Céline Sciamma ile çocukluğun duygusal yoğunluğu ve “Petite Maman” üzerine

Naissance des pieuvres’den (Nilüferler) bu yana elini neye atsa harikalar yaratan Céline Sciamma’nın yeteneklerinin sınırı olmadığına, boğazımızda bıraktığı yumruyu bugün bile hissettiren, “başyapıt” gibi iddialı bir sıfatın altını doldurabilecek incelikteki Portrait de la jeune fille en feu (Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi) sayesinde ikna olmuştuk. Neyse ki arayı çok açmadı. Pandeminin en çetin günlerinde sessiz sedasız çektiği, prömiyerini 71. Berlin Film Festivali’nde yapan Petite Maman da (Küçük Anne) hayal kırıklığı yaratmadı.

Advertisement

27 Ağustos itibariyle Başka Sinema salonlarında vizyona giren film, haklarının MUBI Türkiye’de bulunması nedeniyle, platformun kataloğuna da yakın gelecekte giriş yapacak. Vesilesiyle, Petite Maman üzerine sohbet etme şansımız oldu Sciamma ile. Hattın diğer ucu Paris’e bağlandı; çocuk ve ebeveyn ilişkisinin kodlarıyla oynayışındaki niyetten genç yaştaki karakterlere olan ilgisinin köklerine, filmin dilini inşa ederken gözettiği mahremiyet ve samimiyet arayışından daha önceki deneyimlerinin sinemasına yansımalarına, birçok başlığa temas etti.

“Özellikle çocukların bakış açılarıyla, bir şeylerle olan ilişkilerini nasıl da umursadıklarıyla ilgileniyorum. Yaşamı çok ama çok ciddiye almaları mükemmel. ”

Şimdiden bu yüzyılın modern klasikleri arasında sayılan Portrait de la jeune fille en feu’nün ardından hafıza ve hayal gücünün tesirini hissettiren bu öyküyü anlatmaya; Nelly’nin gözünden kayıp, keder, veda ve yas gibi mefhumları işlemeye nasıl karar verdiniz?

Bu, Portrait de la jeune fille en feu’nün yazımında aklıma gelen bir hikâyeydi. İkisinin de hem yeni anlatılar barındırması hem de bir çeşit uzlaşmayla ilgili olması, o tecrübemin olumlu katkılarına sebep oldu. Çok basit bir fikri olan Petite Maman, birbirinin peşi sıra film üretmek üzerine bir deneyin parçası. Portrait de la jeune fille en feu’yü izleyenlere yeni bir tecrübe yaşatmak istedim. Farklı şeyler denemeye devam etmek istiyor, izleyici kitlesini belirlerken daha demokratik olmayı arzuluyordum. Hem çocuklara hem de ebeveynlerine hitap etmeliydi, böylesi daha demokratikti. Nihayetinde benim için işin özü eldeki fikirleri genişletmek aslında ve bence 2 film de bunu yapıyor. Birbirine çok yakın zamanlarda çekildiler; bu yüzden bir nevi el ele tutuşuyor, birbirlerini destekliyorlar.

Çocukluk veya ilk gençliği ele aldığınız filmlerinizde, karakterlerinizle kurduğunuz duygudaşlığın yanı sıra onlara büyük bir saygı beslediğiniz de hissedilebiliyor. Hayata dair büyük, yetişkinlerin bile cevap bulmakta zorlandığı soruları bu yaş grubunun gözünden keşfetmenin ne gibi bir çekiciliği var?

Biliyor musun, bu soru bana daha önce sorulduğunda, genç karakterler yazmamın ve genç oyuncularla çalışmamın sebebinin benim de epeyce genç olmam olduğunu sanıyordum. Artık çaylağın teki değilim ama hâlâ genç karakterler ve genç oyuncularla çalışmak istiyorum, yani bunun benim yaşımla veya onların yaşıyla bir ilgisi yok. Asıl sebebin onların duygusal yoğunluğu olduğunu düşünüyorum. Özellikle çocukların bakış açılarıyla, bir şeylerle olan ilişkilerini nasıl da umursadıklarıyla ilgileniyorum. Yaşamı çok ama çok ciddiye almaları mükemmel, bana kalırsa onlarla çalışmak istememin sebebi bu. Örneğin bir çocuğun anne veya babasıyla ilgili aklında bulunan sorular, çok derin sorulardır çünkü bir bakıma hayatta kalmayla ilişkilidir. Genç karakterler aynı zamanda fazlasıyla arzu güdümünde oluyor. Şahsen daha fazla arzu güdümünde karakter yazmak istiyorum, misal buradaki karakterin arzusu da “Annemin bir zamanlar ağaç ev yaptığı yeri bulmak istiyorum.” Bunu isteyen bir yetişkinle ilgili de uzun metraj bir film çekebilirsiniz ve gayet güzel olur. Yine de aynı alanda olduklarında, genç yaştakilerin bu alana bakışı, yaşayışı bence sinema için çok daha uygun. Öte yandan çocuklarla çalışmak size büyük bir sorumluluk duygusu veriyor. Bir şeyler katıyor, elinizden gelenin en iyisi yapmanızı sağlıyor. Ödün vermeyen bir oyuncu kadrosuyla çalışmak çok büyük bir baskı unsuru.

Sinemadaki anne temsillerini göz önüne alındığında, bir anneyi ebeveyn kimliğinden çıkartıp, çocuğuyla aynı yaşta imgelemenizin spesifik bir nedeni var mı?

Yeni bir mitoloji yaratıyormuş gibi yazmak istedim. Buna bir anne ve kızı arasındaki ilişkinin yeni bir olasılığını yaratmak da dâhil. Kurmacanın gücü sayesinde onlara eşitmiş gibi bakabildim ve tam anlamıyla yeniden tanışma şansı verdim. Bu bir yandan da bildiğimiz anne-kız ikili öykülerinden ayrılmanın ve farklı kuşaklardan 3 kişiye yeni bir bakış kazandırabilmenin yoluydu. Filmin bir kısmı, annenizle çocuk olarak tanışsanız, aynı anneye sahip olsanız ve o kişi aslında büyük anneniz olsa ne olurdu, bunu inceliyor. Kurmaca aracılığıyla soy ağacında yataylık yaratılıyor. Bu, aradaki bağı daha yakından veya daha uzaktan gördüğün yeni bir bakış açısı oluşturuyor ve kendi kökeninle, hikâyenle eğlenmeni sağlıyor.

“Mahremiyet anlarında, izleyiciye farklı noktalardan dokunan koreografiler yaratmayı çok seviyorum. Bazıları kalbinize dokunuyor, bazıları sembolik olduğunu anladığınız için beyninize.”

Tüm masalsı atmosferine rağmen Petite Maman’ın gerçeküstü bir tona sahip olduğunu söylemek güç. Senaryoyu inşa ederken bu dengeyi nasıl kurdunuz? Bu anlamda klasik anlatı yapılarının sınırlarını aşmak için temel esin kaynağınız neler oldu?

Sinemanın başlangıcını, öncülerini, öncü kadınlarını düşünüp durdum. Çünkü bu filmi çekmek için onların kullandığı araçların aynılarını kullanacaktım. Stüdyoda çekim, büyüleyici gerçeklik… Filmin içindeki sihir, sinemanın araçları sayesinde ortaya çıkacaktı. Misal kurguyla. Kurguyla karakterinizi bir yerden başka bir yere ışınlayabilirsiniz. Açıkçası filmin dili konusunda olabildiğince samimi davranmaya çalıştım. Ortaya çıkan işin çocukluk deneyimiyle uyumlu olduğunu umuyorum. Sanatın çocukluğu veya sanat üretimini çocuklar hakkında yapmak… Bu büyük oranda kurgu odasında yapılan bir film, temeli kurguya dayanıyor fakat bir arayış içinde olduğumuz için değil; senaryo bu şekilde yazıldığı için. Kullanacağım bazı efektler zihnimde hazırdı. Filmin 1 saat 10 dakika olması planlanmıştı. Ve kurgu süreci genel olarak basit bir filmdi çünkü âdeta oyun oynamak gibiydi.

Filmlerinizde, günlük hayatın rutin akışından kimi anları, o anların duygusuna dair çeşitli katmanlar ekleyerek ele aldığınızı düşünüyorum. Petite Maman özelinde, Nelly’nin bir teselli metodu olarak, annesine arabanın arka koltuğundan kraker yedirdiği sahne geliyor aklıma mesela. Yalın ve olağan gözükenden, etkileyici bir sinematik an yaratmanın sırrı nedir sizce?

Mesela o çok koreografik bir an ve büyük ölçüde fiziksel komedi. Tamamen diyalogsuz. Sinematik olmasının da mahrem hissettirmesinin de sebebi bu çünkü çocukluğa dair bir şey. Çocukların hislerine, bir şeyleri umursama biçimine yakın. Çocuklar kelime kullanmadan hislerini yaşar. Aynı zamanda sahnede bir terslik var, kimin kimi beslediği üzerinden aralarındaki hiyerarşi bozuluyor çünkü. Bence mahremiyet ve samimiyet, birçok ve birbirinden farklı fikri bir araya getirebilmekle sağlanıyor. Bu üzerinde çalıştığımız bir şeydi. Örneğin krakerlerini bir sincap gibi yemesi. Bu tarz samimi anlarda, izleyiciye farklı noktalardan dokunan koreografiler yaratmayı çok seviyorum. Bazıları kalbinize dokunuyor, bazıları sembolik olduğunu anladığınız için beyninize. Kişisel ve toplumsal hassasiyetlerinize değinen farklı fikirlerle yaratabilirsiniz. Ama söylemeliyim ki bu gerçekten kolay olmayan, çok uğraştırıcı bir süreç.

Gerek prodüksiyon süreçlerinin oldukça hızlı kotarılması gerek anlatılarının çocuk karakterler etrafında şekillenmesiyle, Tomboy ile Petite Maman arasında kimi paralellikler kurulabilir. Tomboy’daki deneyimleriniz Petite Maman’ın oluşum sürecini hangi açılardan besledi? Son olarak bunu sormak istiyorum.

Tomboy, yapmaktan hoşlandığım şeyler konusunda bana büyük cesaret verdi. Yani çocuklarla çalışmak, onlara tamamen güvenmek ve prova almamak. Bunun mümkün olabildiğini artık biliyordum. Deneyimlediğimiz bir şeydi. Ayrıca çocuklarla çalışmanın çok neşeli ve tasasız bir şey olabildiğini öğretti. Büyük bir sorumluluk hissi verdiğini de düşünüyorum. Tomboy’da kimi şiddet sahneleri vardı; bu sefer ise çocukların sadece oyunculuğunu sergileyeceği, biraz da eğleneceği bir anlatı inşası için çok uğraştım. Bunu da çektiğim filmden öğrendiklerimle yapabildim. Tecrübeleriniz, hem denemeye devam etmeniz hem de yapmak istemediğiniz şeylerden uzaklaşmanız için bir güven hissi sağlıyor kesinlikle.

Röportaj: Merdan Çaba Geçer
İllüstrasyon: Sadi Güran