2020’nin sinema ve televizyon gündemini anımsamak isteyenlere; pandeminin sektördeki yansımalarından Rexx Sineması’na vedamıza, dijital platformların yükseliş sürecinden Oscar cephesinde alınmış tarihî kararlara, A’dan Z’ye bir seçki.

Adaptasyon

Pandemi şartlarının doğurduğu “yeni normale” adaptasyon süreci, sinema ve televizyon endüstrileri için tüm yerkürede oldukça meşakkatli geçti. İçinde bulunduğumuz dönemin nasıl sonlanacağını kestirmek güç olsa da, UNESCO’nun yayınladığı raporlar, sinema sektöründe 10 milyon kişinin işsiz kalmış olabileceğine işaret etmekte. Endüstri geçtiğimiz sene COVID-19 salgını nedeniyle 32 milyar dolar kaybetti, 2019’a kıyasla gişe gelirinde % 71,5’lik bir gerileme yaşadı. Türkiye özelinde ortaya çıkan tablo da çok farklı değil. İki yıl önce 980 milyon TL’yi bulan hasılat rakamları, 2020’de yaklaşık 300 milyon TL’de kaldı; fiziksel şartlarda film izleyen seyirci sayısı 18 milyonu geçemedi. Çekimlerin sıkı protokollerle gerçekleşmesi, riskli setlerin iptal edilmesi gereken bu süreçte; özellikle yerli televizyon sektörü sınavı geçemedi. Set işçilerinin çalışma koşulları, sağlık ve sosyal güvencelerinin hiçe sayılması, yetkililerin almadığı önlemler tartışma konusuydu.

Bir Başkadır

Berkun Oya için Masum’un ardından ikinci dijital platform projesine işaret eden Bir Başkadır; sadece Netflix tarihinin en popüler yerli içeriklerinden olmakla kalmadı, 2020’yi tanımlayan televizyon olaylarından birine dönüştü. Türkiye portresini farklı sosyo-ekonomik sınıftan karakterler üzerinden, bir alegori formunda çizmeyi amaçlayan Bir Başkadır; gerek ülkeye dair açtığı tartışmalarla, gerekse paylaşım rekoru kırılan sahne ve replikleriyle haftalarca kamuoyu gündeminden düşmedi. Sadece genel izleyici kitlesi değil; sosyologlardan psikologlara, köşe yazarlarından akademisyenlere uzanan geniş bir yelpaze, dizi ekseninde dönen çeşitli tartışmalarda taraf oldular.

Cahiers du Cinéma’da toplu istifa

Yedinci sanat tarihinin en köklü yayın organları arasında kabul edilen; Bazin, Truffaut, Rivette ve Godard gibi Fransız Yeni Dalgası’nı doğuran isimlerin yuvası olarak da bildiğimiz efsanevi Fransız dergi Cahiers du Cinéma, geçtiğimiz şubat ayında köklü bir değişime uğradı. Hisse sahiplerinin el değiştirmesi ve bankacılar, iş insanları, film yapımcılarından oluşan yeni yönetimin dergiyi daha “erişilebilir” kılma kaygısı; on beş yazardan oluşan yayın kurulunun böyle bir karar almasına yol açmış. Ekip toplu istifanın nedenini, eleştirel bir yayında çıkar çatışması yaratılmasına ve içerikte müdahale kaygılarına bağladı.

Çevrimiçi gösterimler

Malum sebeplerle sinema salonlarına ayak basamadığımız, film festivallerini arşınlayamadığımız bu yılda sadece dijital platformlar değil; festivaller, film dağıtım şirketleri, müze ve vakıflar da gösterimlerini çevrimiçi ortamda düzenledi. Aralarında Cannes, Toronto, Venedik, Berlin, Londra, Tribeca’nın da bulunduğu festivallerin seçkisiyle hazırlanan ve Youtube üzerinden seyirciyle buluşan “We Are One: A Global Film Festival” anımsadığımız girişimlerden biri. Türkiye’deki sinema izleyicisi de İstanbul Film Festivali, Filmekimi, Başka Sinema, Altın Portakal, Altın Koza, Documentarist, İstanbul Modern, SALT, Kundura Sinema ve daha birçok oluşumun programlarına evlerinden erişebildi.

Dijital platformların yükselişi

Sinema salonlarının aylarca kepenk kapattığı, evlerimizi tek yaşam alanı bellediğimiz 2020, dijital platformlar adına tam bir dönüm noktasıydı. Vizyona girmesi beklenen yapımların teker teker streaming servislerine satılması, yeni projelerin çoğunlukla bu pazara odaklanması ve seyircinin alternatifsiz bir konumda yer alması sebebiyle ciddi bir abonelik (ve içerik) artışı yaşandığına şahit olduk. Örneğin seçilmiş filmleri abonelik tabanlı bir yayın ile sunan MUBI’nin, 2020 senesi içinde global olarak üç kat, Türkiye özelinde on kat büyüdüğünü öğrendik. Bu yoğun talep hem Gain gibi yeni yatırımların önünü açtı; hem de uzun yıllardır tartışma konusu olan “Çevrimiçi izleme servisleri, sinemada film izleme deneyiminin sonunu mu getirecek?” endişelerinin daha yüksek sesle dillendirilmesine sebebiyet verdi.

Emmy Ödülleri’nin pandemi sınavı

Hollywood’un salgın günlerinde düzenlediği ilk büyük tören olan 72. Primetime Emmy Ödülleri, Jimmy Kimmel’ın sunuculuğunda, 20 Eylül Pazar gecesi sahiplerini buldu. Sadece ATAS (Televizyon Akademisi) değil, tüm endüstri adına büyük bir sınav kabul edilen bu tarihî gece sorunsuz şekilde atlatıldı. Tören canlı olsa da ödüllerin neredeyse hepsi dijital ortamda dağıtıldı; adaylar evlerden, otellerden veya ekiplerin bir araya geldiği küçük çaplı buluşmalardan geceye bağlandı. Tıbbî koruyucu giysiler giymiş ATAS görevlileri ödülleri kazananlara teslim etti, adaylıkla yetinenler ise ayaklarına kadar gelen heykelciklerle vedalaşmak durumunda kaldı.

Festivallerde cinsiyet eşitliği uyanışı

Oyunculuk alanındaki ödülleri performans çeşidinden ziyade ikili cinsiyet sistemine göre ayıran festivaller, uzun yıllardır haklı eleştirilerin odağında yer almaktaydı. Bir ilke imza atan Berlin Film Festivali, oyunculuk kategorilerini yeniden düzenledi ve cinsiyet ibarelerini kaldırma kararı aldığını açıkladı. Uluslararası arenada bir farkındalık sinyali oluşturma niyetinde olduğunu duyuran Berlinale, bundan böyle Gümüş Ayı’yı “En İyi Başrol Performansı” ve “En İyi Yardımcı Oyuncu Performansı” dallarında takdim edecek. Benzer bir duyarlılık örneği bu topraklardan, Malatya Film Festivali’den geldi; tören, “değerlerimizle bağdaşmadığı” iddiasıyla Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından iptal edildi.

Gotham’ın en iyileri

2020 sinema senesine kadın yönetmenlerin damga vurduğu; Kelly Reichardt, Chloé Zhao, Eliza Hittman gibi isimlerin yılın en takdir gören yapımlarına imza attığı sır değil. Bir nevi ödül sezonunun açılışını yapan Gotham’da -nam-ı diğer IFP Bağımsız Film Ödülleri- tüm En İyi Film adaylarının kadın sinemacıların ellerinden çıkmış olması, bu çıkarımı kanıtlar nitelikteydi. Ana kategoride yarışan The Assistant, First Cow, Never Rarely Sometimes Always, Nomadland ve Relic’in yanı sıra; diğer dallarda ödüle uzanan Identifying Features, A Thousand Cuts, The 40-Year-Old-Version, Time da farklı etnik köken ve cinsel yönelimlere sahip kadın sinemacıların işleriydi.

HBO Max için dengeleri değiştiren karar

2020 senesinde sinema endüstrisinde alınmış belki de en radikal karar; Warner Bros’un, 2021’de vizyona girmesi beklenen her filmini aynı tarihlerde HBO Max’te yayımlayacağını açıklamasıydı. Hâlihazırda büyük bir krizin içinde olan salon sahipleri tarafından hayal kırıklığı ve öfkeyle karşılanan bu tercih, endüstrisinin tüm kollarını derinden etkileyebilecek, film izleme alışkanlıklarını tamamen değiştirebilecek bir hamle olarak yorumlandı. Zira bahsi geçen filmler arasında Dune, The Matrix 4, The Suicide Squad ve daha birçok büyük bütçeli Hollywood devi yer almaktaydı. Christopher Nolan, Denis Villeneuve, Jon M. Chu gibi isimler verdikleri demeçlerle Warner Bros.’u hedef aldı; kimi yapım şirketleri yasal süreç başlatacağını duyurdu. WarnerMedia başkanı Ann Sarnoff ise alınan kararın 2021’e özel olduğunu söylemekle yetindi, uygulamanın ileriki senelerde devam etmeyeceğini umduklarını belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nin yankıları

Her sabah yeni bir kadın cinayeti haberiyle uyandığımız bu senede; toplumsal ve sistematik şiddeti, ayrımcılığı yok etme amacındaki İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmaya çalışması, sadece ulusal değil, uluslararası sinema dünyasında da tepki topladı. Şiddet ve ayrımcılıkla mücadelenin gerekliliğine dikkat çeken, protestolarını sürdürmekten hiç vazgeçmeyen kadınların sesi bu topraklardan Hollywood semalarına kadar ulaştı. Nicole Kidman, Juliette Binoche, Michelle Pfeiffer, Jennifer Aniston, Charlize Theron, Eva Green, Juliette Lewis, Demi Moore, Jessica Biel ve Florence Pugh gibi yıldızlar, sosyal medya paylaşımlarıyla, mücadeleye olan desteklerini gösterdiler.

Jessie Buckley & Jesse Plemons

Charlie Kaufman’ın beş yıllık bir aradan sonra sinemaya dönüş projesi olan I’m Thinking of Ending Things, 2020 sinema gündeminin önemli başlıklarından biriydi şüphesiz. Film karışık reaksiyonlar topladıysa da iki başrol oyuncusunun performansı övgülerle karşılandı: gözümüzü ayırmamamız gereken bir yetenek olan Jessie Buckley ve bir süredir radarımızda bulunan Jesse Plemons. İkisinin de performanslarındaki duygu geçişlerine, senaryonun farklı katmanlarını yansıtabilmelerindeki maharetlere methiyeler düzüldü. 2021 içinde Jessie Buckley’i Maggie Gyllenhaal’un ilk yönetmenlik denemesi The Lost Daughter’da, Plemons’ı ise yeni Jane Campion filmi The Power of the Dog’da izleme şansı bulacağız.

Kaybettiklerimiz

Her sene sinema ve televizyon dünyasına katkılarıyla hafızalarda yer edinmiş birçok isim aramızdan ayrılıyor, fakat 2020’de kaybettiklerimiz bir başka üzdü sanki bizi. Ennio Morricone’den Daria Nicolodi’ye, Birol Ünel’den Sean Connery’ye, Olivia de Havilland’dan Chadwick Boseman’a birçok değerli sanatçıya veda etiğimiz bu yılda, sonsuzluğa uğurladığımız isimlerden bazılarını analım istedik: Ian Holm, Alan Parker, Diana Rigg, Irrfan Khan, Lynn Shelton, Joel Schumacher, Jerry Stiller, Ann Reinkin, Özer Kızıltan, Naya Rivera, David Prowse, Chi Chi DeVayne, Terry Jones, Sushant Singh Rajput, Shirley Knight, Earl Cameron…

Lena Waithe

Master of None ve Queen & Slim gibi yapımlarla ne kadar heyecan verici bir kalemi olduğuna şahit olduğumuz Lena Waithe, geçtiğimiz sene duyurduğu yeni projesiyle; televizyonda işlendiğine pek tanık olmadığımız, tabu addedilen bir konuya el atacağını açıklamıştı: açık evlilik. İsmi Open olarak duyurulan yapım Amazon Studios imzası taşıyacak; evlilik kurumunun işlevselliğini ve önyargılarımızı sorgularken, geleneklerin dışında kalan birliktelikleri anlamaya çalışacak. Ryan Murphy de benzer bir konuyla 2014’te HBO’nun kapısını çalmış, proje onay almayınca hayata geçirilmemişti.

Müzikaller küçük ekranda

Broadway’de kısa sürede efsane statüsüne erişen, Pulitzer ve Tony ödüllü Hamilton’ın haklarını satın almak; streaming servislerinin rekabetinde önemli bir yarışçı olan Disney+’ın, geçtiğimiz sene yaptığı en akıllıca hamlelerden biriydi muhtemelen. Sinema estetiğine sahip olmayan, daha ziyade müzikal tiyatronun bir örneği olarak tanımlanabilecek içerik; Disney+’ın özellikle ABD’deki abonelerinde yüzde 74 gibi ciddi bir artışa sebep oldu. Yine bir Broadway müzikali olup HBO Max’de seyirciyle buluşan David Byrne’s American Utopia’nın eleştirel başarısı ve Netflix’in Diana: A New Musical’in haklarını satın alması; yeni bir akımın ortaya çıkışını, daha birçok tiyatro oyununu evlerimizden izleyeceğimizi işaret etmekte.

Nomadland

İleride 2020 sinema yılına dönüp baktığımızda akla ilk gelecek yapımlardan biri; senenin festival gözdesi olan, bu dosya hazırlandığı esnada 150’den fazla adaylığı hanesine yazdıran Nomadland olacaktır muhtemelen. Venedik’te Altın Aslan, Toronto’da Seyirci Ödülü’nü kazanan ve önümüzdeki Oscar yarışının kilit filmlerden biri olacağına kesin gözüyle bakılan yapım; ekonomik gerileme esnasında köklerini ve bağlarını yok sayarak karavanda yaşamaya başlayan 60 yaşlarındaki Fern’e odaklanmakta. Chloé Zhao’nun karakterine beslediği saf şefkâti rejisinde bile hissettirdiğini, Frances McDormand’ın kariyerinin zirvesinde olduğunu söyleyen eleştirmenler; Nomadland’i hemen herkesin kalbine dokunabilecek, duygusal, meditatif ve biraz da melankolik bir deneyim olarak tarif etmekte. 

Oscar cephesinden tarihî kararlar

Uzun yıllardır ırk, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim çeşitliliği ve kapsayıcılığı konusunda eleştirilerin odağında olan AMPAS (Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi); bu sene gerek Black Lives Matter hareketinin, gerekse #OscarsSoWhite protestolarının yansımalarıyla kimi tarihî kararlara imza attı. Ekranda/ekran dışında eşit bir temsili teşvik etmek için “Academy Aperture 2025” isimli yeni bir girişimde bulunduğunu açıklayan kurum; En İyi Film kategorisinde değerlendirilmek isteyen yapımlar için çeşitlilik adına dört temel şart ortaya koydu ve en az ikisini karşılama zorunluluğu getirdi. 1980’den beri aday olan neredeyse her yapımın bu şartlara uyduğu göz önüne alınırsa, karar bir dayatma değil: akademi, sektördeki uzun süreli, temel bir değişim için katalizör görevi görme niyetinde.

Polanski’nin César ödülüne karşı protestolar

Cinsel şiddet, taciz ve tecavüz geçmişini bildiğimiz yönetmen Roman Polanski’nin son filmi J’accuse ile 45. César Ödülleri’nde 12 adaylık alması çileden çıkarıcıydı ve “Sanatçı ve sanatı birbirinden ayrılabilir mi?” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Fransa sinemasından önemli figürler köklü değişimler talep eden açık bir mektup yayımladı, César yönetim kurulu üyeleri oy birliğiyle istifa kararı aldı. Polanski’nin En İyi Yönetmen ödülüne layık görülmesiyle -Adèle Haenel başta- Portrait of a Lady on Fire ekibi töreni terk etti; sonrasında sokağa taşınan protestolar geceye damgasını vurdu. Geçtiğimiz kasım ayında bir duyuru yapan akademi, onursal üye olan Polanski’nin yönetim kurulundan çıkartıldığını açıkladı.

Queen’s Gambit’in rekoru

Evlerimize kapanıp dijital platformların kataloglarında kaybolduğumuz bir sene geçirdik, evet; peki en çok neler izledik? Yayımlandığı günden itibaren 63 ülkede Netflix listelerinin zirvesinden inmeyen The Queen’s Gambit, ilk akla gelenlerden biri. Satranç dehası genç bir kadını odağına alan bu dönem projesi, 28 gün içinde 62 milyon hanede izlendi, platformun tarihinde rekor bir başarıya imza attı. Dizinin uyarlandığı aynı isimli romanın -37 yıl sonra- The New York Times çok satanlar listesine girmesini, Google’da “Satranç nasıl oynanır?” aramalarının son dokuz yılın zirvesini görmesini ve satranç satışlarında ciddi bir patlama yaşandığını saymıyoruz bile.

Rexx Sineması’na veda

Uzun yıllardır zincir sinemaların haksız rekabetine, sektördeki tekelleşmeye direnen bağımsız işletmelerin deneyimledikleri malum. Kapısı sokağa açılan sinemaların en köklülerinden, Kadıköy’ün önemli kültürel değerlerinden olan Rexx’in de bu zorlu şartlara nefesi yetmedi ve 59 yıldır ayakta duran işletme, mart sonunda kepenklerini kapattığını duyurdu. Mülk sahibi vakfın yetkililerinden Kostandin Kiracopulu, Kadıköy Gazetesi’ne verdiği demeçte, “Sinemadan çok kültür merkezine benzeyen bir kompleks yapmayı düşünüyoruz. İçinde otopark ve çok amaçlı salonlar olacak.” demişti. Aralık itibariyle binanın çevresinin metal levhalarla çevrilmiş olması -vakıf bu iddiaları reddetse de- “Bir devir kapanıyor ve Rexx tamamen yıkılıyor mu?” endişelerini beraberinde getirdi.

Sinema salonları için zor günler

Eğlence sektörü için uzun soluklu bir imtihan hâline gelen pandemi döneminde, en zor günleri yaşayan işletmelerden biri de sinema salonlarıydı şüphesiz. Gişe canavarı yapımların belirsiz tarihlere ertelenmesi, hatta bir kısmının dijital platformlara satılması, boş salonlara film oynatan sinemalara pek de yardımcı olmadı. Aranan kurtarıcının Tenet olması umuluyordu ancak bekleneni vermeyen hasılat rakamları tam tersi bir etki yarattı; filme yapılan ölü yatırımlar, özellikle ABD’de birçok işletmenin, hatta sinema zincirinin iflasına yol açtı. Türkiye’deki kimi bağımsız sinemalar ise süreci alternatif çözüm arayışlarıyla atlatmaya çalıştı. Kadıköy Sineması’nın destekçi isimlerini koltuklarına yazdırdığı bir kampanyaya imza atması veya Beyoğlu Sineması ekibi tarafından haftalık olarak yayımlanan 1989 Gazetesi, dikkate değer girişimlerdendi.

Fotoğraf: Thomas/Getty Images

Temsiliyet

George Floyd’un katledilmesinin ardından Black Lives Matter hareketinin yankıları sinema ve televizyon sektöründe de tüm sene hissedildi, bu farkındalık duygusu, nihayet kimi önemli adımların atılmasına önayak oldu. Birçok şirket, kurum ve kuruluşun temsiliyeti geliştirmek adına sektörel yatırımlar yaptığını öğrendik. Dijital servislerin içeriklerinden blackface içerikli sahneler teker teker kaldırılırken, animasyon dünyasının seslendirme kanadında ırk temsiliyle ilgili sorumluluk alan gelişmeler yaşandı. Elliott Page’in trans birey olarak açılması, Levan Akin’in İstanbul’da çekeceğini açıkladığı yeni projesi, Pixar’ın LGBTİ+ içerikli ilk kısa metrajı Out, kuir baş karakterli Disney Channel animasyonu The Owl House, görünürlük ve temsiliyet açısından önemli gelişmelerden oldu.

Uyarlanamayanlar

Yurtdışında başarılı olmuş projeleri uyarlama niyetindeki kimi yerli dizilerin bu sene de sansür ve otosansür duvarına tosladığına, karakterlerini orijinaline sadık kalmayarak işlediğine tanık olduk. Bir Fransız dizisinin adaptasyonu olan, LGBTİ+ karakterleri ya heteroseksüel olarak yansıtan ya da cinsel yönelimine hiç değinmeyen Menajerimi Ara ilk akla gelenlerden biriydi. Sansürü bal eyleyen televizyon tarihimizde ne yazık ki Desperate Housewives‘dan Shameless‘a, Wentwort‘dan Los Exitosos Pells’e uyarlanamayanların listesi hayli kabarık. Sansür demişken… Dijital platformların talep doğrultusunda kaldırdığı yabancı içerikler ve RTÜK tarafından müdahale edilip senaryosu değiştirilen yerli dizileri de anmadan geçmeyelim.

Venedik Film Festivali

Birçok önemli organizasyonun ertelendiği veya iptal edildiği pandemi günlerinde, fiziki şartlarda gerçekleşen ilk büyük sinema etkinliği, 77. Venedik Film Festivali oldu. Tedbirlerinin gölgesinde düzenlenen festivalde fiziki gösterimler sınırlı sayıda sinemaseverle gerçekleşti, panellerin önemli bir kısmı çevrimiçi olarak gerçekleşti. Çeşitli film festivallerinden yöneticiler desteklerini göstermek üzere açılış gecesinde bir araya geldi, ağır darbe alan endüstri için dayanışma çağrısında bulundular. Kadın yönetmen ve kadın jüri sayısında rekora imza atılması, Nomadland’in Altın Aslan’ı kazanması ve Azra Deniz Okyay’ın ilk uzun metrajı Hayaletler ile Eleştirmenler Haftası’nın büyük ödülüne layık görülmesi, es geçilmeyecek diğer başlıklardı.

Yeniden çevrimler

Hollywood tıkanıklığı dediğimiz mefhumun kanlı canlı kanıtı olan, aynı yemeği önümüze ısıtıp ısıtıp getiren yeniden çevrimlerden bu sene de kurtulamadık. Ben Wheatley’nin meşhur Hitchcock filmini kaynak romana bağlı kalarak -nedense- tekrar çektiği Rebecca, Disney’in canlı aksiyon fabrikasının ruhsuz son ürünü Mulan, Force Majeure’u uyarlamanın daha en başından kötü bir fikir olduğunu fark edememiş Downhill ve bize ne garezi olduğunu anlamadığımız ruhu yeniden başımıza musallat eden The Grudge ilk akla gelen örneklerden. Görünmez adam klişesine taze bir soluk ve sağlam bir alt metin getiren The Invisible Man ise, yeniden çevrimde yüz güldüren sonuçlardan biriydi.

Zoom

Kısa zamanda hayatımızda büyük bir yer edinen, pandemi döneminin en popüler video telekomünikasyon hizmeti olan Zoom’dan nasibini elbette sinema ve televizyon dünyası da aldı. Birçok panel, konferans ve röportaj bu uygulama üzerinden gerçekleşti; özellikle uluslararası basın, yıldız isimlere hiç olmadığı kadar yakındı. Uygulamanın konseptini anlatı aracı olarak sunan, öyküsünü tamamen Zoom görüşmeleri üzerinden kuran Host gibi bir korku filmi izledik. The Lord of the Rings, Frasier, Parks and Recreation, Ferris Bueller’s Day Off, Community gibi unutamadığımız dizi/filmlerin kadroları, yıllar sonra Zoom üzerinden buluşmalar gerçekleştirdi.

  1. Hayatı deneyimleme hallerine karşılık gelen metaforların peşinde: Wesley Allsbrook

    Californialı sanatçı Wesley Allsbrook’un Amerika’nın pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla çözmeye çalıştığı ırkçılık ve cinsiyetçilik meselelerine yönelttiği eleştiriler, umarız başka yerlerdeki teknoloji ve sanat pratiklerine de yansır.

  2. Hisler, arayışlar ve kaybolmuş hazineler: Öykü Karayel ve Ali Güçlü Şimşek (Lalalar) sohbeti

    İşleriyle sıkça gündemimizde yer edinen iki isim bir araya geldi; değişen ve değişmeyen ritüellerinden ifade arayışlarına, zamansızlık hissinin ehemmiyetinden geçmişle kurdukları bağlara, sayısız başlığa temas ettiler.

  3. 2020’den 2021’e doğru bir sanatçı zinciri

    Refik Anadol, Bager Akbay, Eda Gecikmez, Sevim Sancaktar, Aykan Safoğlu ve Hera Büyüktaşçıyan yanıtlıyor: Çoğu pandemi koşullarında geçen 2020'de üretim pratiklerine neler yön ve ilham verdi? 2021 nasıl görünüyor?

  4. Çizgi hikâye: Moğollar

    “Anatolian Sun”la 50 yılı aşkın mirasını selamlayan Moğollar’ın serüveni. Kimler geldi, kimler geçti...

  5. 2020: En iyi 100 yabancı albüm

    Müziğin iyileştirici gücünü tekrar tekrar hatırladığımız; dayanışmadaki rolünün altının bir kez daha kalın bir şekilde çizildiği 2020’nin bizce en iyileri…

  6. 2020: Yerli sahneden 70 kayıt

    Yerli sahnenin baş döndürdüğü bir senenin ardından, değerlendirmemize ilk kez uzunçalarların yanı sıra EP formatındaki yayınları da dâhil ettik.

  7. 2020: En iyi toplama ve reissue albümler

    2020’nin karşımıza çıkardığı hemen her kriz için müzisyenlerin güçlerini birleştirip destek çağrısı yaptığı toplama albümler yayımlandı. Yeniden basım dünyasında da dünyanın dört bir yanından arşivlik kayıtlar ilk kez plağa ve dijital dünyaya taşındı.

  8. A’dan Z’ye: Müzik âleminde 2020 yılı

    Fiziksel olarak yakın olmasak da müziğin birleştirdiği, dönüştürdüğü ve iyileştirdiği bir yılı geride bıraktık. Küresel anlamda eşi görülmemiş bir sınav veren müzik dünyasının 2020 gündeminden satırbaşları.

  9. 2020’nin yepyeni caz raporu: Daha Siyah, daha özgür, daha deneysel

    Siyahların icadı olan, eğlence, hüzün, başkaldırı gibi farklı itkilerle ortaya çıkan bu müziğin üzerindeki geçici “beyaz hegemonya” sona ermese de gücünü kaybetmekte.

  10. 2020: En iyi 75 film

    Özellikle dijital platformlar tarafından içerik bombardımanına uğradığımız bir yılda listelerimizi toparlamak hiç kolay olmasa da, güçleri birleştirerek 75 filmlik bir kayıt tutmayı başardık.

  11. 2020: En iyi 15 yerli film

    Belgesellerin yılı olarak da hatırlayacağımız 2020’de festival yolculuğuna başlayan, izleyici karşısına çıkan, izlediğimiz ve irdelediğimiz 15 yerli yapım.

  12. 2020: En iyi yabancı diziler

    Kategorilerimiz; drama, suç, komedi ve bilim kurgu!

  13. 2020: En iyi 40 yabancı belgesel / belgesel serisi

    Gerçek dışı bu seneye, belgesellerin gerçekliği tam anlamıyla ağırlığını koydu.

  14. A’dan Z’ye: Sinema ve televizyon âleminde 2020

    2020'nin sinema ve televizyon gündemini anımsamak isteyenlere; pandeminin sektördeki yansımalarından Rexx Sineması’na vedamıza, dijital platformların yükseliş sürecinden Oscar cephesinde alınmış tarihî kararlara, A’dan Z’ye bir seçki.

  15. Yayınevleri 2020’ye iz bırakan kitapları ve 2021 öngörülerini paylaşıyor

    Metis Yayıncılık, Siren Yayınları, Can Yayınları, Harfa Yayınları, April Yayıncılık ve Domingo Yayınevi'ne 2020'nin iz bırakan kitaplarını ve önümüzdeki senenin nasıl göründüğünü sorduk.

  16. 2020 ve tiyatro gündemi: Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır

    Yaşarken bile tahammül etmesi mümkün olmayan bir yılı değerlendirmek üzere yazı yazmak gerçekten çok zor. Özellikle üzerine yazılacak olan şey, herhangi bir toplumsal olayda şalterin ilk indi(rildi)ği kültür sanat alanlarından biri olan “tiyatro” ise...

  17. 2020’de takibe aldığımız bazı yerli tasarımcı ve üreticiler

    Kimi yenice yola koyulan, kimi son dönemde karşımıza çıkan, kimi bize ulaşan farklı ürün tasarımcıları ve yaratıcılarıyla konuştuk.

  18. 2020’de hangi podcastleri dinledik?

    Türkçe, İngilizce (ve konuşmasız) karışık…

  19. Künye

    yayın imtiyaz sahiplerive etkinlik direktörleri Aylin Güngö[email protected] J. Hakan Dedeoğ[email protected] genel yayın yönetmeni Ekin Sanaç[email protected] kreatif direktörler Aylin Güngö[email protected] Sadi