“Ney, benim için kapıları açan özel bir anahtar”: Burak Malçok

Daha önce Mercan Dede ve birçok müzisyene albüm kayıtları ve canlı performanslarında eşlik eden neyzen Burak Malçok, Saklı Nefes isimli ilk albümünü geçtiğimiz aylarda Oneart Records etiketiyle yayınlamıştı. Malçok’la hem ilk albümü hem de ney ve müzikle olan ilişkisi üzerine konuştuk.



Röp: Cem Kayıran

İlk olarak ney ile nasıl tanıştığınızı dinlemek istiyorum. Bu enstrümanla olan yolculuğunuz ne kadar eskiye dayanıyor?

Ney ile lise hayatımın sonuna doğru tanıştım. 16 yaşındayken, hayatın o yaş algısı ile zor olduğu zamanlarda çıkageldi ney. Antalya’da yaşıyordum o zamanlar, ergenlik döneminin çalkantıları ve arayış dönemim çok zorlu geçti. Biraz da yalnız geçti o dönemlerim ve o müzik tek terapimdi… Sonra ney hayatıma girdi, hep duyduğum sesin bir gün televizyonda izlediğim Mercan Dede’nin üflediği enstrümandan çıktığını gördüm ve o enstrümanın “ney” olduğunu öğrendim. Çok yaşlı biri değilim ancak bundan 13 sene önce çok zordu ney ile alakalı bilgiler edinmek veya kurs almak. Ailemin çok büyük desteği ile akordu bozuk ama benim en özel neyim, televizyonda gördükten sonraki gün geldi bana. Ben ney ile uyuyup, ney ile uyandım. Her anlamda kalbime ve ruhuma iyi geldi… Kapıları açan özel bir anahtar oldu ruhumda ve dünya hayatımda. Şu an bu röportajı yapabilmek dahi bir şekilde o gün neyin bana gelmesi iledir…

Saklı Nefes albümünün hazırlıkları ne kadarlık bir sürede gerçekleşti? Şarkı yazımında önceki çalışmalarınızın ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

Saklı Nefes albümü temel olarak aslında konservatuar başlangıç yıllarına dayanıyor fakat fiziki açıdan kayıtlar, aranjeler ile son 1 yıl içinde tamamlandı. Önceki çalışmalarım aslında çok fazla yok. Konservatuarda kendi kendime kaldığım zamanlarda ses kayıt cihazıma aldığım ufak kayıtlar, cümleler birleşti, bestecikler oluştu ve sonra onlar da demlendi, laptop’umda oynadığım ses programları ile elektronik altyapılar ile uğraşmaya başladım. Ufak ufak bir şeyler çıktı ve sonra bu albüm oluştu. Aslında yapıp yapıp kenara attığım onlarca kayıt var. Bu albüm için seçtiklerimiz bunlardı. Umarım ilerisi için de yine o ilk yıllarımdan kalan hatıralarım ile bu zamanlar arasında köprü kuracağım besteler oluşur..

İlk albümünüz için bugüne kadar beklemiş olmanızın sebebi nedir? Ya da bir başka şekilde soracak olursak, 2016’yı ilk solo albümünüz için doğru zaman kılan şeyler neler?

İlk albüm için bu kadar beklemek galiba demlenme sürecinden kaynaklanıyor. Çok klişe de olsa her şeyin zamanı var sözünü yaşıyoruz. Beste denemelerim hatta bence beste denemeyecek kadar ufak besteciklerim belirttiğim gibi okul yıllarında hep toplandı, birikti ve 2016 yılında, askerlik dönüşü, “Artık zamanı geldi” dedim ve toparlamaya başladım. Albüm çalışmaları sırasında “Acaba yanlış mı yapıyorum?”, “Daha beklemeli miyim?” sorusunu hep sordum, ancak zamanın borusunun öttüğü bir evrende artık çok geç kalınmayacağını hissettim ve günahıyla sevabıyla bu albüm çıktı.

Yeni bir oluşum olan Onearth Records’la albüm için çalışmak nasıldı?

Onearth Records aslında bu albümün çıkmasındaki en önemli unsurlardan, hem maddi hem manevi desteklerini benden esirgemediler ve benim artık albüm çıkartmam gerektiğini her zaman belirttiler. Desteklerini hiçbir zaman unutamam. Onearth ailesi en yakınımdakiler, Zeynep Hamedi, Arkın Ilıcalı (Mercan Dede) ve Hakan Toksoy… Her biri işlerimizin yanı sıra kalpten sonsuz muhabbetle bağlı olduğum insanlar ve bu şirketin daima güzel ve samimi projelere imza atacağına yürekten inanıyorum.

Albümde Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan, Umay Umay gibi konuk isimler var. Albümü tanımlarken “Dile düşüremediğim tüm kelamların Ney’im ile vücut bulmasıdır” gibi etkileyici bir cümle söylemişsiniz. Bu anlamda, albüme konuk olan sanatçılarla olan çalışma biçiminizi merak ediyorum. Sizin için bu kadar içsel bir anlamı olan bir albümde yer alacak konuk müzisyenleri nasıl seçtiniz? Üretim için nasıl bir metot takip ettiniz?

Albümde yer alan Göksel Baktagir ve Yurdal Tokcan benim okul yıllarımda her daim diplerinde olmaya çalıştığım hocalarım, konserlerine saatler öncesinden gidip hem müzikal açıdan hem de ahlak açısından çok şey öğrenmeye çalıştım… Enstrümanları ile apayrı bir bağ kurup ilahi sözcülük yapan bu 2 insana bu teklifle gidince tereddütsüz kabul etmeleri gönüllü olarak beni çok mutlu etti ve şarkı yazımlarında veya onların eşliklerinde her şeyi onlara bıraktım. Ve her ikisi de harikalar yarattı.. Umay Umay ile de albümde büyük emeği olan düzenlemelerde ve bir remiks ile de albüme katkı sağlayan çok sevgili Serkan Alkan vesilesi ile tanışmıştık. İlk tanışmamızı hala unutamam. Ney üflediğimi söylediğimde “Ben neyden nefret ederim” demişti. Daha sonraki muhabbetimiz, birbirimize kayıtlar göndermemiz ve belli dostluk ve müzikal birliktelik sonunda “Neyi bana sevdiren adam” diye sosyal medyada dahi paylaşımda bulunması benim için çok ama çok özeldir. Umay Umay ile bağımız bazı dönemler çok yoğun görüşemesek de hep daim oldu. Ve muazzam bir şiir ile “Suskunlar Denizi” parçası çıktı. O eserin önemli bir dipnotu ise; eserde icra ettiğim neyin, ilk defa kendi paramla aldığım neyimin sesidir.

Herkesin hayatında zorluklar illa ki olmuştur. Benim hayatımda da oldu,  çok konuşan hatta konuşabilen biri olmadım (konserlerde hala bunun stresini yaşıyorum). Ancak bu suskunluk iyi ki beni buldu. Susunca açılan kapılar ve içten dile dökülmeyenlerin tek vücut bulduğu araç müzik oldu ve aslında ney oldu… Aslında söze düşmeyen anlatamadığın hal bir nevi aşk oluyor ve bunu ses titreşimleriyle karşındaki insana hissettirmek muazzam bir duygu. Bunu bazen hissediyorsun. Konserden sonra gelen bazı kişiler diyecek çok şey bulamıyorlar ancak gözlerinden, bazen gözyaşlarından o hissediliyor… Bunları görünce duyunca hissedince diyorum ki “Doğru yoldayım”. Umarım daha da büyüyerek ilerleriz.

Borusan Müzikevi’ndeki ilk konserinizde dinleyicinin karşısında kendinizi nasıl hissettiniz? Önümüzdeki aylarda kesinleşen konserleriniz var mı?

Dediğim gibi konuşmayı çok becerebilen biri olmadığım için biraz tedirginlik hissettim, bana göre sahnede konuşurken saçmaladım çok ama herkes (büyük ihtimalle ben üzülmeyeyim diye böyle diyorlar ama) çok güzel konuştuğumdan bahsetti. Çok kişilere eşlik edip çok farklı yerlerde sahne aldım, ancak ilk defa kendinize ait bir projede, kendi sorumluğunuzda bir konserin başında iseniz iş bambaşka oluyormuş. Bu hem yoğun, heyecan verici hem de biraz tedirgin edici idi ancak sahnede müzik yapmaya başladığımız anda her şey rayına girdi..

Bu arada bu albümün World Music Charts Europe’a ağustos ayına 4. sıradan girmesi bizim için de çok çok büyük mutluluk oldu. Yurtiçinde de koşturmamız var ancak daha çok yurtdışı konserler için koşturuyoruz. Borusan Müzik Evi lansmanından sonra, henüz 1 hafta olmuyor Bulgaristan’da Beglika Festival’inden geldik. Rodop dağlarının eteğinde ve göl kenarında 4 günlük çok özel bir festivalde Deep Forest  ile aynı gün sahne aldık. Yakınlarda Türkiye’de 3 konserimiz vardı, ancak malum nedenlerden ötürü iptal edildi. Görüşme de olduğumuz birkaç yurtdışı festivallerinden umutluyuz.