Çağrışıma dayanan bağlantılar: Time Is Away

Röportaj: Dalya Turunç - Fotoğraf: Robin Silas

Londralı ikili Jack Rollo ve Elaine Tierney, NTS Radio’da yayımlanan Time is Away adlı aylık programlarında 13 senedir soyut ve edebi konseptleri müzik aracılığıyla yorumluyor. Setlerinde yer alan sözlü performanslar, alan kayıtları ve parça seçkileri dinleyicilerini aniden içine çeken hikâye ve akışlar oluşturuyor. Bir saate yakın süren bölümler; tarihin, edebiyatın ve kolektif hafızanın en ücra köşelerinden ilham alarak atmosferik müzik eşliğinde kendine özgü bir dil yaratıyor.

Son yıllarda fiziksel formatlarda derlemeler de yayımlayan ikiliye bağlandık; Time Is Away’in üretim pratikleri, disiplinlerarası iş birlikleri ve canlı performans deneyimlerine dair merak ettiklerimizi sorduk.


İşlerimizde sürekli şu üç temel faktöre geri dönüyörüz: Zaman, yer ve güç. Zaten yaptığımız her şey bu üç konseptin birbirleriyle olan iletişimlerini yansıtmakla ilişkili.
Fotoğraf: Robin Silas

“Yarı işitsel atmosfer, yarı makale” konseptli bu radyo programı nasıl ortaya çıktı? 

NTS Radio’nun kurucularından birisi olan Femi ile Jack’in o sıralar çalıştığı bir plak dükkânında tanıştık. Ona tavsiye ettiğimiz plakları çok beğendi. Bize de internet üzerinden radyo yaratma fikri çok ilgi çekici geldi. Tabii ki bize radyoda bir program yaratma fırsatını teklif ettiğinde tereddütsüz kabul ettik. Sadece şarkıları sıraya dizmektense daha farklı bir yol izlemeye karar verdik. Her bölümü bir tema, tez veya bir fikir çerçevesinde düzenleme fikriyle başladık. Metodumuz bu başlangıç noktasından zamanla gelişti. Kısacası yaptıkça öğrendik diyebiliriz. 

Bir sonraki programınızın temasını seçerken belli bir metoda başvuruyor musunuz? Kürasyon anlayışınız ve yeni temaları keşfetme yollarınız zaman içinde değişti mi? 

Beraber yaşıyoruz. İkimiz de durmadan okuyoruz ve birbirimizle yeni fikirler paylaşıyoruz. O yüzden hangi fikrin nereden geldiğini takip etmek biraz zor oluyor. Bazen bazı konseptler aramızda uzun süre gidip geliyor ve zaman içinde değişiyorlar, bazen de çat diye önümüze çıkıyorlar. Yaş aldıkça, insanların işlerimizi dinlediklerinde ne düşünecekleri hakkında endişe etmeyi bıraktık. Bu yüzden gerçek önceliklerimizi hissetmek ve anlamak bizim için kolaylaştı. İşlerimizde sürekli şu üç temel faktöre geri dönüyörüz: Zaman, yer ve güç. Zaten yaptığımız her şey bu üç konseptin birbirleriyle olan iletişimlerini yansıtmakla ilişkili.

Elaine’in aynı zamanda bir tarihçi ve araştırmacı olması derlemelerinizin üretim sürecinde ve kullandığınız kaynaklara olan erişiminizde herhangi bir rol oynuyor mu? 

Elaine’in tarihçi olması yaptığımız işlerin temelini oluşturuyor diyebiliriz. Bu yüzden bizim için işi çok önemli. Bir soruyu arşivlerin derinliklerinde kovalamak ve hayalimizde var olan bir sesi ikinci el plak dükkânlarının karmaşasının içinde keşfetmek bizim için eşit derecede önemli. Bu yüzden, bir argümanı birincil kaynaklarla anlamlandırmak ve seslerarası katmanlar oluşturmak bizim için aynı anlama geliyor diyebiliriz.

Jack’in NTS Radio’daki solo programı The Early Bird Show’un haftalık çalma listesini Instagram hesabınızda paylaştığınızda gönderilerinizin sonunda bir kitap ve bir günlük tarot falı paylaşıyorsunuz. Bu gelenek ilk nasıl ortaya çıktı? 

Jack aynı zamanda bir kitapçıda çalışıyor. Umarız ki Time Is Away setlerimizden bizim için müziğin her zaman kelimeler, fikirler ve hikâyelerle birlikte var olduğunu dinleyicilerimize aktarabilmişizdir. Yani kitap tavsiyeleri vermek, sevdiğimiz şeyleri dinleyicilerimizle paylaşabilmek için başka bir fırsat daha. Tarot fallarımız şu anda anonim kalmayı tercih eden bir arkadaşımız tarafından yazılıyor ve seslendiriliyor. Brian Eno ve Peter Schmidt’in Oblique Strategies kartlarından aldığımız ilhamla ortaya çıkardığımız bir fikir. Tarot fallarının geleceği öngördüğüne inanmıyoruz. Ancak kartların yeni düşüncelere dair bir yönlendirme olabileceğini düşünüyor ve insanlık tarihinde yüzyıllarca biriktirilmiş olan sembolik konseptlere bir ulaşım yolu olarak görüyoruz.

Fotoğraf: Emilien Itim

Time is Away pek çok ülkede canlı performanslar gerçekleştirdi. Derlemelerinizi performanslarınız için adapte etme ve uyarlama süreci nasıl gerçekleşti?  

Radyo programlarımız yavaşça ortaya çıkıyor. Deneye – yanıla bulduğumuz sesleri ve metinleri bir araya koyuyoruz. Boş zamanımızın çoğu evde nelerin uyuştuğunu ve nelerin uyuşmadığını dikkatle dinleyerek geçiyor. Bizim için en önemli faktör ise radyo aracılığıyla genellikle bir seferde bir ya da iki kişiye ulaşabiliyorsunuz. Yani bir araya koyduğumuz setleri hayalimizde belki yalnız ve belki de biraz hasretli olan radyo dinleyici için yaratıyoruz. Bu hissiyatı canlı bir DJ setiyle dinleyiciye iletebilmek gerçekten zor. Özellikle klasik anlamda DJ olmadığımız için. Bu yüzden çoğu zaman hissiyat mekâna bağlı oluyor. Arada sırada mükemmel bir yer ve seyirci denk gelmesi durumunda kısık ses eşliğinde sözlü performansları eşleştirmek mümkün oluyor. Bu sessizlik, derin düşünce ve dinleyiş anlarını ne kadar sevsek de dans etmek için var olan müziği de hep çok sevdik. Doğru an geldiğinde bazen insanların ayaklarıyla ritim tutmaya başladıkları da oluyor. 

Bölümlerinizin kapağında yer alan sanat eserleri, programın temasını mükemmel bir netlikle yakalıyor. Bize biraz ses ve görsel sanatlar arasındaki bağları kurmanın altında yatan işçilikten bahsedebilir misiniz? 

Kitapların ve plakların her zaman farklı kapakları olduğu gibi radyo programlarımızın da ayrı görselleri olmalıydı. Dijital müze arşivlerinde kendimizi kaybetmek, bizim için başka bir anlam ve atmosfer yaratma çabası daha diyebiliriz. 

Radyo programlarınız için başka müzisyenlerle ve sanatçılarla iş birlikleriniz nasıl işliyor? Disiplinlerarası çalışmalarda  ilham ve iş birliğinin sizin için nasıl bir etkileşimi var? 

Sanatçının stüdyosunda yapayalnızken ilham bulması tamamen bir efsane. Bütün işler iş birliğinden doğar. Bizim işimizin gerektirdiği gibi başka insanların müzikleri ve metinleri ile çalıştığınız zaman kendinizi herhangi bir sonucun tek yaratını olarak görmek neredeyse imkânsız. Biz sanatçılar arası bir iş birliği ağının bir parçasıyız. Bizim için okuyan ve yazan kişiler çoğunlukla arkadaşlarımız, bu yüzden onların katkıları en az bizimkiler kadar değerli oluyor. 

Fotoğraf: Emilien Itim

The Cedar Trees” adlı bölümünüzde, büyüleyici ve ürkütücü nüanslarla Lydia Davis’in kısa öyküsünün hissiyatını çalma listenizle ustaca yakalıyorsunuz. Edebi ilhamlar ile  atmosferik ses deneyimlerini eşleştirmeye olan yaklaşımınızı biraz daha açabilir misiniz? 

Çok uzun süredir Lydia Davis’in hikâyelerini bir bölüm için baz almayı düşünüyorduk. Davis’in hikâyelerinin özlülüğüne, gizemine ve okuru bir anda olayların ortasına bırakıp soyutlamasına hayranız. Belli bir metni, müzik ve sesle eşleştirme sürecini sözlere dökmek çok kolay değil. Uzak durmaya çalıştığımız tek şey müzik ve metin arasında kendini çok belli eden, direkt bağlantılar oluyor. Eğer metinde yağmurla alakalı bir kesit yer alıyorsa yağmurdan bahseden bir şarkı çalmak fazla yüzeysel bir bağ oluyor. Daha çağrışıma dayanan bağlantılar arıyoruz. Hangi sesler kelimelerin yarattığı atmosferi destekler veya bir adım ileri taşır? Bu programı neredeyse 13 senedir yaptığımız için bu süreç biraz daha kolaylaştı ama hâlâ verdiğimiz kararları tam olarak kelimelere dökemiyoruz.

La Becque’de geçirdiğiniz üç aylık rezidansınız, Mountain-Garden-Lake adlı kasetlerinizdeki doğa seslerini ve alan kayıtlarını nasıl etkiledi? Rezidans döneminizdeki kapsayıcı deneyiminizden biraz bahsedebilir misiniz? 

Alan kayıtlarımızı şu âna kadar hep yer ve mekânları işlerimizde anlamlandırmak için kullandık. La Becque’teki deneyimimizden sonra yaptığımız kasetler için ne kadar tanıdık olsa da bize aslında yabancı olan peyzajdan ve manzaradan ilham aldık. İsviçre’nin dağları ilahi denilebilecek bir doğal güzellik anlayışının oluştuğu yerler. La Becque’deki sanatçı rezidansından göle doğru baktığımızda, muhteşem olduğu kadar baş döndüren bir deneyim oluyor. “Baktığımız şey bir manzara mı yoksa bir duvar kâğıdı mı?” diye düşündürüyordu. 

Lisanslı ilk derlemeniz Ballads 2022’de yayımlandı ve kısa süre sonra 2023’te ikinci projeniz Searchlight Moonbeam’i yayımladınız. “Resmî” bir derlemeyi ortaya çıkarma deneyimi sizin için nasıl bir süreç oldu?

Dürüst olursak, iki derlememizin de zorlu lisans alma süreci bu projeye öncü olan plak şirketlerimiz tarafından üstlendi. Colorful Storm’daki Moopie ve Efficient Space’teki Michael muhteşem bir şekilde müziklerini kullandığımız kişileri bulup derlememizde resmî olarak kullanmamız için ikna ettiler. Sıraya konulduğunda mantıklı olmasından ziyade, var olması için bir nedeni olan bir çalma listesi ortaya koymaya çalıştık. Kullandığımız çoğu parça artık basılmıyordu veya daha önce hiç plak formatında yayımlanmamıştı. Derlemeleri bir araya getirdiğimiz süreçte hep kendimize şu soruyu sorduk: “Eğer bu işi bir plak dükkânında dinleseydim, eve götürmek ister miydim?”

Time Is Away bölümlerini NTS Radio’nun web sitesinde kolayca dinleyebilme imkânını ne kadar sevsek de son zamanlarda yaptığınız fiziksel format yayınlar bizi çok heyecanlandırdı. DJ setlerinin ve derlemelerin analog medyaya dair geleceğinin nereye gittiğiniz öngörüyorsunuz? 

Nereye gideceğini kestirmek biraz zor. Ballads kasetimizin radyo programlarımıza kıyasla çok daha fazla ilgi gördüğünü söylemek doğru olur. İnsanlar kesinlikle elle tutabilecekleri ve toplayabilecekleri şeyleri seviyorlar. İnsanların bir obje olarak ses bantlarına ve plaklara karşı hissettikleri bir nostalji var. Bir plak derlemesi çıkarabilmek bizim hayallerimizi gerçekleştirdi. Analog medya, az bilinen parçaları keşfetmemiz ve alt kültürleri anlayabilmek açısından her zaman bizim için çok önemli.