/dergi/no73/hayati-deneyimleme-hallerine-karsilik-gelen-metaforlarin-pesinde-wesley-allsbrook/
198435

California’da yaşayan Amerikalı yazar-çizer Wesley Allsbrook ile hem güncel dijital sanat işleri hem de çizgi roman yaratıcılığı hakkında söyleştik. Kişisel hayat öyküsünün üretim süreçleri üzerinde bıraktığı somut etkiyi otosansürsüz bir üslupla paylaşan Allsbrook, büyük teknoloji şirketleriyle birlikte iş yapan bir freelancer sanatçı olmaya dair gerçekçi bir yaklaşım sunuyor.

Sanal gerçeklik gözlüklerinin giderek yaygınlaştığı dünyamızda illüstrasyon sanatçılığı büyük dönüşümlere adapte olmak zorunda ve Allsbrook bu adaptasyon mücadelesinin faal aktörlerinden biri. Allsbrook’un Amerika’nın pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla çözmeye çalıştığı ırkçılık ve cinsiyetçilik meselelerine yönelttiği eleştiriler umarız başka yerlerdeki teknoloji ve sanat pratiklerine de yansır.

Web sitendeki başlıkla başlayalım. İsminin (çok cool bir font bu arada!) altında şöyle yazıyor: “Bunu çizdiğim zaman seni düşünüyordum.” Düşünmek ve ilhamın sanatsal bir ikili olduğundan yola çıkarak, yaratım süreci senin için nasıl işliyor? Cümlendeki “sen”ler kimler?  

Bazen, uyuyamadığım zaman, kendime mesaj atarım. Hoş şeyler, tutkulu şeyler, anlayışlı sorular, parasal vaatler, hakaretler, tehditler, para istekleri, kalpler ve yıldızlar yollarım. Telefonumun sağ ve sol köşesinde aynı patlıcanı görmeme rağmen bir parçam, mesajın bir yabancıdan geldiğine inanıyor. Beni çok iyi tanıyan, sohbete ihtiyacım olduğu zaman benimle konuşan, tam ondan duymaya ihtiyacım olan şeyi söyleyen o mükemmel yabancı. Çizebilmek de sırtını yaslayabileceğin birinin olması gibi. Âşık olmak için en güvenli yol. 

“Pandemi olmasaydı George Floyd cinayetine verilen tepkinin bu kadar kalıcı ve dönüştürücü kılınmayacağına inanıyorum, bunu utanarak söylesem de.” 

Herkes kendine özgü anekdotlarla dolu, kişisel yaşam alanının dışına pek çıkmadığı bir 2020 yaşadı. Bu sene hayal gücünü herhangi bir şekilde değiştirdi mi? Özellikle Amerikan toplumunun 2020 yılında yaşadıklarını (COVID-19, George Floyd cinayeti ve protestoları, seçimler gibi) göz önünde bulundurunca, keyif alarak ürettiğin en son iş ne oldu? Bizimle paylaşabilir misin? 

Pandemi sırasındaki hayatımın normal hayatımdan çok da farklı olmadığını itiraf etme ayrıcalığına sahibim. Dışarı çok çıkmıyorum, müşterilerim hep başka yerlerde, 2019’un sonunda çöle taşındım ve kısa bir süre sonra yerel postanede çalışan Carol, Pauline ve Blanche dışında kimseyi görmemeye başladım. 2020’de sanat okulundayken hoşlandığım biriyle uzak mesafeli ilişki yaşadım, çok sık görülen bir tür kansere yakalandım ve yaşadığım için kendimi şanslı hissettim. Pandemi olmasaydı George Floyd cinayetine verilen tepkinin bu kadar kalıcı ve dönüştürücü kılınmayacağına inanıyorum, bunu utanarak söylesem de. Adalet arayışımızın devam edeceğine inanıyorum. Ama inanç yeterli değil. Burada, ABD’de, beyazlığın ötekileştirdiği herhangi bir topluluk şöyle dursun, kendisine karşı bile yeteri kadar duyarlılık içermediği hissi mevcut. Karşılıklı yardımlaşma, hesapverebilirlik ve dekolonizasyon dilini öğrenmek kolaydır. Ancak bu kelimelerin baskın kültürde çok da fazla modelinin olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten içselleştirilen işlevsel örnekler olmadan bu fikirler, liberallerin yüzlerine patronluk taslayan gülümsemeler yerleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Kendi ailem dahi ailenin, topluluğun ya da devletin gücüne inanmıyor. Kendime sormak zorundayım: kendi değerlerine inancı olmayan bir kültür, elindeki güç ya da kaynakları nasıl paylaştırabilir? Gelişmeyi nasıl umabiliriz? Hatta bu diyaloğu nasıl başlatabiliriz? Kendi anlatılarımızı yeniden tanımlayamadığımız noktada “dinlemeyi” nasıl başarabiliriz? Hiçbirimiz ihtiyacımız olanı alamıyoruz. Ancak bazıları bizim hak ettiklerimizi alıyor. 2021’deki çalışmalarım kısmen bununla ilgili olacak. 

Daha önce The Front YouTube kanalına verdiğin bir röportajda erkeklerin çıkarlarına yönelik işleyen çağdaş teknoloji ortamının “kadın yüzünü ve hikâyelerini öne çıkararak” bu durumu telafi etmeye çalıştığını ve kadınların teknoloji yaratım süreçlerinde daha fazla yer alması gerektiğini söylüyorsun. Sanat ve teknoloji sahnesinin kesişim noktasına kendi yaptığın katkılar hakkında neler söylemek istersin? Teknoloji dünyasıyla çalışmaya başladığından bu yana işler nasıl değişti (Google Tilt Brush and Twitter ile yaptığın çalışmalar dâhil)?

Bence kendimi kullandırmaya müsaade ettim. Çünkü para kazanmak istiyordum. Benim bu alandaki görünürlüğüm, en azından bazıları için, kadınların ve temsil edilmeyen diğer toplumsal grupların ihtiyaçlarını yansıtacak şekilde şirket pratiklerinin değiştirilmesine ya da kadınların bu alana daha fazla dâhil edilmesine gerek olmadığı anlamına gelmiş olabilir. Sözkonusu mecralarla kurduğum arkadaşlıklar oldu ve bu işi yapmak 22 yaşımdan beri ilk kez daha konforlu bir hayat yaşayabileceğim anlamına geldi. Bu arada Tilt Brush ile yaptığım çalışmaların çoğu, Google’daki AR’a (artırılmış gerçeklik) doğru küresel bir dönüş yaşanmasından dolayı gün yüzü görmedi… Temsil hedeflerime gelince, geriye dönüp baktığımda o röportajda ifade ettiğim şeyler çok saf geliyor. Sadece bir freelancer’dım, daha fazlası değil. Gerçekten bu şirketlerde çalışan tanıdığım her kadın, nasıl bir saygısızlıkla karşı karşıya olduklarını tarif ediyor ve terfi edebilmek için cinsel tacize sık sık göz yummak zorunda kalıyorlar. Daha adil ve eşitlikçi çalışma ortamları var olacak, bir araya geliyor bile.  Ama benim bu bağlamlarda yaptığım ya da söylediğim herhangi bir şey sayesinde değil. Kadınların ve beyaz olmayan grupların (POC) işe alınması, hedef tanımları ve cinsel şiddet eğitimleri; bunların hepsi kaçınılmaz bir kültürel hareketin sonucu. 

İllüstrasyon kabiliyetlerini sanal gerçeklik teknolojisiyle birleştirerek çıkardığın harika işler var portfolyonda: 12 guns of gunfire, Sun Ladies, Dear AngelicaDear Angelica’nın üretim sürecindeki fikir ve ısrarların, sanatçıların sanal gerçeklik atmosferinde yaratmasına olanak tanıyan Quill teknolojisine öncülük etti. Travma terapisi için bir ortam sağlaması bakımından da sanal gerçeklik ile ilgilendiğini okuduk. Sanal gerçeklik sahnesine dâhil olma konusunda başta yaşadığın tereddütlerden ve seni bu sahada çalışmaya iten etkenlerden bahsedebilir misin? 

Teşekkür ederim! Başlarda insanların travmatik anılarını yeniden canlandırmak için araştırmacılarla çalışmak istemiştim. Bunun onlara daha fazla kontrol sağlamada ve farklı temel inançların oluşumunda yardımcı olacağını umuyordum. Maalesef teknoloji dünyasında geçirdiğim zaman benim için pek iyi değildi. Kariyerimi birkaç yıl ertelemem gerekti. Oculus ile yaptığım iş, cinsellik konusunda yüklü bir işti. 2019’da erkek kardeşim VR headset’ini kullanırken kendini vurdu. Bir yandan, mühendislerle çalışmayı seviyorum. Kod yazabilen insanlar, hayatım boyunca üreteceğim her şeyden daha iyi bir iş çıkarma gücüne sahipler. Ancak şu an sanal gerçekliği yalnızca arkadaşlarımla ve önceden yükümlülüklerim olan kişilerle yapıyorum. Beni bu ortama gerçek anlamda geri döndürmek çok ama çok fazla zaman alır. Yaptığım sanal gerçeklik işinden her gün utanıyorum. 

Bunları bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederiz… Çizgi roman üretimlerinden bahsedelim istiyorum. En başından beri bir çizgi roman insanı mıydın? Sadece başkalarınınkini okumak yerine kendi içeriklerinizi yaratmaya başladığında onlarla olan ilişkin nasıl değişti? Her daim favorilerin var mı?

Dan Clowles’ı okumak hayatımı değiştirdi. O ve Chris Ware, çizgi roman yapmak istememe neden olan ilk insanlardı. Aslında çizgi roman yapmak, kurgusal şeyler yazmak, hep istediğim bir şeydi ama bunu bir sır gibi saklıyordum. Okulda David Mazzucchielli’nin dersini alma fırsatım oldu ama ağlamadan, utanmadan ya da kusmadan geçirdiğim tek bir ders yoktu. Çok korkuyordum, çok mutluydum ve bu duygular çok fazla geliyordu. On beş yıl böyle geçti. İstediğim şeylere sarılmak için gerekli özgüvene sahip değildim ve bunun için zamanım olmadığını düşünüyordum. Sanal gerçeklik dünyasında geçirdiğim zaman çizgi romana vakit ayıramamam anlamına geliyordu. Sanal gerçekliğin çizgi romanın gelecekte kullanabileceği bir araç olabileceğini düşündüm. Dürüst olmak gerekirse, hâlâ da düşünüyorum. Ama bu, uzun süredir birlikte çalıştığım kişilerden birinin seri tecavüzcü olduğunu keşfetmemle aynı zamana denk geldi. Dolayısıyla artık bir yardımcı yazarla çalışmak istemiyorum. Şimdi çizgi roman dünyasına geri dönüyorum, yavaş yavaş. Little Lulu, Mopsy, Archie, Girls’ Love Stories, Moronica, Lil’ Abner gibi daha eskiden yapılmış çalışmaları okuyorum. Eski gazete işleri, DC aşk hikâyeleri gibi şeyler. Benim olmayan bir kültüre karşı nostaljik hisler içerisindeyim. Ebeveynlerimin ve büyükannemlerin okuduklarını okumak istiyorum. Ayrıca bu çalışmaların bir teslim tarihine uyularak üretildiğini, kusurlarına rağmen yayımlanabilir olmalarını hayal etmek beni rahatlatıyor. Çizgiroman stüdyoları eskisi gibi değil, ama bu çizgi romanların gündelik ve dikkatsiz üretim pratiklerinde beni gerçekten etkileyen bir şeyler var. Irkçı ve cinsiyetçi olsalar bile, bana başka hiçbir yerde öğrenemeyeceğim şeyleri öğretiyorlar. 

“Bu temaları keşfetmek isterken kendimi yalnız hissetmiyorum. Arkadaşlarımın çoğu cinsel şiddete maruz kaldı, ama travma ve kızgınlıkla tanımlanmayan hayatlar yaşamak için çalışıyorlar. Sanırım bu hepimizin ilişki kurabileceği bir şey.”

Yeniden çok teşekkürler bizimle bunları paylaştığın için. Yarattığın hikâyelerin çoğunda, karakterler arasında bir tür mücadele ve fiziksel karşılaşma yaşandığı göze çarpıyor. Bavuluyla uzun bir binanın merdivenlerinden çıkan bir kadın, bir tepeye tırmanan başka bir kişi, geçmişte yaşanan çatışmalar dolayısıyla işlenen film noir tarzında cinayetler vb. Bu bağlamda, kişisel siyasetin sanat eserlerini nasıl besliyor? Benzer görüşleri paylaşan büyük bir sanatçı topluluğunun bir parçası olduğunu düşünüyor musun?

Tekrardan teşekkür ederim! İşimde genel olarak kendi kişisel deneyimlerime veya arkadaşlarımın kişisel anlatılarını deneyimleme hallerime karşılık gelen metaforlar bulmaya çalışıyorum. Seks, heteroseksüel erkeklerle ilişkilerimi iyileştirme süreci, ailesel anlatılarım, çocuk istismarı, gündelik hayattaki şiddet, toplumsal cinsiyet ve beyaz olma suçluluğuyla yüzleşmek hakkında yazmak istiyorum. Bu temaları keşfetmek isterken kendimi yalnız hissetmiyorum. Arkadaşlarımın çoğu cinsel şiddete maruz kaldı, ama travma ve kızgınlıkla tanımlanmayan hayatlar yaşamak için çalışıyorlar. Sanırım bu hepimizin ilişki kurabileceği bir şey. 

Freelance çalışan bir sanatçısın ve sanatsal çalışmalarında yarattığın renk vuruşlarının ve temaların geniş kapsamı, bu özgürlüğü olabildiğince fazla kullandığını gösteriyor. Yine de, bu mesleki yaşam tarzı hakkında daha fazla bilgi verebilir misin? Freelance çalışmak, sadece ABD’de veya Türkiye’de değil tüm dünyada, kimileri için sürekli çabalama anlamına geliyor. Bir işyerinde sabit olarak istihdam edilmemenin artıları ve eksileri senin için neler oluyor?

Bu yıl, çok uzun zamandan beri sağlık sigortasına sahip olacağım ilk yıl. 2014’te kısa süreliğine aldım ama evsiz ve parasız olduğum için ödeme zamanım geçti. Bu yıl sigortayı karşılayabiliyorum çünkü kiramın maliyetini düşürmek için çaba sarf ettim. Artı, nihayet kendime bakamayacak kadar ağır bir depresyonda değilim. Muayene olalı 15 yılı geçti ve beş yıldır dişçiye gitmedim. Tüm jinekolojik muayenelerimi Planned Parenthood’da yaptırıyorum. Son seçim sürecinde California’daki şirketlerle sözleşmesi olanların çalışan hak ve korumalarına dâhil edilmeyeceğine yönelik çıkan karar birçok freelancer’ı hayal kırıklığına uğrattı (Meclis Yasa Tasarısı 5). Genellikle freelance çalışan illüstratörler, uzun dönemler işsizlik ve istikrarsızlık yaşayabilir, ama elbette kendimi bir Lyft sürücüsüyle kıyaslayamam. İş gücümüz/emeğimiz farklı. Ancak hepimiz gelire, sağlık sigortasına, hastalık iznine, insan kaynaklarına vb. ihtiyaç duyuyoruz. Para kazanmak için çizim yapmak bir ayrıcalıktır. Yine de son zamanlarda illüstrasyonu bırakmanın ya da müşterilerimle farklı biçimde ilişkilenebilerek çalışmanın yollarını arıyorum. İşteki en mutlu anlarım, beni yıllardır tanıyan biri için çizim yapmak oluyor. Şu anki işimde yazarlarla veya editörlerle iletişim kuramamak, kendimi motive eden işler yapamamak bende tatminsizlik yaratıyor. Freelance çalışanların ve onları işe alan şirketlerin iş hayatlarının karşılıklı daha şeffaf hâle gelmesini dilerdim. Bize yılda belirli sayıda iş garanti eden sözleşmeler imzalayabilmeyi dilerdim. Memnuniyetsizliğimin nankörlüğü besleyebileceğini ve işimin zarar görmesine neden olabileceğini biliyorum. Ama yapılan sözleşmeler karşısında minnettar kalmak, kişisel değer duygusunu sürdürmek zor olabiliyor. Ayrıca bunları söyleyebilmemin tek sebebinin 13 yıldır bu işi yapmam olduğuna eminim. 

Son sorum, parçası olduğun bir ortak çalışma hakkında. McSweeney’s 58: 2040 AD, tüm kıtaları ve canlıları kapsayarak devam eden iklim kriziyle ilgilenen bir spekülatif kurgu projesi. Bu ortak projeye gönderdiğin hikâye neydi? Senin için ne anlam ifade ediyor? Instagram sayfanda bazı çizimler yer alıyor ama daha fazlasını senden duymak çok güzel olurdu.

Yazı gönderemedim, sadece bu sayı için çizdim. Çalışmalarımın kurgunun yanında yer alması benim için büyük bir fırsat. Bu sayede genellikle daha özgür olabiliyorum; sanat yönetmenleri materyalle daha yaratıcı bir ilişki kurmamı hoş görebiliyor. İşin komiği, sayıyı yayımlanmadan önce göremedim. McSweeneys ile 10 yılı aşkın süredir çalışıyorum. Dergi yıllar içinde değişse de deneyim nostaljik kalmaya devam ediyor. Oldukça kibar ve yetenekli bir sanat direktörleri var.

  1. Hayatı deneyimleme hallerine karşılık gelen metaforların peşinde: Wesley Allsbrook

    Californialı sanatçı Wesley Allsbrook’un Amerika’nın pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla çözmeye çalıştığı ırkçılık ve cinsiyetçilik meselelerine yönelttiği eleştiriler, umarız başka yerlerdeki teknoloji ve sanat pratiklerine de yansır.

  2. Hisler, arayışlar ve kaybolmuş hazineler: Öykü Karayel ve Ali Güçlü Şimşek (Lalalar) sohbeti

    İşleriyle sıkça gündemimizde yer edinen iki isim bir araya geldi; değişen ve değişmeyen ritüellerinden ifade arayışlarına, zamansızlık hissinin ehemmiyetinden geçmişle kurdukları bağlara, sayısız başlığa temas ettiler.

  3. 2020'den 2021’e doğru bir sanatçı zinciri

    Refik Anadol, Bager Akbay, Eda Gecikmez, Sevim Sancaktar, Aykan Safoğlu ve Hera Büyüktaşçıyan yanıtlıyor: Çoğu pandemi koşullarında geçen 2020'de üretim pratiklerine neler yön ve ilham verdi? 2021 nasıl görünüyor?

  4. Çizgi hikâye: Moğollar

    “Anatolian Sun”la 50 yılı aşkın mirasını selamlayan Moğollar’ın serüveni. Kimler geldi, kimler geçti...

  5. 2020: En iyi 100 yabancı albüm

    Müziğin iyileştirici gücünü tekrar tekrar hatırladığımız; dayanışmadaki rolünün altının bir kez daha kalın bir şekilde çizildiği 2020’nin bizce en iyileri…

  6. 2020: Yerli sahneden 70 kayıt

    Yerli sahnenin baş döndürdüğü bir senenin ardından, değerlendirmemize ilk kez uzunçalarların yanı sıra EP formatındaki yayınları da dâhil ettik.

  7. 2020: En iyi toplama ve reissue albümler

    2020’nin karşımıza çıkardığı hemen her kriz için müzisyenlerin güçlerini birleştirip destek çağrısı yaptığı toplama albümler yayımlandı. Yeniden basım dünyasında da dünyanın dört bir yanından arşivlik kayıtlar ilk kez plağa ve dijital dünyaya taşındı.

  8. A’dan Z’ye: Müzik âleminde 2020 yılı

    Fiziksel olarak yakın olmasak da müziğin birleştirdiği, dönüştürdüğü ve iyileştirdiği bir yılı geride bıraktık. Küresel anlamda eşi görülmemiş bir sınav veren müzik dünyasının 2020 gündeminden satırbaşları.

  9. 2020’nin yepyeni caz raporu: Daha Siyah, daha özgür, daha deneysel

    Siyahların icadı olan, eğlence, hüzün, başkaldırı gibi farklı itkilerle ortaya çıkan bu müziğin üzerindeki geçici “beyaz hegemonya” sona ermese de gücünü kaybetmekte.

  10. 2020: En iyi 75 film

    Özellikle dijital platformlar tarafından içerik bombardımanına uğradığımız bir yılda listelerimizi toparlamak hiç kolay olmasa da, güçleri birleştirerek 75 filmlik bir kayıt tutmayı başardık.

  11. 2020: En iyi 15 yerli film

    Belgesellerin yılı olarak da hatırlayacağımız 2020’de festival yolculuğuna başlayan, izleyici karşısına çıkan, izlediğimiz ve irdelediğimiz 15 yerli yapım.

  12. 2020: En iyi yabancı diziler

    Kategorilerimiz; drama, suç, komedi ve bilim kurgu!

  13. 2020: En iyi 40 yabancı belgesel / belgesel serisi

    Gerçek dışı bu seneye, belgesellerin gerçekliği tam anlamıyla ağırlığını koydu.

  14. A’dan Z’ye: Sinema ve televizyon âleminde 2020

    2020'nin sinema ve televizyon gündemini anımsamak isteyenlere; pandeminin sektördeki yansımalarından Rexx Sineması’na vedamıza, dijital platformların yükseliş sürecinden Oscar cephesinde alınmış tarihî kararlara, A’dan Z’ye bir seçki.

  15. Yayınevleri 2020’ye iz bırakan kitapları ve 2021 öngörülerini paylaşıyor

    Metis Yayıncılık, Siren Yayınları, Can Yayınları, Harfa Yayınları, April Yayıncılık ve Domingo Yayınevi'ne 2020'nin iz bırakan kitaplarını ve önümüzdeki senenin nasıl göründüğünü sorduk.

  16. 2020 ve tiyatro gündemi: Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır

    Yaşarken bile tahammül etmesi mümkün olmayan bir yılı değerlendirmek üzere yazı yazmak gerçekten çok zor. Özellikle üzerine yazılacak olan şey, herhangi bir toplumsal olayda şalterin ilk indi(rildi)ği kültür sanat alanlarından biri olan “tiyatro” ise...

  17. 2020’de takibe aldığımız bazı yerli tasarımcı ve üreticiler

    Kimi yenice yola koyulan, kimi son dönemde karşımıza çıkan, kimi bize ulaşan farklı ürün tasarımcıları ve yaratıcılarıyla konuştuk.

  18. 2020’de hangi podcastleri dinledik?

    Türkçe, İngilizce (ve konuşmasız) karışık…

  19. Künye