Gürültü ve müzik yasakları: Murat MRT Seçkin yanıtlıyor

Gece 12 sonrasında devam eden canlı müzik yaşadığımız birçok şehirde, senelerdir var olmuş bir pratikken, pandemiyle ilişkili düzenlemeler kapsamında gelen yasak yüzünden 1 Temmuz’dan beri hayatlarımızda yok. “Yeni normal” tanımına giren birçok başka unsur gibi “anormalliği”ni korusa da bu yasağın benimsenmesi (ya da benimsetilmesi), kalıcılaşması (ya da kalıcılaştırılması) birçok açıdan endişe uyandırıcı.



7 Ocak 2022’de resmî gazetede yayımlanan; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca hazırlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’ndeki değişiklikler ise hepten kafaları karıştırdı. Buna göre, “çok hassas alan” olarak tanımlanan alanların yakınındaki eğlence mekânlarının tüm cepheleri ve tavanı kapalı hâle getirilecek. “Hassas alan” şeklinde tanımlanan bölgelerin yakınında söz konusu eğlence mekânlarında 12 sonrası canlı müzik yayını yasak. Bunlarla birlikte yapılan bir başka düzenleme ise, “çok hassas alan”ların yakınında, bitişiğinde, altında veya üstündeki alanlarda gösteri, miting, tören, festival ve benzeri açık hava faaliyetleri gerçekleştirilemeyeceği yönünde.

Bu son değişikliklerin nasıl yorumlanması, nasıl ele alınması gerektiği ve en temelde neler ifade ettiğine dair konuşma motivasyonuyla sektörün farklı mensuplarına mikrofon uzatıyoruz. Çaldığımız ilk kapı Kadıköy Kadife Sokak’tan KargART oldu. Söz, mekânın işletmecisi Murat MRT Seçkin’de.

Yönetmelikteki “çok hassas” tanımından ne anlıyoruz?

Yönetmeliklerden veya yönetmeliklere dair paylaşılanlardan anladığımız kadarı ile  “Hassas Alan” otel, okul ve dini tesisleri, “Az Hassas” alanlar idari, ticari binalar (?) spor tesisleri, çocuk oyun ve park alanları, “Çok Hassas” alanlar ise konut, huzurevi, hastane, yatılı yurt gibi yerleri kapsıyor. Ancak resmî gazetede yayımlanan hâli ile, 2010 yılında yayımlanmış olan ayrıntılı genelgenin basitleştirilmiş ve yeniden tanımlanmış hâli gibi duruyor.

“Yakınlık” kriterleri nasıl belirleniyor?

Yakınlık kriterinin nasıl belirlendiğine dair bir fikrim henüz oluşmasa bile bence özellikle (bazen bölgesel olarak değişebilen) alkollü mekânlar için ruhsat şartlarında belirtilen “okul, dini tesis vs” mesafe şartları dikkate alınacaktır. Bununla ilgili direkt bir açıklama yapılmazsa tabii ki istismara ve yoruma açık hâle gelecektir.

Çok hassas tanımıyla eşleşen mevcut açık ve yarı açık alanlarda (canlı olmayan) müzik yayını yapılamayacak mı?

Resmî gazetedeki yazıdan anlaşılan şey “Çok Hassas” bölgelerde faaliyet gösteren “Açık veya Yarı Açık” işletmelerde alan kapalı ve şartlara uygun hâle getirilmeden canlı müzik yapılamayacak sonucu çıkıyor.

Konutların yanındaki, üstündeki, altındaki açık ve yarı açık olmayan, kapalı alanlardaki konserler için sınırları çizilen gürültü ölçüm değerleri canlı müziğin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor mu? Yeni ölçüm kriterleri ve yaptırımlarını önceki döneme göre nasıl değerlendirebiliriz?

Aslında bana sorarsanız etmiyor. Doğru şartlarda yapılan çalışmalarda alınan sonuçlar (tabii bazen yerel belediyelerin kendi içinde kurallar değişebiliyor) mantıklı gözüküyor. Ancak bu tip uygulamalara dair sıkıntı da zaten burada başlıyor.

Yerel yönetimler tarafından belirlenmiş belli kurallar ve bu kurallara uymamanın getirdiği çeşitli yaptırımlar her zaman mevcuttu. O nedenle bu resmî zorunlulukları iyice içinden çıkılmaz hâle getirmenin ne gereği var, insan ister istemez bunu düşünüyor. Açık veya yarı açık alanlarda zaten 12 sonrası canlı müzik (tabii canlı müziğin içine artık DJ performansların da girdiğini bilmeyenler için not düşelim) 2011 yılında yayımlanan yönetmelik ile yasaklanmıştı. Yeni uygulamada alanların tarifi dışında ve “fiziki olarak tamamen kapatılmalı” kısmı harici çok bir değişiklik görmüyorum. Ama resmî gazetedeki metnin çok açıklayıcı olmadığını, bu yüzden de bu konuda hâlen yeterli yorumu yapacak bilgiye sahip olmadığımı belirtmek isterim.

Açık alan ve kapalı mekânlarla ilişkimizin dönüştüğü pandemi döneminin üzerine açık ve yarı açık alanların yan cephelerine ve tavanlarına kapatma zorunluluğu getirilmesi bir araya geldiğimiz alanlardaki varoluşumuzu nasıl etkiler?

Birçok insan pandemi sürecinde her ne kadar kapalı alanlardan uzak kalmak için çaba gösterse de özellikle son dönemde Omicron varyantının aşırı yükselişi ile sanki pandemi süreci sona eriyor ve hastalık normal bir grip yoluna giriyormuş gibi bir his var. O nedenle kapalı alanlara girmeme isteğinde bariz düşüş var. Ancak sürecin ilerlemesinde yaşanabilecek negatif değişiklikler (hastalığın başka ve daha sıkıntılı bir versiyonunun oluşması vs) ile bu süreç zaten her yerden darbe yiyen kültürel hayatımızı daha da zor bir duruma getirecektir.

Çok hassas alanlarda eğlence yerlerinin kurulamayacak olması ne demek?

Çok hassas yerlerde açık veya açık alana sahip mekânların canlı müzik yapması yasak. Yani şartlara uygun kapalı alanında (tabii –nedense- pandemi nedeni –nasılsa- hâlen devam eden tuhaf 12 yasağı ile beraber) müzik yapılabilecek. Ancak burada müzik dışında ayrıca gözden kaçırılan bir kısım var. O da miting, toplanma vs gibi şeylerin bu bölgelerde yasaklanması. Şehirde yaşamanın getirdiği ve insani olarak uymamız gereken yazılı olsun veya olmasın bazı kurallar olduğunu ve uygar insanlar olarak bu hassasiyetlere dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz. Tabii ki konutun yoğun olduğu yerlerde evlerin içine kadar girecek şekilde müzik yayını yapmak, özellikle de belli bir saatten sonra buna devam ettirmek çok sorunlu ve umarsızca bir hareket. Özellikle Kadıköy gibi artık rantın ve sosyal hayatın merkezi olmuş bir yerde biz mekân işletmecileri, kendi çalışma alanımıza özel olarak misal Kadife Sokak’ta sokaktaki veya semtteki her tür gürültüden (mekânınız kapalı olsa bile) sorumlu tutulduğumuz için (herkes olmasa da) elimizden geldiğince dikkatli davranmaya çalışıyoruz. Ancak toplumsal olayların ve bu olaylara verilecek tepkilerin saatlerle, alanlarla sınırlandırılması ne yazık ki ifade özgürlüğü açısından çok iç açıcı gelmiyor.

Pandemi dönemindeki fiziksel kapanmalarla sessizleşen sokaklardan sonra şikayetler arttı mı?

Bence arttı. Çünkü bir alışkanlık oluştu. Her ne kadar şimdi rutine dönmüş gibi gözükse de bence ister istemez eskisine göre daha fazla kulağa ve göze battığı bir gerçek.

Son olarak kapsamı genişletilen gece 12 yasağını ve yeni yaptırımları nasıl yorumluyorsun?

Öncelikle 12 yasağı baştan beri karşısında durduğumuz bir yaptırım. Çünkü yasağın bahanesinin hiçbir tutarlı yanı yok. Yapılan bazı hukuki çalışmalar da davaların tuhaf gerekçeli kararlarla düşmesi ile sonuçlandı. Ancak buradaki sıkıntı biraz da “bize kimse birşey diyemez” diyerek yasağa uymayan mekânların da olması. Tabii ki tüm iyi niyetimizle herkesin ekmek parası derdinde olduğu gerçeğini cebimizde tutuyoruz. Ancak “ben nasıl olsa devam ettiriyorum” diyerek bu konuda gram ses vermeyen, umursamayan koca bir sektör veya sektör üyeleri de var. Bence çözümsüzlüğün sebeplerinden biri de bu umursamamazlık. Bizler her daim devlet görevlilerinin kontrollerine maruz kaldığımızdan buna uymak durumundayken bu kontrollerden kurtulma veya hiç girmeme şansı olan yerlerin sadece kendi payına buradan fayda çıkartması bu işte kolektif hareket etmemizi zorlaştırıyor. Oysa ki alacağımız sonuçlar herkesi etkileyecek. Bu da çuvaldızı kendimize batırmamız gereken kısım sanırım.

Tüm bunların dışında toplumun genelini rahatsız etmeden yaşamına devam eden bir kitlenin önüne ket vurulduğu gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz. Sanki hayat 12’dan sonra durmalı gibi bir kurala tabii tutuluyoruz. Oysa hele ki İstanbul gibi bir şehirde toplu taşımasından kültürel ve sosyal hayatına, yaşam 24 saat devam ediyormuşçasına düzen sağlanmalı. Bu yüzden bu şehirlere metropol demiyor muyuz? Tüm gününü sabah 7’de kalkıp akşam 8’de işte veya okulda bitiren bir insanın gece geç saatlere kadar eğlenmesi nasıl doğal bir şey olarak görülmüyor ya da görülmemesi için zemin hazırlanıyor, anlaşılır (hoş aslında çok rahat anlaşılır ama neyse) şey değil.

Fotoğraf: Deniz Bankal