre. Müziğin hayatımın her kısmını zincirlediğini görüp, bu zincirlerden kurtulmak dışında bir şansım olmadığını kabul ettiğim an gerçekleştirmeye koyuldum.

Debonair Detsuki: Her L* gibi ben de küçüklüğümden beri müzik dinlerken, her zaman o müziğin sanatçısı benmişim, o sırada da klibinde oynuyormuşum gibi hayal kurardım. Sesimin olay olduğunu düşünmediğimden hiç ciddi olarak müzik üretmeyi düşünmedim ama ben ve röportajdaki diğer iki artiste bakarsak, olay eserler çıkarmak için billur bir sese ihtiyacınız yok.

Peki beraber çalıştığınız insanları nasıl belirlediniz? Yaptığınız müziklerin niş bir tarafı var ve beldesel* getirilerinin pek de yüksek olmayacağını düşünüyorum. Buradan doğru ekibi nasıl ikna ettiniz?

Debonair Detsuki: “Zehirle”yi Çiçek Çocuk olmasaydı yapamazdım diyebilirim. Beni şarkı söyleyebilecek, söz yazabilecek, müzik artisti olabilecek biri olarak gördüğü için hâlâ minnettarım. Bana gelip, önüme Türkiye’nin en olay müziğini bıraktı ve ben onu aldım, atıp fırlattım, zehirledim, leşleştirip Debonairleştirdim ve ortaya “Zehirle” çıktı.

Çiçek Çocuk: Kendi işlerinizi ortaya koymaya başladığınızda zaten bir şekilde sizinle benzer beğenileri olan insanlarla bir araya geliyorsunuz. Çoğu kişi bu şekilde işlerime dahil oldu. Bittikten sonra yolumuz Table Records’la kesişti. Kendi müziklerini yapan sanatçılara yer veren bağımsız bir yerle çalışmak istedim, yaptığım söylemleri ve argümanları sansürlemeyecek.

İnandığımız hikâyeleri anlatmaya çabalıyoruz. Ne yazık ki Türkiye’de bu sanatçılardan haberdar olamıyoruz ama ana akım işlerin altında bu sınırlara ayak uymak istemeyen bir jenerasyon var. Ben ilk filizleri olduğumuzu düşünüyorum. Geleceğin parlak olacağını ummak ve hayallerin için ter akıtmak en ikna edici faktör. Bir de icralarınız.

Ceytengri: İstanbul şu an queer sanatçıların müthiş işler başarması için inanılmaz bir yer çünkü kendimizi var etmek için savaşma hırsımızı körükleyecek kadar çok şiddet görüyoruz ama kökümüzü kurutacak ve tamamen susturulacak kadar baskı da görmüyoruz. LGBTİ+ propagandası yapmanın tamamen yasak olmaması ve yaşama, barınma, okuma gibi haklarımızın açıkça değil el altından ihlal edilmesi gibi lütuflarla yaşıyoruz. Bütün bunların farkında olan ve yaratıcı olmak için büyük bir tutkuya sahip insanlarla biraz şansla biraz da benim şansımı zorlamamla bir araya geldik. Birbirimizin yapabileceği şeylere dair büyük inançlarımız olduğu için farklı vizyonlarla da olsa beraber çalışabiliyoruz. Pek çoğumuz yaratıcı olmak ve diğer insanların yaratıcı olmasına yardım etmek istiyoruz. Beldenin konusu nadiren açılıyor.

Sizi kim dinlesin? Nasıl bir kitlenizin ve hayranlarınızın olmasını istiyorsunuz?

Çiçek Çocuk: “Tutan çocuklar dinlesin” ya da “sadece pasifler için bu albüm” diye espri yapardım. 🙂 İlk işimde aslında kendim dinlemek istediğim albümü yapmak istedim. Çevremde bu tarz müziği tüketebileceğim bir imkânım yoktu. Türkiye’ye queer sanatçıların gelmesinin veya iş yayınlamalarının bilhassa zor olduğunu hatırlamak lazım.

Benim ulaşmaya çalıştığım kitle aslında bir şekilde bize kaşıkla sunulan tertemiz ve genel kitleyi hedefleyen işlerden sıyrılıp çirkin ve/ya samimi bir öneri arayan her kimselerdi. Çok farklı yerlere gitti, benim aradığım samimiyeti arayan ne çok insan varmış. Bu kişilerin arasında hayatında queer etkinliğe gitmemiş insanlar da vardı. Aslında attığımız her adımla başka kitlelere ulaşabiliyoruz ve bunu queer bir sanatçı olarak yapabiliyor olmak bana büyük gurur veriyor.

Ceytengri: Değeri öldükten sonra ya da gününden yirmi sene sonra anlaşılan bir sanatçı olmak istemiyorum. Emeğimin ve başarımın meyvesini hemen yemek istiyorum. Dünya starı olmak ideal olurdu tabii ki ama önceliğim bu süreçte kendi sesimi kaybetmemek ve benimle benzer deneyimler yaşamış insanlara hitap etmek.

Debonair Detsuki: Doğrusu “Zehirle”yi yayınladığımda olabildiğince fazla kişiye ulaşsın gibi bir kaygım yoktu. Şarkının sözleri, tarzı, her şeyi oldukça niş ve hitap edeceği kesim çoğunlukla underground queer sahnesinden olacaktır. Bu benim için bir sorun değil, aksine bir blessing. Queer birinin şarkımı sevmesi, ilham alması, yaşaması ve yaşatması benim için her şeyden değerli. Bunu da başarabildiğimi düşünüyorum. Ceytengri’nin son YouTube videosunda “Zehirle”den kesitler çalması is my 100 million youtube views.

Yükselen ve sayıları artan queer performerları ve bunun beraberinde getirdiği kültürü nasıl değerlendiriyorsunuz? Madilik* ve fobi gittikçe azalıyor mu?

Debonair Detsuki: Madilik ve fobinin azaldığını düşünmüyorum, aksine artıyor bile olabilir. Ama bunun illa negatif bir şey olduğunu düşünmüyorum, bu artışın artan sayımızın daha önce fark etmediğimiz problematik yönlerimizi ortaya çıkarttığını ve bu madilikleri çözümlememizin uzun vadede komünite olarak bizi çok ilerleteceğini düşünüyorum. “Zehirle”den alıntılamam gerekirse: “Gullüm, ifşa, drama, I’ve had enough, it’s too much. Yıkık, yitik, yanık, that’s who we are, it’s not right.”

Çiçek Çocuk: Ben kendi aramızda çoğaldıkça güzelleştiğimizi düşünüyorum. Çoğaldıkça özelleşiyoruz. Ceytengri’yi, Madır Öktiş’i, Burakbey’i, Jtamul’u başka bir sanatçıdan referans vererek anlatamam mesela. Yepyeni karakterlerin doğuyor olması bu kişilerin de kendi alanlarında yayılmasına sebebiyet veriyor. Hepimiz kendi yarattığımız alanlar içerisinde çok farklı noktalarda insanlara dokunabiliyoruz. Benim her zaman amaçlarımdan biri alt kültürde queer bir dokunuş yapmak, bu iki benzer kitleyi bir araya getirmekti. Techno, alternatif müzik, punk çevrelerinden müziğime ilgi duyan insanlar var ve bazıları aralarında da böyle bir temsille ilk defa karşılaşıyorlar. Çevremizi açtıkça gullümümüz yayılıyor. Gullümümüz yayıldıkça, madilik ve fobinin üstüne geçiyor. Queer aslında sınırların kalkması anlamına geliyor benim için. Queer düşüncenin ötekileştirilmişlerden çok norm içinde yaşayanların işine yarayacağını düşünürüm her zaman. Bireysel olması sebebiyle mükemmel bir çözüm değil belki ama sınırlarımızı aralamak için iyi bir başlangıç.

Ceytengri: Güvenli alanlarımızı yarattıkça ve genişlettikçe bu alanlarda birbirimize uyguladığımız şiddeti ve madiliği de göz önünde bulundurmamız; ve böyle sorgulamalardan muaf olmadığımızı hatırlamamız gerekiyor. Sığınacağımız insanlar da birbirimiziz. O yüzden her şey çok kafa karıştırıcı olabiliyor ama bulantıların netleşeceğine inancım var. Arada temiz hava için pencereyi açmak gerekebiliyor.

Yakın zamanda yeni fikirler, üretimler olacak mı? Hele ki evlere kapandığımız bu günlerde online platformlarda zamanımızı geçirirken, personanız ve üretimleriniz için yeni/yaratıcı yöntemler kullanmayı düşünüyor musunuz?

Çiçek Çocuk: Karantinanın ilk haftalarından itibaren dijital olarak yaptığım ufak çalışmaları paylaşmaya devam ediyorum. Periyodik olarak canlı konserler ve setler düzenlemeye devam edeceğim. 5 ay önce ikinci albümü yazmaya başlamıştım, ona devam ediyorum. Üretkenlik için güzel bir zaman değil ama kendimizi keşfetmek için doğru bir zaman olduğunu düşünüyorum. Bir de insanları (ve kendimi) karantina bittikten sonra “ne kadar kapandık değil mi” diye darlamak istemiyorum. O yüzden gelecek için üretiyorum. Her bir son veriş, yeni bir başlangıçtır diyelim.

Ceytengri: Sosyal bir kelebek olduğum için işlerime her zaman istediğim kadar odaklanamıyorum ve motivasyon bulamıyorum ama karantina sayesinde evde oturup çalışmak için bol bol boş vaktim oluyor. Bu aralar Youtube’dan da eksik kalmamaya çalışıyorum ve internetin başımıza gelen en iyi şey olduğunu düşünüyorum. Dışarı çıkmadan ve kimseyle fiziksel olarak vakit geçirmeden ne yollarla iletişim kurabiliyoruz, bu iletişimin gidebileceği yerler ve sınırları neler ve sınırlarını nasıl zorlayabiliriz diye kafa yoruyorum bütün gün. Yeni şarkılarım yapım aşamasında ve bir sonraki teklimin büyük bir ters köşe olmasını bekliyorum.

Debonair Detsuki: İtalo-disco ve 80’s disco tarzında şarkılar yapmak şu an en büyük hayalim. Divine ve şarkılarına çok performans yaptım ve yaşattım. Aynı tarzı Debonair ile günümüze taşımak aşırı istiyorum. Kendini tekrar eden, melodik, eski tarz synthler kullanan prodüktörler varsa lütfen benimle iletişime geçsin. Debonair’den bu kadar. Sevgiler.

*NOTLAR:

Whole New World:  SOPHIE’nin bir şarkısı
Belde: Lubunca para anlamında
L: Lubunya kısaltması
Madilik: Lubunca kötülük anlamında
Gullüm: Lubunca neşe, kederden uzak durmak için yapılan sohbet anlamında.
*Yazara ait notlardır.