Can Temiz ve Rahatsız Edici Miktarda Kan'ın ardındakiler

Röportaj: Gizem Ertürk

2026’yla birlikte Can Temiz’in üretim hattı yavaşlamıyor; aksine çeşitleniyor. Can’ın müziğinden aşina olduğumuz sezgisel dünyası, bu kez daha daha karanlık bir alanda, edebiyatta karşılık buldu. Karakarga Yayınları etiketiyle yayımlanan Rahatsız Edici Miktarda Kan, ilk sayfasından itibaren okuru huzursuz eden atmosferiyle yalnızca miras, güç ve kapalı yapılar üzerine kurulan bir korku anlatısı. 

Müzik, edebiyat ve görsel dünyalar arasında dolaşan Can Temiz ile romanın çıkış noktasını, yaratım disiplinlerini ve önümüzdeki yılın üretim haritasını konuştuk.


2026 senin için nasıl başladı Can? Daha çok lo-fi bir intro mu yoksa distorsiyonlu bir giriş mi? 

Şarkının ileride çok coşacağı hissiyatını veren sakin ve kontrollü bir intro diyelim 🙂

Rahatsız Edici Miktarda Kan okuru daha ilk sayfada tekinsiz bir atmosfere bırakıyor. Bu karanlık evren zihninde nasıl şekillendi?

Aklıma ilk gelen şey atmosfer oldu. Tamamen kanın içinde geçen bir hikâye yazmak istedim. Bilgisayarın başına oturduğumda ise aklımda sadece girişi, sonu ve bazı mekânlar vardı.

Bir şarkı bestelerken yaratım süreciyle bir roman yazmak arasında senin için ortak bir damar var mı? 

Yani her türlü yaratım sürecinde ortak olan noktalar bu ikisinde de var tabii. Her şey seni heyecanlandıran bir fikirle başlıyor. Sonra o fikir beyninde dönüp durmaya başlıyor sürekli. İşin başına oturunca da neyin çalışıp neyin çalışmadığını görüyorsun. Çalışan yerleri parlatıp çalışmayan yerleri tamir ediyorsun. Yolculuk da bazen seni tahmin etmediğin yerlere götürüyor. Birçok noktada son saniye çözümleri üretmek zorunda kalıyorsun. Bu açılardan çok benziyor. Ruh hâli olaraksa bir şarkı ortaya çıkarmak çok daha sezgisel bir süreç. Neyin iyi olup olmadığına sezgilerinle karar veriyorsun. Romanda çok daha kontrollü ve zihninin ön planda olduğu bir süreç var. 

Yazarlık senin için ilhamın gelmesini beklemek mi masaya oturup çalışmak mı? Bir başka deyişle bu iş biraz disiplin, biraz da kaos mu?

Aynen öyle. İki zıt tarafın da kendi görevleri var bence. Aniden gelen sezgisel ilham anları çok büyük patlamaları ve dönüm noktalarını ortaya çıkarıyor. Başlangıç için bir malzeme, devam etmek içinse motivasyon veriyor ama işin çok büyük kısmı o motivasyon sayesinde edindiğin disiplini korumak ve sıkıcı işleri, yani yazma kısmını hayata geçirmek.

Romanda kan sadece bir şiddet unsuru değil; neredeyse yaşayan bir atmosfer. Bu metaforu kurarken seni besleyen belirli metinler, imgeler ya da korkular oldu mu?

Ben bir ara eğlence için AI ile görseller üretme işine çok takmıştım. Çok zevk alıyordum. Bir gün ortaya çıkan bir görsel beni çok etkiledi. Şimdi spoiler vermemek adına görseli tarif etmeyeyim ama o gördüğüm sahneyi yazmak istedim. Nasıl bir hikâye olabileceğini düşününce de bu romanın temel noktaları aklıma gelmeye başladı. 

Lila, geçmişiyle ve miras kalan yapılarla sürekli çatışma hâlinde. Sence insan en çok gücü mü travmayı mı suskunluğu mu miras alır?

İşin kötüsü bunun cevabını sanırım hiçbirimiz bilmiyoruz. Elbette genetik ve psikoloji biliminin sunduğu birçok cevap var ama hâlâ her gün yeni bulgular ortaya çıkıyor. Gelgelelim bu romanın esas sorusu, bireysel veya toplumsal olarak miras aldığımız şeylerin bizi tanımlamak zorunda olup olmadığı. 

Tarikatlar, ritüeller ve kapalı yapılar romanda önemli bir yer tutuyor. Bu karanlık organizasyonlar gerçek hayata dair hangi soruları fısıldıyor sana?

Komplo teorilerine ve gizli gerçeklere meraklı birisiyim ama bütün bunlara metaforik bir pencereden bakmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. En basitinden dünyayı kapalı kapılar ardından yöneten gizli tarikatlar var mı yok mu, bunu asla tam olarak bilemeyiz ama bu sorunun cevabının da çok bir önemi yok çünkü reddedemeyeceğimiz hakikat şu ki dünyayı çok güçlü erkekler daha fazla güç elde etme motivasyonuyla yönetiyor. Bu ha ezoterik bir tarikat olmuş ha takım elbiseli adamlar olmuş. Bunun üzerine oluşturulan komplo teorilerinin de toplumsal bilinçaltının bu korkunç gerçeğe verdiği duygusal tepkinin bir sembolü olduğunu düşünüyorum. 

Başucunda mutlaka duran kitaplar neler? Zor zamanlarda tekrar tekrar döndüğün, seni “fabrika ayarlarına geri döndüren” metinler var mı?

Açıkçası hiçbir kitabı iki kere okumadım. Onun yerine yeni bir şey okurum diye düşünüyorum hep ama Parfümün Dansı, Tıkanma ve Çıplak Şölen beni en çok etkileyen romanlar oldu sanırım. 

Rahatsız Edici Miktarda Kan bir filme dönüşseydi… Kimin çekmesini, Lila’yı kim oynasın isterdin? 

Rahatsız Edici Miktarda Kan bir filme dönüşseydi, öncelikle çok maliyetli olurdu. 🙂 Kan için baya para harcamak gerekecektir. Ben tabii ki görmeyi çok isterdim. Türkiye’de benim kadar kan seven tek yönetmenin Can Evrenol olduğunu düşünüyorum. Bence çok iyi bir iş çıkarırdı. Yabancı olarak da fazla uçuk ama Guillermo Del Toro’nun bu hikâyeyle ne yapacağını gerçekten çok merak ederdim. Lila’ya da Julia Garner veya Mia Goth çok yakışabilirdi. 

Son olarak 2026’da neler planlıyorsun?

Açıkçası hazır elim sıcakken bir roman daha yazmayı çok isterim. Hazırda bekleyen hikâyelerim var, onların üzerinde çalışmak istiyorum. Makbet‘in öncelikle ilk konserini yapmayı planlıyoruz, şarkılar yayımlamaya elbette devam edeceğiz ama bakarsınız bir albüme de evrilebilir işler. Can Temiz adı altında solo olarak yeni şarkılar yayımlayacağım tabii ki. Oradan full bir albüm gelir mi, emin değilim. Son Fersah’ın yeni albümü bu yıl yayımlanacak. Exnun için de çalışmalara başlamayı umuyorum. Onun dışında podcastlerimiz O Tarz Mı? ve Podcastia devam ediyor. Ejder Sofrası isimli D&D YouTube içeriğimiz devam ediyor. Belki sürpriz genç bir grubumuzla prodüktörlük çalışmamız olabilir. Off çok iş varmış hadi ben kaçtım. Çok teşekkür ederim her şey için!