Prenses Diana suretindeki bir Kristen Stewart, bu kez Oscar’a yürür mü?

Gizemli ölümünün üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da Prenses Diana hâlâ 90’lardaki kadar sevilen, popüler bir figür. Onun hikâyesinden sıklıkla nemalanan beyaz perde, hem kurmaca hem belgesel yapımlarla kotasını doldurmuş gibi gözükebilir. Naomi Watts başrollü, pek matah sayılmayacak film Diana’nın ardından çekilen son The Crown sezonunda Emma Corrin’i izlemiş; meşhur figüre beklentileri karşılayan bir performansla hayat verdiğine şahit olmuştuk. Yine de künyesindeki isimler nedeniyle, 78. Venedik Film Festivali’nde prömiyer yapacak olan Spencer ayrı bir coşkuyla bekleniyor. İlk fragman hemen şurada.


Şili sinemasının en güçlü temsilcilerinden olan; No, Neruda, Ema, Tony Manero, Post Mortem gibi yapımlarla örülü sağlam bir kariyeri bulunan Pablo Larraín, Natalie Portman’a Oscar adaylığı kazandıran Jackie ile benzer izleklere sahip bir anlatıyla karşımızda. Diana’nın hayatındaki önemli bir dönüm noktasına, kim olduğuna dair duygusal bir arayışın içinde olduğu anlara dalıyoruz.

Aralık 1991’de, Galler Prensi ve Prensesi’nin evliliği için tehlike çanları çalıyor. Aldatma ve boşanma dedikoduları ilişkinin üzerine bir gölge düşürmüş olsa da Sandringham Malikanesi’nde düzenlenecek Noel kutlamaları için barış sağlanması emrediliyor. Sinopsiste “Bu yıl her şey çok daha farklı olacak” cümlesi geçmekte. Bu evliliğin artık sona geldiğini düşünen Diana’nın boşanmaya karar verdiği kritik zaman aralığı işlenecek. Kristen Stewart bir röportajında, “Film, yeni bilgiler vermekten ziyade, onun nasıl hissetmiş olabileceğine dair şiirsel, içsel bir hayal gücü” demişti.

Stewart’ın Diana suretinde ilk görseli internette büyük bir infilak yaratmış; oyuncunun rolün üstesinden gelip gelmeyeceği tartışmaları arasında bir Amerikalı olarak İngiliz aksanını nasıl ele alacağı da merakla beklenir olmuştu. Fragmanda yalnızca 2 kelime söylüyor, dolayısıyla aksan çalışması hakkında bir yorum yapmak güç. Yine de kalabalıklar içinde yalnız kalışını, acımasız paparazzilerden kaçışını, dedikodularla ve istenmeyen şöhretle imtihanını izlediğimizde, iyi bir iş çıkardığını pekala hissedebiliyoruz. Kadroda Prens Charles’ı canlandıran Jack Farthing’in yanı sıra Timothy Spall, Sally Hawkins ve Sean Harris de yer alıyor.

Twilight sonrası köprünün altından çok sular akmış olsa ve hatta Clouds of Sils Maria ile César Ödülü kazanan ilk Amerikalı kadın oyuncu olarak tarih yazsa da kendi ülkesinin prestijli ödüllerinde şeytanın bacağını bir türlü kıramamıştı Stewart. Belki de ilk defa bu kadar yakın Oscar’a.