Widow's Bay, The Devil Wears Prada 2 ve bu hafta başka ne izlesek?

Yazı: Burcu Teker

Vizyon takviminden ve farklı platformların kataloglarından film, dizi, belgesel ve şov tavsiyelerimizi içeren ne izlesek seçkimizde Katie Dippold imzalı korku-komedi Widow’s Bay, David Frankel ellerinden devam filmi The Devil Wears Prada 2, Adam Scott başrollü doğaüstü korku Hokum ve çok daha fazlası yer alıyor. 


Widow’s Bay (Apple TV+, 29 Nisan)

Nedir: Parks and Recreation yazarlarından Katie Dippold’un tasarladığı; lanetli bir New England adası ve yaz aylarında şirin, küçük adasını turistik cazibe merkezine dönüştürmeye yeminli belediye başkanı Tom Loftis’i izleyen 10 bölümlük korku komedi dizisi. Dehşet – kahkaha güzergâhında turnike yapan projede adanın eksantrik sakinlerinin sürekli biçimde zehirli sisler, katil hayaletler, yamyamlıktan dem vurmasından bezmiş durumdaki Tom turizm konusundaki ilerici görüşlerini hayata geçirirken yıllar yılı batıl inanç, uydurma hikâye, rivayet olarak değerlendirdiği tüyler ürpertici ne kadar şer, bela varsa hepsiyle yüzleşmek durumunda kalıyor. Su çok güzel, deniz cadılarıyla dolu ama güzel, gelsenize!

Neye benzer: One Cut of the Dead, Post Mortem: ingen dør på Skarnes / Post Mortem: No One Dies in Skarnes isabetli alternatiflerden.

Kimler var: Başrolde, son olarak The Beast in Me’de ustaca bir antagonist portresi çizişine şahitlik ettiğimiz Matthew Rhys var. Rhys önderliğinde Kate O’Flynn, Stephen Root, Jeff Hiller ve Dale Dickey tüyler ürperten gergin atmosfere mizah bulaştıran nüanslı performansları ile öne çıkıyor. Reji kalabalık olduğu kadar iddialı da. Yönetmen koltuğunu Hiro Murai, Samuel Donovan, Andrew DeYoung, Ti West paylaşıyor. Sonik üretimler The Last of Us, Jim Henson: Idea Man, Mr. & Mrs. Smith gibi yapımların Emmy ödüllü bestecisi David Fleming ellerinden. Sinematografi ise Christian Sprenger – Cody Jacobs ortaklığı.

The Devil Wears Prada 2 (Vizyon, 1 Mayıs)

Nedir: Lauren Weisberger’in romanından uyarlanan ikonik 2000’ler dramasının gözleri yollarda bırakan devam filmi nihayet huzurlarda. Üstelik yüksek beklentiyi karşılama denklemini de çözmüşe benziyor! David Frankel’ın bir kez daha yönetmen koltuğunda oturduğu ve hicivli tavrından taviz vermeyen proje odağını ağırlıklı olarak modern dünyanın hızlı değişken doğasında basın – yayın sektörünün gidişatına çevirmiş bu kez. Genel hatlarıyla Andy’nin Runway’e dönüşü, Emily’nin üst segment bir markanın kıdemli yöneticilerinden olmasının derginin geleceğine etkileri ve hızla ivme kaybeden basılı medya âleminde kariyeri ve dergisini ayakta tutmak için çabalayan otoriter yayın yönetmeni Miranda’nın mücadelesi ekseninde şekilleniyor.

Neye benzer: Moda ekosisteminde ilerlemek isteyenler Phantom Thread veya The Bold Type’a göz atabilir. Perdenin ardında yaşananlara daha keskin bir bakış için doğru tercih The Assistant.

Kimler var: Oscar ödüllü sinemacı Frankel, ilk filmin senarist ikilisi Aline Brosh McKenna – Lauren Weisberger’i yeniden bir araya getirmiş. Orijinal oyuncu kadrosundan Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt, Stanley Tucci aynı rolleriyle tekrar kamera karşısında. Devam filminin yeni simaları arasında Bridgerton yıldızı Simone Ashley, Kenneth Branagh, BJ Novak, Justin Theroux, Lucy Liu’yu görüyoruz. Bir görünüp bir kaybolan sayısız cameo arasında Donatella Versace, Marc Jacobs, Law Roach, Naomi Campbell, Winnie Harlow, Ashley Graham, Kara Swisher, Tina Brown ve çok daha fazlası var. Soundtack öncülün müziklerini de besteleyen Theodore Shapiro’ya ait. Lady Gaga da yepyeni üç şarkısı; Doechii düeti “Runway”, “Shape Of A Woman” ve “Glamorous Life” ile künyede yerini almış.


Bunlarda var!

Hokum (Vizyon, 1 Mayıs)

Korku severlerin Caveat ve Oddity’den hatırlayacağı yazar – yönetmen Damian McCarthy kendisinin üçüncü, NEON ile el ele verdiği ilk uzun metrajında yeniden memleketi İrlanda’ya konuşlanmış; insanın zalimliği, travma, suçluluk ve keder temalarını kurcalamaya devam ediyor. Hem de folklorik canavarların intikam potansiyeli üzerinden! Nezaketten nasibini alamamış ünlü yazar Ohm Bauman (Adam Scott) bitirmek üzere olduğu romanını yanına alıp, anne – babasının küllerini serpmek üzere, zamanında balayı için tercih ettikleri İrlanda’daki ücra otele çeviriyor rotasını. Halloween partisini takiben kayıplara karışmadan hemen önce Ohm ile iletişim kuran ve otelin balayı suitinde dolanan cadı hakkındaki ürkütücü halk efsanesini anlatan Fiona’yı (Florence Ordesh) bulmak için kolları sıvamak da kendisine kalıyor. Bu iyilik borcu misyonu kısa sürede geçmişin karanlığıyla yüzleşmekten deliliğin eşiğine uzanan klostrofobik bir kâbusa dönüşüyor. Filmin, jumpscare sahneleri haricinde, agresif üsluptan ziyade tedirginlik enerjisine yaslandığını söylemek mümkün. Colm Hogan’ın büyüleyici görüntü yönetimi, konusu ve işlenişi pek yenilik peşinde olmayan projeye sınıf atlatmış.

I Swear (Vizyon, 1 Mayıs)

Tourette sendromlu İskoçyalı aktivist John Davidson’un zorluklarla bezeli hayatını mercek altına alan; Robert Aramayo’nun performansı ile sırtladığı ve nitekim 2026 BAFTA Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ve Yükselen Yıldız ödüllerine uzandığı biyografik drama. Kirk Jones’un yazıp yönettiği film, 1980’lerde ilk belirtileri göstermeye başlayıp etrafındakilerce “delinin teki” yaftası yiyen Davidson’ın Tourette Sendromu farkındalığı için mücadele eden bir savunucuya dönüşüm yolculuğunun izini sürüyor. Ters yüz olan bir hayata hem güldüren hem derin derin düşündüren empatik yaklaşımı ile sinema dünyasının büyük ilgisine mazhar olan filmde rastladığımız simalar arasında Scott Ellis Watson, Maxine Peake, Shirley Henderson ve Peter Mullan var.

La Casa de los Espíritus / The House of the Spirits (Prime Video, 29 Nisan)

Isabel Allende’nin Venezuela’da sürgündeyken kaleme aldığı, diktatörlük ve sürgün üzerine söyleyecekleri olan 1982 tarihli romanının İspanyolca dilinde ilk televizyon uyarlaması. Francisca Alegria ve Fernanda Urrejola tarafından yaratılan sekiz bölümlük mini seri, Latin Amerika edebiyatının kendine has büyülü gerçekçi tavrı ile Trueba ailesinin farklı kuşaklarının yaşantıları üzerinden siyasi kargaşa, sınıf çatışması, patriyarka ve hafıza konularını kurcalıyor. Alfonso Herrera’nın başını çektiği oyuncu kadrosunda Dolores Fonzi, Maribel Verdú, Eduard Fernández, Antonia Zegers, Rochi Hernández ve dahası var. Görüntüler; Lars von Trier’in Melancholia, Nymphomaniac: Vol. I, The House That Jack Built gibi işlerinin arkasındaki Şilili – Danimarkalı sinematograf Manuel Alberto Claro imzalı.

Lord of the Flies (Netflix, 4 Mayıs)

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi William Golding’in 1954 tarihli klasiğinin, Adolescence’ın ortak yaratıcısı Jack Thorne tarafından geliştirilen küçük ekran uyarlaması. Bir grup çocuk ıssız bir adaya düşüyor ve “medeniyet” dediğimiz şeyin aslında ne kadar ince bir kabuk olduğunu test etmeye başlıyor. Başta ateş yakalım, düzen kuralım, herkes iyidir gibi ilerleyen anlatı çok kısa sürede güç, korku ve kontrol savaşına evriliyor. Winston Sawyers, Lox Pratt, David McKenna, Ike Talbut ve Cornelius Brandreth’in one çıktığı dört bölümlük mini serinin yönetmen koltuğunda üç BAFTA ödüllü Marc Munden otururken sinematografide hem BAFTA hem Emmy kazananı Mark Wolf marifetlerini sergiliyor. İşitsel üretimler; The White Lotus’un kulak kurdu tema müziğinin yaratıcısı Cristobal Tapia de Veer, HBO’nun Harry Potter adaptasyonunun müziklerini emanet ettiği Kara Talve ve iki Oscar ödüllü Hans Zimmer ortaklığı.

Meltem Demiraran’ın Lord of the Flies değerlendirmesi buradan okunabilir. 


Dreams
Gözden kaçmasın

*L’amica geniale / My Brilliant Friend (HBO Max, 29 Nisan)

*Aldığımız Nefes (Vizyon, 1 Mayıs)

*Dreams (Vizyon, 1 Mayıs)

*Je m’appelle Agneta (Netflix, 29 Nisan)

*Man on Fire (Netflix, 30 Nisan)

Hâlâ izlemediyseniz

*AGON (MUBI, 24 Nisan)

*The Dark Wizard (HBO Max, 14 Nisan)

*Being Maria (TOD)