2014’e dair sorular: Harun İzer yanıtlıyor

Geride bırakıyor olduğumuz yıla dair sorulara, İKSV ekibinden Harun İzer’le devam ediyoruz. 

Son zamanlarda karşılaştığımız farklı bilet kategorizasyonu uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun? Sahne önünde yüksek fiyatlı bilet satmak için ayrılan ve konser sırasında boş kalabilen, seyirciyle grubu yaran dev alanlar? “Sınırlı görüş” tanımlamasıyla satılan konser biletleri?

Bence bunlar, günümüz sanatçı-organizatör-seyirci dengeleri içerisinde uygulanması gerekli yöntemlerdir, sanatçılar tarafından da kabul edilen bir şekilde hem de. Belki de bu noktada daha önemli olan, nasıl uygulandığı aslında.

İdeal bir dünyada tabii ki böyle uygulamalara gerek olmaması güzel olurdu. Ama ideal dünyada başka birçok şeyin de olmaması gerekir denilebilir, ne bileyim sanatçılar daha yüksek ücretleri hak ediyor denilebilir, biletler daha ucuz olmalı denilebilir, organizatörler mekanlara daha az kira ödemeli denilebilir, her yerde sponsorlar logoları olmamalı denilebilir, konsere bir saat kala gelen de konseri canının istediği yerden izleyebilmeli denilebilir, sonuçta “ideal dünya” bu. Ama mevcut durumda bütün bunlar arasında bir denge bulmak gerekiyor.

Kategorizasyon yeni bir uygulama değil, mesela oturma düzenli konserler için uzun zamandır olan bir şey; eğer sınırlı kapasiteli bir mekanda daha önde oturacaksanız biraz daha yüksek ücret ödemeniz normal karşılanır. Oturma düzeni olmayan konserlerde eskiden sadece “önce gelen öne geçer” durumu geçerli idi. Bu günümüzde kapasitesi ortalama 1.000’in altında çoğu mekanda da halen geçerli olan kural. Ama daha büyük kapasiteli mekanlarda artık ayakta seyirciler için farklı kategorilerle giderek daha sık karşılaşıyoruz. Bunun en büyük sebeplerinden biri, yükselen sanatçı ücretleri ve konserlerin giderek daha pahalılaşması.

1990’lar sonrası albüm satışları giderek düştükçe müzisyenler için canlı müzik sektörü daha çok önem kazandı ve sanatçıların konser başına ücret beklentileri de yükseldi (zira bir albümden istediğiniz kadar basabilirsiniz ama bir sanatçı bir yıl içinde en fazla 365 konser verebilir). Organizatörler de yükselen sanatçı ücretlerini karşılayabilmek için  gelirlerini arttırmak durumunda kaldılar tabii. Geliri arttırmanın bir yöntemi sponsorluk. Bir başka yöntem ise bu tür kategorizasyonlarla farklı gelir seviyesinde seyircilere farklı fiyattan bilet satmak. Dolayısıyla giderek kategori uygulamaları ayakta seyirciler için de ortaya çıkmaya başladı.

Bence burada organizatörlerin görevi ve üzerine düşen sorumluluk, bu kategorileri ve fiyat/kapasite dengelerini doğru tesbit etmek, gerekmiyorsa yapmamak veya daha az kategori yapmak. Organizatörleri böyle kategoriler yapıyorlar diye baştan suçlamamak lazım – ama bunun bir istismar haline gelmemesi, uygun planlanması da lazım tabii. Aksi halde bahsedilen sorunlar, sahne önünde sanatçı ile seyirci arasında anlamsız boşluklar oluşabiliyor. Uygun bir planlama yapılmışsa (veya durum öngörülüp hemen bir tedbir alınmışsa) bu sorun çözülür ve bütün alanlar dengeli bir şekilde dolar.

Benzeri bir şekilde, “sınırlı görüş” biletleri de çok düşük fiyatlara ama pek de mükemmel olmayan noktalardan konsere katılma imkanı sağlıyor seyircilere. Bu da gelir seviyesi en düşük noktada olan seyircilere – veya son dakikacılara – bir imkan sunmak amacıyla ortaya çıkıyor. Tabii ki buna “organizatörler işin suyunu çıkarıyor, para kazanılabilecek en ufak boşluğu bile bilet olarak satmaya çalışıyor” diyerek itiraz edenler olabilir. Aslında bunun doğru sınırını, çizgisini çizmek organizatörün sorumluluğu. Eğer cidden mekanda sabit oturma düzeninde mevcut yerlerse bunlar, boş bırakmaktansa satılması tercih edilebilir. Ama sadece biraz daha bilet satabilmek için anlamsız noktalara ek sandalyeler zorlama bir şekilde konuluyorsa mesela, bunu tartışmak mümkün bence de. Ama bazen de yüksek bir talep vardır ama konseri yapabileceğiniz başka bir mekan yoktur. Her durumu kendine göre incelemek lazım, özellikle de Türkiye’de iseniz.

Son olarak bu bahsettiklerim dediğim gibi yüksek kapasiteli konserlerde oluyor ve bütün bu uygulamalar sanatçıların da bilgisi ve onayı dahilinde yapılıyor tabii ki. Özellikle bundan kaçınan, baştan kabul etmeyen sanatçılar da var, mesela Manu Chao. Ajansı baştan sanatçının bu şartını bildirerek teklifleri topluyor (Amerikalı büyük sanatçılardan bildiğim kadarıyla böyle bir talebi olan pek yok). Dolayısıyla bu konuda sanatçıların tavrı ve tercihleri de çok önemli bir rol oynuyor.