Birlikte acı çekmek ya da yeniden doğmak: Together

Yazı: Ezgi Oğraş

Korku sineması adına yılın büyük yankı uyandıran işlerinden olan Together, nihayet vizyon macerasına başladı. Başrollerinde Dave Franco ve Alison Brie’yi izlediğimiz film, yönetmen Michael Shanks’in ilk uzun metraj işi. Body-horror unsurlarını ilişki dinamikleriyle buluşturan Together için Ethem Onur Bilgiç’in hazırladığı Türkiye özel posterini de aşağıda görebilirsiniz.

*Bu yazı, henüz Together filmini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.


Ne hakkında?

Together, mevcut hayatların yükünden kaçmak için günümüzde giderek romantize edilen şehirden kırsala taşınma hayalinin, nasıl yavaş yavaş bir kabusa evrilebileceğini anlatıyor. Film, on yıllık bir ilişkiyi sürdüren Tim ve Millie’nin New York’taki yaşamlarına kısa ve hızlı bir bakışla açılıyor. Millie ilkokul öğretmeni; Tim ise müzikle ilgilenen ancak bunu bir üretime dönüştürme konusunda çabasız ve yönsüz biri. Millie’nin kırsaldaki bir okulda iş bulmasıyla birlikte yeni bir yaşam kurma umuduyla taşınmaya karar veriyorlar.

İlişkileri zaman içinde alışkanlığa evrilmiş ve hayattan beklentileri farklı olsa da birlikte yeni bir başlangıç yapma cesaretleri hâlâ var. Together, tam da bu cesaretin nasıl adım adım pişmanlığa dönüştüğünü, birlikte olmanın görünmeyen yüklerini ve ilişkinin altındaki bağlanma sorunlarını bedenin kendisi üzerinden anlatan bir body-horror.

İlk intiba

Film bir arama – kurtarma sahnesiyle açılıyor. Defalarca ismi söylenerek aranan kayıpların aslında şimdilik odağımızda olmadığını, sahneye eşlik eden köpeklerin tekinsiz varlığı üzerinden seziyoruz. Mağara benzeri bir çukurdan su içtikten sonra, köpekler arasında tuhaf bir yakınlık başlıyor. Birbirlerinin gözlerine, dış dünyayla bağlarını tamamen yitirmiş gibi kenetlenen; aralarındaki fiziksel yakınlık giderek rahatsız edici bir gerilime dönüşen sahnelerin ardından kafalarının grotesk biçimde birleştiği o sahne geliyor. Bu tuhaf birlikteliğin yarattığı huzursuzluk henüz dağılmamışken film bizi asıl çiftimizin şehirdeki canlı evine taşıyor. Together, bu açılışla ilişkiler üzerine kurduğu anlatının karanlık ve huzursuz edici boyutlara varacağının ilk sinyalini veriyor.

Ormanın izbe bir köşesindeki ev, taşınma sırasında ortaya çıkan testere, geceyi bölen kabuslar ve hayvan cesetleri gibi korku janrına has klişe detaylarla gerilim zeminini doğrudan kuruyor Michael Shanks. Together’ın kendisiyle bağ kurduran büyüsü de tam olarak burada başlıyor. Büyük laflara ihtiyaç duymadan, kendini fazla ciddiye almadan, yalnızca keyifli bir seyir zevki sunma gayretinde. 

Beden korkusu sahnelerinde radikal bir yenilik bulunmasa da görselliğin etkileyiciliği yadsınamaz. Gerçekçi, rahatsız edici ama hassas bünyeleri sarsacak ölçüde sert olmayan, daha ziyade tedirgin edici bir atmosfer kuruluyor. Ne olacağını sezdiğimiz anlarda nefesimizi tutup gelecek sahneye hazırlanırken yapılan cut’lar ve hemen ardından gelen, yerini yadırgatmayan mizahi diyaloglar sayesinde film; anlatı tercihlerinde sıradanlığa düşmeden, kendine has bir tını yakalıyor.

Görsel tercihlerdeki bu denge, senaryoya da yansıyor. Bağımlılıkla örülü bir ilişki yapısının yaralayıcı taraflarına derinlemesine dalmaktan bilinçli olarak uzak duran bir tercih var burada. Karakterleri sonsuz bir karanlığa sürüklemek yerine daha yumuşak, daha insani kırılmalarla yüzleştiriyor izleyiciyi. Tim’in sorumsuzluğu nedeniyle karakterden uzaklaşmaya hazırlandığımız noktada, aniden açığa çıkan içtenliğiyle bağ kurmaya başlıyoruz. Millie’nin anlayışsız bir figür gibi çizileceğini düşündüğümüz anda ise onun da kendiyle hesaplaşan yüzünü görüyoruz.

Bu da beraberinde ilişkinin tek bir pencereden okunamayacak kadar karmaşık, katmanlı ve çelişkili doğasına dair güçlü bir hatırlatma getiriyor. Sorunlu ilişki anlatılarının sıkça kaydığı o boğucu duyguyu yer yer kırarak, bazen de ondan bilinçli biçimde uzak durarak filme nefes alabileceği bir alan açıyor.

Ancak filmin kurduğu başarılı alegorinin, karakterin geçmiş travmalarıyla desteklenme tercihi ne yazık ki yeterince derinleştirilemiyor. Tim’in geçmişiyle bugün arasında kurulan bağ yüzeyde kalıyor. Bu da özellikle filmin ikinci yarısından itibaren anlatının dengesini bozan, dramatik yapıyı karmaşıklaştıran bir boşluk yaratıyor. Aynı eksiklik, çiftin bedenlerindeki değişimin okült göndermelerle açıklanmaya çalışıldığı noktalarda da hissediliyor. Bu sembolizmin anlatının geri kalanındaki incelikle yeterince örtüşmemesi, filmin zaman zaman yönünü şaşırmış hissettirmesine sebep oluyor.

Derinlerde ne var?

Together için korku öğeleriyle örülmüş bir aşk filmi demek pek de yanlış olmaz sanırım. Millie ve Tim üzerinden kurulan bu anlatı, izleyiciye hem kendi ilişkilerine hem de çevresindeki ilişki dinamiklerine dair tanıdık ve evrensel bir bakış sunuyor. Ortak bir hayat kurmanın, zamanla bireysel hayalleri ve ihtiyaçları gölgede bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kalabildiğini; bunun sağlıksız bir bağlanmaya, hatta bağımlılığa dönüşen ilişki dinamiklerini neredeyse gözümüze sokarcasına anlatıyor.

Tim, Millie’nin gölgesinde kalmış; bunu kendine itiraf etmekte zorlanan ama ona ihtiyaç duyan bir karakter. Millie ise yıllardır ilişkiyi sırtlayan, sorumlulukları tek başına üstlenmekten yorulmuş ama duygusal ihtiyaçlarına teslim olarak bu bağı sürdürmeye devam ediyor. Birlikte olmanın getirdiği yük farklı olsa da ayrı kalmanın yaratabileceği eksiklik korkusu ikisine de işlemiş durumda.

Tam da burada devreye komşuları Jamie giriyor ve Platon’un Şölen’indeki o tanıdık mitolojik hikâyeyi hatırlatıyor: İnsanlar bir zamanlar dört kol, dört bacak ve iki yüze sahip tek bir varlıktı; ancak güçlerinden korkan tanrılar onları ikiye böler ve hayatları boyunca diğer yarılarını aramalarına mahkûm eder. Together, bu efsaneyi günümüz ilişkilerinin kırılgan yapısıyla buluştururken tamamlanma arzusunun kimi zaman körlüğe ve bağımlılığa dönüşebileceğini düşündürüyor. “Peki, diğer yarıyı bulmak mümkün olsa bile, ya bu tamamlanma daha da acı verici hâle gelirse?” diye soruyor. 

Tim’in Millie’ye bağımlılığı, panik ataklarla birlikte geçmişin sessiz travmalarını gün yüzüne çıkarıyor. Aile geçmişine dair travmatik izler, Tim’in ilişki kurma biçimini derinden şekillendirmiş. Yeni taşındıkları evde buldukları ölü fare, geçmişle bugün arasında sessiz bir köprü işlevi görüyor. Bu olayın ardından Tim, Millie’ye çocukluğunda odasında hissettiği rahatsız edici kokuyu ve lambanın içinden çıkan fareyi anlatıyor. Fare, lambanın ısısıyla yavaş yavaş ölürken, kokusuna o kadar alışmış ki artık farkında değil. Evet, fazlasıyla mide bulandırıcı. Bu sahne filmin dramatik anlatısının özeti niteliğinde. Yıllar içinde ilişkinin içine benliğin sessizce karışıp yitip gitmesini simgeliyor; kişilerin ne zaman kendilerinden uzaklaştıklarını ve gerçek isteklerini unuttuklarını sorgulatıyor. 

En çok neyi sevdin?

Gerilimin yoğunlaştığı anlar kara mizahın beklenmedik dokunuşlarıyla aniden kırılıyor; böylece ilişkilerin karmaşık doğası ve çok katmanlı yapısı daha güçlü bir şekilde aktarılırken tek boyutlu bir izleme deneyiminden de kurtuluyor Together.  Ayrıca Tim ve Millie çiftini canlandıran Dave Franco ve Alison Brie’nin gerçek hayatta da eş olması çiftin arasındaki etkileşimin esaslılığını ortaya çıkarmada etkili olmuş görünüyor. Özellikle Jamie’nin çiftin evlerine konuk olduğu yemek sahnesi gerçek ve karmaşık bir ilişki izlettirdiğini fazlasıyla hissettiren anlardan. Küçük sessizlikler ve ortamı aniden soğutan iğneleyici sözlerle, çiftin sorunlarını ve kırılganlıklarını gözler önüne seriyor.

Nasıl hissettirdi?

Film kendini fazla ciddiye almaktan çekiniyor, büyük laflar etmiyor demiştik ama izleyeni kendi iç karmaşasıyla yüzleştirmekten geri durmuyor. Aşkın kaotik doğası devreye girdiğinde, mitolojide kutsanan “iki kafa, dört kol, dört bacak” hâli burada güçten çok yük, acı ve kırılganlıkla karşılık buluyor.

Bir çukura düşüp oradan çıkma imkânı varken bile kalmayı tercih etmek ya da ne olduğunu bilmediğin bir suya, sadece uzun süre susuz kaldığın için yönelmek gibi simgeler; Together’ın ilişkiler üzerine kurduğu karanlık ama tanıdık anlatının duygusal yoğunluğunu daha da derinleştiriyor. İzleyici olarak bir noktada o suyun tadını anımsayabiliyorsunuz.

Ancak karşılıklı teslimiyet ve kabulle en karmaşık ve zor anların sonunda bile yorgun bedenler, bir arada hareket etmenin yolunu bularak bir masanın etrafında toplanıp yeni başlangıçlara umutla adım atabilir gibi hissettiriyor.