Uzak diyarlar, başka yaşamlar, unutulan zamanlar: The Lost Tribes of Tierra del Fuego

Röportaj: Yetkin Nural (bant mag. no: 41 / temmuz-ağustos 2015)

Bu fotoğraflanmış tanıklığı bu kadar özel yapan asıl şey, bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşumuz.


2015 yazında piyasaya çıkan The Lost Tribes of Tierra del Fuego, 20. yüzyılın başlarında Güney Amerika’da yer alan Tierra del Fuego (Ateş Toprakları) isimli adalar topluluğunda yaşayan yerli halkı araştırmak üzere yola çıkan Alman misyoner Martin Gusinde’nin bu gezisi sırasında çektiği büyüleyici fotoğrafları titiz bir arşiv çalışmasıyla tekrar gün yüzüne çıkarmayı başaran bir kitap.

Tierra del Fuego bölgesinin kabilelerinin dinî inanışları, ritüelleri ve bu ritüellere ait kostüm ve vücut boyaları o denli büyüleyici ve inanılmaz ki Guisinde’nin siyah beyaz fotoğrafları, 1970’lerde popülerlik yakalayan bilimkurgu kitap kapaklarının rengârenk, acayip ve “dünya dışı” hissini aratmıyor. Başka bir zamanın ve diyarın unutulan insanlarını, bu insanların dinî ve gündelik kültürünü hayal gücünü ateşleyen bir görsel estetikle sunmayı başaran Gusinde’yi tozlanmış arşivlerden ve ufak müzelerden toparlayarak bize sunan The Lost Tribes of Tierra del Fuego’nun editörleri Xavier Barral ve Christine Barthe sorularımızı yanıtladı.

Bu röportaj Temmuz-Ağustos 2015 tarihli Bant Mag. No:41‘de yayımlanmıştır.

Image

Xalpen ruhunun bebeği K’termen şaman Tetenesk tarafından kadınlara sunuluyor. Tamamen kırmızı toprak boyayla sıvanmış vücudu yumuşak kaz tüyüyle kaplanmış.       

Image

Shoort ruhlarından yağmur havasını temsil eden Telil ve rüzgar havasını temsil eden Shenu’nun her ikisi de “asl” adıyla bilinen, guanako derisinden yapılan, içi kuru yaprak ve çimenle doldurulmuş maskelerden takıyor. 

Kitabın arka planındaki hikâyeyi sorarak başlamak istiyorum. Kitabın editörleri olarak, Martin Gusinde’nin işleriyle nasıl tanıştınız? Onun dönemine adanmış bir kitap yaratma ve Tierra del Fuego kabileleriyle çalışma fikri nasıl ortaya çıktı?

Xavier Barral: Bu fotoğrafları, 1987 yılında Patagonya sahilinde yolculuk ederken rastladığım Navarino Adası’ndaki orada yaşamış insanlara adanmış bir müzede keşfettim. Daha sonra da araştırmasını yapan Anne Chapman’la tanıştım. Bu inanılmaz fotoğrafların arkasındaki isimle neredeyse 30 yıl sonra, sanatçının fotoğraflarının arşivlendiği Almanya, Sankt Augustin’de bulunan Anthropos Institut’taki çalışanlar ve Christine Barthe sayesinde tanıştım.

Christine Barthe: Paris’teki Musée du quai Branly’de yer alacak Patagonya üzerine bir sergi için yaptığım araştırmanın bir parçası olarak, birkaç yıl önce keşfettiğim bu fotoğrafların arşivlendiği yeri bulma imkânım vardı. Anthropos Institut’a yaptığım birkaç ziyaretten sonra, 2012’de açılan sergide bu fotoğrafların bazılarını kullandım. Xavier’yle serginin açılışından iki hafta önce tanıştım, bu fotoğraflar hakkında konuştuk ve sonrasında Xavier kitap projesini başlatmaya karar verdi.

XB: Arşivdeki 1200 negatif ve baskıyı keşfettiğimde bu kitabı yazmaya karar verdim; çünkü Martin Gusinde tarafından çekilen, bu insanların ruhunu ve anısını yaşatan fotoğraflarına adanmış benzer bir çalışma yapılmamıştı. Anthropos Institut’un yöneticisi Dr. Joachim Piepke’nin verdiği izinle, orijinal negatifleri eşi görülmemiş bir baskı kalitesinde en ideal şekilde dijital ortama aktarabildik.

Kitabın tanıtım yazısında bahsedildiği gibi, Martin Gusinde beraber yaşadığı kabilenin kutsal ayinlerine kabul edilen birkaç Batılıdan biriydi. Ona bu izni sağlayan sizce neydi? Mesele onun bu insanlara duyduğu ilgi ve saygıyla mı ilgiliydi, yoksa sadece bu kabilelerin konuksever kültürüyle mi?
XB: Martin Gusinde, Şili’ye 1912 yılında vardı; Tierra del Fuego’ya ilk seyahatinden altı yıl önce. Santiago de Chile’ye bir öğretmen olarak gönderilmişti. Zaman içinde Şili halklarının kültürüne ilgi duymaya ve yakın zamanda Santiago’da açılmış olan Etnoloji ve Antropoloji Müzesi’nde çalışmaya başladı. Bu deneyimi, onu araştırmasını sahada tamamlamaya itti. İlk Tierra del Fuego seyahatini 1918-1919 yıllarında yaptı.

CB: Bölgeye yaptığı dört uzun seyahat boyunca Martin Guisinde bu topluluklarla gittikçe daha ilgili hâle geldi; onların dilini konuşuyor, bu da kendisine günlük hayatı ve kutsal törenleri izleme şansı veriyor ve onunla halk arasında bir güven bağı oluşturuyordu. Ayrıca son derece saygılıydı, çalışmalarında bu insanlarla ilgili yapay ve romantik bir profil çizmedi. Dinî törenlere gösterdiği özel ilgi, muhtemelen bir misyoner olmasından kaynaklanıyordu.

XB: Gusinde, daha ilk ziyaretinde bölgedeki toplulukların Batılılarla olan ilişkileri sebebiyle tehlike içinde olduğunu anlamıştı; bu tehlike çoğunlukla dışarıdan gelen ve bağışıklıklarının olmadığı hastalıklar veya bölgedeki maden ve hayvancılık yerleşimlerinden gelen saldırılardı. Nihayetinde Selk’nam, Yamana ve Kawésqar toplulukları üzerine fotoğraflar ve alan notlarını kullanarak derinlemesine bir araştırma yapmaya karar verdi.

Image

Elek, Angela Loij ve Imshuta, Tanu’nunu onuru için düzenlenen Kewanix dansına hazırlanıyor. Kadınların her biri kırmızı toprak boyasıyla sıvanmış ve soylarını temsil eden beyaz motiflerle boyanmış halde.

Dünya genelindeki tüm kabilelerin kendine has görsel ve estetik öğeler içeren kültürel/dinî törenleri olmasına rağmen, Martin Gusinde’nin incelediği Selk’nam, Yamana ve Kawésqar toplulukları, kültür ve inançlarını en görkemli şekilde ifade etmek adına sıradışı yollar kullanıyor. Sizce bu kabileleri böylesine özel veya farklı yapan şey nedir?
CB: Bana göre bu fotoğraflanmış tanıklığı bu kadar özel yapan asıl şey, bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşumuz. Temelde sözlü bir kültüre sahip olan bu insanların vücutları tören boyaları içinde, en sıradışı ifadeleriyle çekilmiş fotoğraflarını gören bizler son derece şaşırıyor ve etkileniyoruz. Bu portreler, bize o zamanlar fazla önem verilmeyen bu zengin çeşitliliğe sahip efsanevi toplulukları görme imkânı tanıyor.

XB: Bu topluluklar hakkında başka önemli bir nokta da dünyanın en güney ucunda, ekstrem iklim koşullarında yaşamış olmaları. Bu izolasyon sayesinde, binlerce yıllık bir mitolojik mirasa dayanan sözlü bir kültür oluşturdular. Dominique Legoupil’in çalışmasında açıkladığına göre, Tierra del Fuego’daki insan kalıntıları yaklaşık 10 bin yıl öncesine dayanıyor.

Gusinde’nin fotoğrafları büyüleyici, neredeyse sürreal bir özelliğe sahip; bakanı direkt olarak içine çekiyor ve bizi bu kültürün hayatı, törenleri ve tanrıları hakkında tahayyül etmeye sevk ediyor. Karşınızdaki donmuş anda neler döndüğünü merak etmemek neredeyse imkânsız. Her ne kadar hayal gücümüz tetiklense de, fotoğraflarda tam olarak neler olduğu, hangi tören veya seremoninin düzenlendiği, hangi kostümün ne anlama geldiği ve kostümü giyen insanın rolü gibi şeyler okuyucular olarak bizlere açıklanıyor. Sizce verilen bilgiler görsellerle nasıl bir denge sağlamış ki kendi başlarına da kullanılabilecek bir durumdalar?
CB: Kitaptaki açıklamalar, bu insanlar ve törenleri hakkındaki bilgimizin kıtlığını kanıtlıyor; fotoğrafların anlaşılması adına bilgiler veriliyor ama bu bizi hayal kurmaktan uzaklaştırmıyor, tam da aksi bir durum söz konusu.

XB: Bu fotoğrafların her birisi herhangi bir açıklama olmaksızın da sunulabilir. Ama bu çalışma bir sanat eseri olmaktan ziyade bu toplulukların hayatına bir tanıklık sağladığı için, Gusinde’nin notlarını ve bu kültür üzerinde yapılan araştırmayı referans alarak elimizdeki gerçekleri sunmanın daha önemli olduğunu düşündük.

Zamanın teknolojisi sebebiyle tüm fotoğraflar siyah-beyaz çekilmiş. Ama yine de açıklamalar yardımıyla kostümlerin ve vücut boyalarının renkleri, kullanılan materyallerin dokuları gibi detayları öğreniyoruz. Hem açıklaması, hem de verdiği hisle âdeta renkliymiş gibi duran siyah-beyaz bir fotoğrafı görmenin etkisi hakkında ne düşünüyorsun?
CB: Bu bize bunun gerçek bir hayat değil, teknik yetersizlikler ve fotoğrafçının neyi göstermek istediğine dair yaklaşımından ötürü fotoğraflanmış bir tanıklık olduğunu hatırlatıyorYani, fotoğrafın yeniden inşa edilmiş bir gerçeklik olduğu.

XB: Aslına bakarsanız Martin Gusinde renklerle ilgili olarak fotoğrafların arkasına ve günlüğüne notlar almış, o yüzden bu bilgileri kullanmak önemliydi.

Image

Teknolojiden laf açılmışken, Gusinde çektiği fotoğrafları basmak için taşınabilir bir karanlık oda kullandı. Bu da demek olur ki çektiği fotoğrafları, fotoğrafladığı insanlara gösterebiliyordu. Bu insanlardan gelen tepkilere dair bir bilgi var mı?
CB: Orada ne yaptığını açıklamak adına, Martin Gusinde’nin bu fotoğrafları öznelerine göstermiş olması kuvvetle muhtemel. Bu, şu anda yalnızca bir varsayım olsa da, Gusinde’nin günlüğü çevriliyor olduğundan yakında daha fazla bilgi sahibi olacağız.

XB: Evet, fotoğraflarını sahada basmış gibi görünüyor ama henüz insanların tepkileri hakkında bir bilgimiz yok.

Kitaptaki görsellere nasıl ulaştınız ve aralarında seçim yaptınız? Bir sergi planı var mı, dünyayı turlayan bir sergi belki?
CB: Bize negatifleri tarama izni veren Anthropos Institut’a birkaç ziyaretimiz oldu. Son seçimimiz olan 230 fotoğrafın kitaptaki sıralaması yapılırken, bu düzenlemeler birkaç aşamada gerçekleşti.

XB: Düzenleme esnasında amacımız, bu üç topluluğa dair tanıklığı en düzgün şekilde vermekti. Kitaptaki görselleri, yardımcı küratörlüğünü yaptığımız başka bir sergi için farklı bir şekilde de kullandık. Sergi, önümüzdeki yaz Arles’daki Rencontres de la Photographie’de yer alacak. Sergide Fransız firma La Chambre Noire’da karbon mürekkeple basılmış 150 baskı olacak. Sergi, daha sonra Avrupa ve Güney Amerika’da farklı yerleri de turlayacak.


Kitap Bilgileri:
The Lost Tribes of Tierra del Fuego (2015)
Fransızca & İspanyolca versiyonlar: Éditions Xavier Barral, web sitesinden ulaşılabilir: exb.fr
İngilizce versiyon: Thames & Hudson
Tüm görseller © Anthropos Institute, Sankt Augustin, Almanya

(Çeviren: Cihan Uzunoğlu)