Beyazperdenin husumetli kardeşleri #bantmagarşivden

Kardeşlik müessesesi her ne kadar kutsanmış bir ilişki olsa da son derece hassas dengeler üzerine kurulu, kıldan ince, bıçaktan keskin bir zemin. Daha en başta aynı anne babayı paylaşmak zorunda olduğun için ister istemez kıskançlık duygusu geliştirdiğin, arada bir kavga ettiğin, bazen bir gölge gibi seni takip eden, yer yer rakibin olan, her şeyine ortak biridir aslında kardeş. Tüm bu nedenlerden dolayı tamamen saf değildir kardeşlik, azıcık da olsa bir husumet sızar araya. Bunu baştan kabullenip bu zeminde sevgi ve hoşgörü içinde yürümeyi başaranlar hayatlarını karartabilecek bir ihtimali de bertaraf etmiş olurlar. Başaramayanlara ise geçmiş olsun… İçini dışını bilen, en zayıf noktalarına gözü kapalı dokunabilen, üzerindeki duygusal yaptırımı yüksek, koparması zor senden bir parça var artık hayatında.


Sonuçta bütün kardeşler iyi geçinecek diye bir kural da yok. Mesafeyi koruyarak ilerleyenler de kardeşlik müessesesinin kazananlarından olabilir. Yeter ki en iyi mesai arkadaşını, hayatına çok şey katabilecek dostunu düşmana çevirme, onu sev ve hep kendine yakın tut. Bakınız Lumiere Kardeşler. Güzel güzel geçinip birlikte çalışmasalardı sinematograf aletini icat edebilirler miydi? Bugün onların kardeşliği sayesinde problemli kardeşlik ilişkilerini konu alan filmleri sizlerle paylaşabiliyoruz. What Ever Happened to Baby Jane?, Susuz Yaz, Hannah and Her Sisters ve daha nice klasiği bir kenara bırakarak yakın tarihli örneklere odaklanıyoruz.

the other boleyn girl
The Other Boleyn Girl (2008)

Yönetmen: Justin Chadwick

Aslında çok iyi anlaşan iki kız kardeşken anne ve babalarının hırsları yüzünden büyük bir rekabete dönüşen Anne ve Mary arasındaki ilişki, bu filmi de listeye ekleme nedeni. Başrollerde Natalie Portman, Scarlett Johansson ve Eric Bana’nın yer aldığı The Other Boleyn Girl; aynı adlı romandan uyarlama bir dönem filmi… Boleyn soyadını soylu bir evlilikle taçlandırmak isteyen entrikacı aile, VIII. Henry’yi hırslı ve kararlı kızları Anne’e ayarlamanın peşinde sürekli plan program yapıyor. Ama o da nesi, kral gidip kendi hâlindeki saf güzellik Mary Boleyn’e âşık oluyor. Hırsından kuduran Anne pes etmiyor ve kralı elde etmek için elinden gelen gayreti gösteriyor. Öz kardeşinin mutluluğunu hiçe sayan, ona en büyük kötülükleri gözünün içine baka baka yapmaktan çekinmeyen Anne amacına ulaşıyor. Ama mutlu oluyor mu? Hayır.

kıskanmak
Kıskanmak (2009)

Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Anne babasını küçük yaşta kaybedip kardeşinden başka kimsesi kalmayan Seniha’nın yaşadığı bunalıma ve engelleyemediği kıskançlık duygusuna odaklanan Kıskanmak, Zeki Demirkubuz’un aynı adlı romandan sinemaya uyarladığı, son derece karanlık bir film. Karakter analizine özellikle yoğunlaşan Demirkubuz, Seniha’yı o kadar iyi tanıtıyor ki yolda görseniz tanıyacak hâle geliyorsunuz. Seniha en uygun ifadeyle toplumun genelgeçer güzellik standarlarını karşılamayan, “evde kalmış” bir kadın. Abisi ise görenleri kendine hayran bırakan güzellikte bir kadınla evli. Hayatta kimsesi kalmayan Seniha, abisi ve görümcesiyle birlikte yaşıyor ve abisinin işi nedeniyle mecburen Zonguldak’taki küçük bir kasabaya yerleşiyor. Kendine ait bir ailesi, meşgul olacak bir işi ya da onu seven bir sevgilisi yok. Tek yapabildiği abisiyle eşini delice kıskanmak ve her an patlayacak bir bomba gibi hayatlarında gerginlik yaratmak. Bir de üstüne görümcesinin herkeslerden gizlediği ilişkisini öğrenince, Seniha’nın eline büyük bir koz geçiyor ve abisinin hayatını alt üst etmekte hiçbir sakınca görmüyor. Her ne kadar hayat ve şartlar Seniha’yı bu duruma getirmiş gibi görünse de motivasyonlarının temelinde sahip olduğu tek insan olan kardeşini kimseyle paylaşmak istememesi yatıyor.

the skeleton twins
The Skeleton Twins (2014)

Yönetmen: Craig Johnson

Prömiyerini Sundance Film Festivali’nde gerçekleştiren, başrollerde Kristen Wiig ve Bill Heder’ın yer aldığı film, bu kez ikizler arasında yaşanan sorunlu kardeşlik ilişkisine bir örnek. Kardeş olarak anlaşmak zorken bir de sizin aynınızdan bir ikizinizin olması bir felakete dönüşebilir. Üstelik ikiniz de intihara meyilli ve depresifseniz… Milo ve Maggie yıllarca birbirlerinden kopuk, farklı hayatlar yaşayan ikizlerken, talihsiz bir olay sonucu birlikte yaşamak zorunda kalıyor. Çocuklukta sorunlu bir ailede büyümeleri bugünkü kişisel hayatlarına da yansımış ve ikisi de mutsuz. Üst üste hatalar yapılmış ve kaçacak yer kalmamış. Şimdi bu ikizler yıllar sonra tekrar bir araya gelip, sıfırdan başlamak için birbirlerini iyice dibe çekmek zorundalar.

my skinny sister
My Skinny Sister (2015)

Yönetmen: Sanna Lenken

Berlin Film Festivali’nden iki ödül birden kazanan Sanna Lenken imzalı film, abla ve kız kardeş arasında yaşanan kıskançlık/hayranlık ilişkisini konu alıyor. Ablasının güzel ve zayıf vücudu, spordaki başarıları, ailesinin ona olan adaletsiz ilgisi, Stella’ya kıskanmaktan başka bir şans bırakmasa da o ablasını seviyor ve onu rol modeli yapıyor. Ta ki ablasının yeme bozukluğu yaşadığını ve yediklerini zorla kustuğunu görene kadar… Ah zavallı Stella, ergenliğe girdiğin yıllarda ablan yanında olsun, birlikte zaman geçirin ve arkadaş olun istiyorsun ama o kendinden başka hiç kimseyi önemsemiyor. Senin kilolu oluşuna bile içten içe sinirleniyor çünkü kilo almaktan ödü kopuyor. Üstelik öğretmenine âşık olduğunu ve onun hakkında ayıp şiirler yazdığını da biliyor. Şimdi senin sırrın karşılığında onun sırrını saklamak zorundasın.

rams
Rams (2015)

Yönetmen: Grimur Hakonarson

Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden büyük ödülle ayrılan film, İzlanda’nın iki haneli bir köyünde karşılıklı evlerde yaşayan Gummi ve Kiddi adında iki yaşlı kardeşin 40 yıllık düşmanlığı konu alıyor. Oldukça yerel bir hikâyeye dayanan ve Kuzey Avrupa mizahını yansıtan Rams, bir koyun uğruna 40 yıllık düşmanlığın nasıl sonlandığını eğlenceli bir dille anlatıyor. İzlanda’nın zorlu hava şartlarına bir de köy yaşamının zorluklarını eklenirken, kardeşler birbirlerine destek olup huzur içinde yaşamak varken nedenini bile unuttukları bir husumet yüzünden iletişimi tamamen koparıyorlar. Koyunlarından başka hiçbir şeye önem vermeyen ikilinin tek bir amacı var, o da ödüllü koyunlar yetiştirmek. Yaşlarını başlarını almış olmalarına rağmen çocuk gibi kavga etmekten geri duramıyorlar ve aralarındaki rekabet bitmek bilmiyor. Ta ki o çok sevdikleri koyunlarına illet bir hastalık bulaşana kadar… Gummi, sen kardeşin gibi değilsin, onun gibi içip sağda solda sızmıyorsun, koyunlarına ondan daha iyi bakıyorsun ve o ödülü kesinlikle sen kazanmalıydın. Ama ne yazık ki şimdi çok daha önemli bir sorun var: Gözün gibi baktığın koyunlar elden gidiyor. Sen daha olgunsun ve kardeşin sırrını öğrendiği için onunla iş birliği yapmak zorundasın.

Belgica (2016)

Yönetmen: Felix Van Groeningen

35. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen film, abi-kardeş arasında dostça başlayıp düşmanca ilerleyen bir ortaklığı konu alıyor. Jo, son derece izbe de olsa kendi istediği gibi işlettiği Belgica adlı barına ortak olmak isteyen abisine “evet” diyerek başına bela alıyor. Sorunlu bir aile hayatında büyümüş bu iki kardeş için her ne kadar hedef, gece hayatının nabzını tutacak hit bir mekân kurmak olsa da aslında Jo çok sıkıldığı yalnızlığından, abisi ise onu boğan aile yaşantısından kurtulmanın peşinde. Hedeflerine hızla ulaştıklarında ve Belgica’yı kapısında kuyruklar oluşan bir mekân hâline getirdiklerinde esas sorunlar gün yüzüne çıkıyor. Jo, abisine uyarak hiç istemediği kadar büyüttüğü barında ve her gece dağıttığı raydan çıkmış hayatında bir şeylerin ters gittiğini fark ediyor… Evet Jo, öz abin seni kendi sıkıcı hayatından kurtarmak için kullandı. Aslında amacı sana yapayalnız hayatında bir yoldaş olmak değil, eğlenip coşup rock’n’roll’un dibine vurmak. İşleri büyüttükçe daha da canavarlaşan, istekleri tükenmeyen, hayatına zarar veren bir abin var artık, tebrikler!

Yazı: Tuba Altuntaş
İllüstrasyon: Ethem Onur Bilgiç
Bant Mag. No:50 (Haziran-Temmuz 2016)