2025’in ses getiren korku filmleri

Yazı: Tuğçe Ulutuğ

Bring Her Back’in huzursuz atmosferi, Together’ın hem birlikte olma hem de bireysellik üzerine düşündüren senaryosu, Sinners’ın politik alt metinleri… 2025, pandemiyle birlikte girdiğimiz yeni korku çağının gerçekten “bereketli” yılı gibi görünüyor.

Konumuz, 2025’te şu âna kadar yayımlanmış ve gişenin yanı sıra kültürel bellekte de iz bırakmış korku filmleri. 


The Monkey
(Vizyon tarihi: 21 Şubat)

Elbette bu sene de yeni bir Stephen King uyarlaması beyazperdedeydi. Belli ki hikâye, Gretel & Hansel ve Longlegs gibi filmlerden hatırlanabilecek Oz Perkins’in elinde daha tuhaf, kara mizah dolu bir korkuya dönüşmüş. Filmde ikiz kardeşlerin çocukken bulduğu lanetli oyuncak maymun, her kurulduğunda birini öldürüyor ve yıllar sonra geri dönüp hayatlarını altüst ediyor. Perkins ölümü sadece kader değil, bilinçli bir seçim gibi işlemiş; bu da hikâyeyi daha trajik ve derin bir hâle getirmiş. Filmin en çarpıcı yanı, grotesk mizahla harmanlanmış kanlı sahneleri ve abartılı ölümleriydi. Evet, Perkins’in ağır temposu herkese göre değil belki ama pastel ev içleri, gölgelerle dolu kadrajları, boğucu atmosferiyle ve gotik tonuyla The Monkey hâlâ akıllarda.


Sinners
(Vizyon tarihi: 18 Nisan)

Ryan Coogler’ın imzasını taşıyan ve 1930’lar Amerika’sında geçen Sinners, yılın en farklı korkularından. Michael B. Jordan, Chicago’daki gangster çevresinden dönüp, Mississippi’de bir blues kulübü kurma hayalini bulunan ikiz kardeşleri canlandırıyor. Hikâyenin kalbi ise Miles Caton’ın canlandırdığı Sammie; genç bir gitarist, müziğiyle geçmişle bugünü ve farklı kültürleri birbirine bağlıyor. En büyüleyici anlar kesinlikle onun sahneleri. Vampirler devreye girdiğinde film biraz raydan çıkıyor, köye İrlanda folk şarkıları söyleyen beyaz vampirlerin dadanmasıyla ise kan gövdeyi götürüyor. Coogler’ın mesajı açık: Siyahların kurduğu özgürlük alanlarına beyazlığın sızması şiddet ve yıkım getirir. Yer yer dağınıklığına rağmen politik alt metinleri ve kanlı finaliyle cesur bir iş.


Final Destination: Bloodlines
(Vizyon tarihi: 16 Mayıs)

Serinin altıncı filmi ve 10 yıl aradan sonra gelen bir dönüş. Yönetmenler Zach Lipovsky ve Adam B. Stein formülü hiç bozmadan devam etmişler; yine zincirleme kazalar, yine ölümün kaçınılmazlığı… Daha önce de olduğu gibi oyunculardan çok sahnelerin kendisi akılda kalıyor. Bu filmlerde zaten asıl mesele karakterler değil; o incelikle kurulmuş ölüm tuzakları. Burada da “Chekhov’un tabancası” mantığıyla önümüze çıkan her nesne (hortum, şişe, ışık, ray) bir süre sonra kanlı zincire ekleniyor. Filmin seriye çok yeni bir şey kattığı söylemek mümkün değil ama özlenen vahşeti bol bol barındırıyor. 


Clown in a Cornfield
(Vizyon tarihi: 29 Mayıs)

Clown in a Cornfield, Eli Craig’in yönettiği, Adam Cesare’nin romanından uyarlama bir slasher. Küçük kasabada gençlerin başına musallat olan palyaço maskeli katiller klişe görünebilir ama film özellikle parti sahnesinde gaza basıyor ve izleyiciyi bolca kana, kaosa boğuyor. Katie Douglas’ın Quinn karakteri üzerinden ilerleyen hikâyede kasaba sıkıntısı, ergen karakterlerin antipatikliği ve televizyon estetiğine yakın prodüksiyon biraz sıradan kalsa da kanlı sahneleri ve birkaç sürpriz ânıyla türün sadık hayranlarını tatmin edecek bir iş ortaya çıkmış.


28 Years Later
(Vizyon tarihi: 20 Haziran)

Evet, bir zombi / virüs filmi izliyoruz ama aslında merkezde kayıplar, yaşam mücadelesi ve zor anlarda verilen ahlaki kararlar gibi derin meseleler var. Danny Boyle yönetmen, Alex Garland senaryoda; hâliyle beklenti yüksek… Öfke virüsünden 28 yıl sonra baba – oğulun ana karaya yaptığı ölümcül yolculuğu anlatılıyor. En vurucu taraf, “normal” enfektelere ek olarak, tuhaf biçimde değişmiş yeni kurtulanların ortaya çıkması. Görsellik Anthony Dod Mantle sayesinde belgeselvari; titreşimli kamera, sert kurgular ve Young Fathers’ın müzikleri filmi daha da gergin kılıyor. Finalin biraz gereksiz uzatıldığını düşünsem de hem sert hem insani yönü kuvvetli bir İngiliz korkusu olarak 2025’in önemli filmlerinden.


M3GAN 2.0
(Vizyon tarihi: 27 Haziran)

2023’ün sürpriz hiti M3GAN’in devam filmi. Allison Williams yine başrolde. Daha fazla aksiyon, daha fazla kan ve daha büyük set parçaları barından M3GAN 2.0; ilk film kadar taze hissettirmemiş olsa da “jumpscare” arayan seyirciyi tatmin etmiş olabilir. Eğlenceli ama sürpriz etkisi olmayan yapımda Gerard Johnstone aynı enerjiyi yakalayamamış; film korkudan çok Steven Seagal tarzı aksiyona kaymış. Dövüşler, araba kovalamacaları, neon ışıklı efektler… Her ne kadar Blumhouse korku filmi olarak pazarlıyor olsa da aslında bir aksiyon filmi izliyoruz. Tek artısı, Jenna Davis’in M3GAN’a verdiği o unutulmaz robotik ses. Onun dışında ilk filmin karanlık “teknoloji canavarı” hissi kaybolmuş.


Together
(Vizyon tarihi: 25 Temmuz)

2025’in en özgün korkularından biri demek yanlış olmaz Together için. Başrolleri paylaşan Dave Franco ve Alison Brie’nin gerçek hayatta da uzun zamandır çift olmaları, filme baştan bir doğallık katmış; aralarındaki küçük jestler, bakışmalar, sessizlikler oldukça gerçek ve bağ kurulabilir. Ama tabii asıl mesele Michael Shanks’in senaryosu. Shanks kendi ilişkisinden ve panik atak deneyimlerinden yola çıkarak aşkı hem romantik hem de tedirgin edici bir varlık gibi anlatmış. Platon’un “yarım insanlar” mitini hatırlayanlar olacaktır; insanın kaybolan yarısını bulma, yeniden bütün olma arzusunu… Shanks bunu alıp Cronenberg tarzı sümüksü, kemik çatırdatan, kanlı bir birleşmeye çevirmiş ve iki kişinin bir organizmaya dönüşmesi fikri felsefi, iğrenç ve komik bir anlatımla yeniden canlanmış. Franco ve Brie’nin beden performansları, birbirine yapışma ve çözülme anlarında pratik efektler yer yer kitsch olsa da bu biraz da eski usul body-horror’un tatlı tarafını hatırlattı. Together, yanlış kişiyle izlersen kâbus; doğru kişiyle izlersen unutulmaz bir “date movie”.


Bring Her Back
(Vizyon tarihi: 1 Ağustos)

Philippou Kardeşler’in Talk to Me sonrası ilk filmi. Seyirciyi sıkıştıran, nefesini tutturup terleten bir film olduğunu söyleyerek başlayabilirim. Fragman “yine aynı şeyler, şeytanlı çocuk, ritüeller” diye düşünmüşdürebilir ama paketin altından bambaşka bir seyir çıkıyor. Daha ilk sahneden içine çekip, bırakmamaya kararlı yapımda Sally Hawkins’in oynadığı Laura, başta sevgi dolu bir anne gibi görünüyor ama maskesi düştükçe karanlık tarafı ortaya çıkıyor. Asıl korku, doğaüstü sahnelerden değil; o sevginin altındaki boşluktan geliyor. Anne sevgisinin aşırılığının ne kadar korkunç sonuçlar doğurabileceğini görmek tüyler ürpertici. Filmin yıldızı kesinlikle Oliver karakteriyle Jonah Wren Phillips; sahnelerini izlemek benim gibi slasher-sever biri için bile zordu. Görsel olarak da tam bir şölen; hem kanlı hem de estetik… 


Weapons
(Vizyon tarihi: 8 Ağustos)

Zach Cregger’in Barbarian sonrası merakla beklenen yeni işi; kaybolan çocukların üzerinden ilerleyen, büyü ve şiddeti iç içe geçiren bir hikâyeyi konu alıyor. Film, farklı karakterlerin bakış açılarını sırayla izleyiciye sunarak olayları çok katmanlı bir şekilde aktarıyor ve bu yapısı nedeniyle zaman zaman başa sararak aynı olayların farklı bakış açılarından izletiyor. Kimilerine göre “senenin en iyi korkusu” olsa da şahsi yorumum; grotesk sahneleri ve finali etkileyici olan filmin hikâye bütünlüğünü yakalayamadığı yönünde… Güzel bir hikâye ve yanlış bir anlatım şekli diyebiliriz sanırım.