Bir sansürcünün gördükleri: Silinmiş Sahneler üzerine

Hakan Bıçakcı’nın İletişim Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan, sinemacı olma hayaliyle yola çıkıp kendini sansürcü olarak bulan bir kurgu operatörünü odağa aldığı son kitabı Silinmiş Sahneler; bugün burada yaşamanın, sürekli haberdar olmanın, her şeyi görmenin, hiçbir şey yapmamanın yorgunluğu üzerine. Hakan Bıçakcı ile Silinmiş Sahneler üzerine yapacağımız röportajın eli kulağında olduğunu da ekleyelim.


Ne hakkında? Hikâye ne?

Kendisini temsil eden mavi noktaya bakarken tanıştığımız baş karakteriyle el sıkışmalı daha ilk sayfadan. Devamında sadece mavi noktayı değil, onu çevreleyen bütün bir kurgusal gerçekliği takip eden, “sakıncalı” görüntüleri filmlerden kesme görevini yürüten bir sansürcünün, kendi hayatına yonttuğu bu türden tuhaflıklarla anlaşmak epey zor olabilir yoksa. Olağan mekânların şekil değiştirdiği, kimi olağanlıklarınsa kendiliğinden rahatsız edici olduğu bu Bıçakcı hikâyesinde; niyeti karşısına çıkan dehşet verici manzaralardan kurtulmak olan bir karakteri takip ediyoruz. Kendi kendini çözmek için kaçıyor, kovalıyor, görmezden geliyor. Sakın bakma, arkanda!

Zaman dilimi ve mekân

İstanbul’da konumlandığımızı, bu şehirde binlercesi bulunan Huzur Apartmanı’ndan, 4. Levent’in arkasında yer edinen rezidanslardan, İstiklal’in yılışık meyhane / kebapçılarından anlıyoruz. Tam olarak 2022’de oluşumuz ise değişimsizlikten dem vurulan anlarda zikrediliyor.

Okumadan önce bilmemiz gerekenler

Yazar en son Normal Nefes Almaya Devam Edin kitabını sakince yeryüzüne bırakmış, “bugünün tekinsiz dünyasının yarattığı sanrılar içinde kaybolan insanın metaforlar üzerinden, incelikli bir dil ve ritmi yüksek bir kurguyla anlatılması” nedeniyle Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kucaklamıştı. Şimdilerde Fatma Cihan Akkartal ile birlikte ürettikleri, cyperpunk’tan uzay yolculuklarına, fezaya gidenlerden canavarlara uzanan Bilimkurgunun Korkuları video serisinin 5. bölümünü fırlatmış durumdalar.

Ayrıca Bıçakcı’nın bir de her bölümde farklı konu ve konuklar ile şehri arşınladığı İstanbul Turu podcasti bulunuyor. Kimi bölümleri, kitabın da fona müzik ve sinemayı alması nedeniyle biçilmiş kaftan.

Kitaba dair en çok neyi sevdin?

Akış boyunca zamanı geri almaktan ve önce – sonra etkisini bozmaktan çekinilmiyor. Hem bu durum hem de bazı mekânların birkaç sayfa içinde bir benzetmeden diğerine kayması, karakterin / yerlerin gerçeklik etkisinin bozulduğunu iyice betimliyor. Evet, karakter bazen hangisi gerçek hangisi hayal bilmiyor. Öte yandan hayatın kendisi de buna izin vermeyecek kadar gerçek dışı hissettiren saçmalıklarla dolup taşıyor. Kitap ince ince gösterdiği bu sahneleri, geniş gözlem gücüyle ördüğünde keyifli bir eşitliğe ulaşıyor.

En az neyi sevdin?

Karakter hayatının kontrolünü kaybettiği anlarda, durumla baş etmek için birçok tercih ile baş başa kalıyor. Bazı tercihler yaşamını bayağı değiştirse de bazıları sonuçsuz kalıyor. Bu çabayı bir deneme yanılma tahtası gibi gördüğünü anlamakla birlikte daha ayrıntılı bir çözümleme içimi rahatlatırdı. Bir de açılıştaki kasap vitrini sahnesi epey zorluydu. Bir kısmımız 3. sayfadan başlasak?

Yazıma dair neler söyleyebilirsin?

Teknik olarak beş bölüme ayrılan bir çerçeveleme var. Hemen her bölüm pırıl pırıl akıyor, en fazla hop diye biraz ileriye atlıyoruz. Ortaya bir pergelin ucunu koyduğumuzu varsayarsak, karakterin -ismi olmadığından her seferinde bu şekilde bahsini geçirmek bir zorunluluk- çevresini içine alan genişçe, tatmin edici bir daire çizmek mümkün. Nitekim aile üyeleri, arkadaşları ve partneri kısa sürede yazarın kendine has dilinin yılmaz destekçileri oluyor.

Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?

Hangi içeceği arzu ederseniz onunla, uygun zamanda buluşulacak tek bir oturuşa bakar.

Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu?

Görece kısa bir kitap olması nedeniyle son iki bölümü iki tekrarla okudum. Değişimi ve olan biteni sindirmek açısından yerinde olduğunu düşündüm.

Okurken hiç Google’ladığın şeyler oldu mu?

Referans verdiği filmleri ve bahsi geçen müzikleri bolca. Bir ara sansürle ilgili haberleri hatırlamak amacıyla Google arşivini de deştim, iyi bir hafıza egzersizi sunduğunu söyleyebilirim.

Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?

İtiraf etmem gerekirse kitabı ilk gördüğümde, adının Sahneler Silinmiş olduğunu sanmıştım. Bunu bir anons gibi düşünerek epey eğlenmiştim. İki türlü de hoşa giden, tanımlayıcı, yerli yerinde bir isim seçilmiş.

Bu kitabı seven şunları da sever

Çoğunlukla hayatındaki boşluklar ile baş etmeye çalışan; mevcut sisteme, işine, çevresine uyum sağlayamayan insanların peşine takılan yazarın diğer kitapları ile haşır neşir olmak iyi olur. Zihinler bilim kurgu sularına kayarsa Müfik Özdeş’ten Son Tiryaki, biraz Galip Tekin hikâyeleri, belki bir de yazarın başucu kitabı olan Jean Paul Sartre’dan Bulantı okunabilir.

Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu? 

Aslında çok sorum var, röportaj için buluşmayı bekliyorum!

Formu dolduran: Esin Çalışkan