Ne dinlesek?: Vince Staples, Suzanne Ciani ve haftanın diğer yeni müzikleri

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Pelin Yılmaz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Vince Staples diskografisinin en yüksek sesli işlerinden biri, Suzanne Ciani ve Metropole Orkest’ten merakı sürekli diri tutan bir güç birliği, REZN’den yeni albüm habercisi, 2021’de aramızdan ayrılan Lee “Scratch” Perry’nin son kayıtlarından biri ve çok daha fazlası.

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


BU HAFTA DİNLEMEDEN GEÇMEYİN:
Vince Staples
Cry Baby 
(Section Eight Arthouse / Loma Vista)

Önceki uzunçaları Dark Times’da (2024) kendisinden hiç duymadığımız kırılganlıkla kişisel geçmişine dair işlediklerine bu sefer toplumsal bir mercekten yaklaşarak ırkçılık, emperyalizm, otorite ve polis şiddeti gibi olguları doğrudan topa tutuyor Vince Staples. SOPHIE’li Big Fish Theory’den (2017) beri yaptığı pekâlâ en yüksek sesli iş olabilecek Cry Baby süresince yüksek tempolu, özellikle bas gitar odaklı ve pratikte resmen bir rock albümü. Türe özgü başkaldırı ve öfke ile dizelerindeki analitik isyanla ve genel söz sakınmamacılığıyla hizalanan Staples tepki, tiye alma ve melankoli arasında gidip geldiği bir mizaçta. ABD’nin politik yozlaşması ve bu eksende ele aldıkları hâlen ne kadar güncelse, Staples’ın ifade ve üslubuna mahsus nihilizm de hâlâ bir o kadar geçerli.


SAYGI DURUŞU:
Lee “Scratch” Perry & Mouse on Mars
Spatial, No Problem.
(Domino)

2021’de, 85 yaşında aramızdan ayrılan dub ve reggae efsanesi Lee “Scratch” Perry’den hâlâ bir şeyler duymak çok güzel. Kariyerinde kolektif işlere her dem zaman ayırmış; Bill Laswell, Youth, The Orb, Mad Professor gibi isimlerle sağlam ortak albümler yayımlamış müzisyeni son projesinde, bu kez Alman elektronik müzik ustaları Mouse on Mars ile 2019’da Berlin’de Paraverse Studio’da üç günlük bir süreçte kaydettikleri şarkılarla anıyoruz. Ama albümden reggae / elektronik müzik karışımı bir tat beklemeyin. Güçlü üflemelilerin katkılarıyla caz havaları da taşıyan bir krautrock işi bu aslında. Mouse on Mars’ın stüdyo ustalığı, Perry’nin tecrübesiyle birleşince çok güçlü bir albüm çıkmış ortaya. Yılın şu âna kadarki en doyurucu kolektif işlerinden biri. Perry’nin de son çalışmasında bile hâlâ ne kadar yaratıcı bir kafaya sahip olduğuna şahit olmak büyük zevk. 


TEKLİ: Anton Pearson – Teeth to Cut Grass
(World of Echo)

Squid gitaristi Anton Pearson’ın pişmekte olan ilk solo albümünden bir tekli daha. Parça, geleneksel bir şarkıdan ziyade bir ses deneyi ya da sanatçının çevresine ses aracılığıyla nasıl tepki verdiğinin dokümantasyonu gibi tınlıyor. Pearson, “Teeth to Cut Grass” isimli teklinin ambient dünyasını oluştururken biraz gizemli ve dinleyeni giderek irkilten bir atmosfer yaratmak için bazı drone sesleri inşa etmiş ve bu uğultu efektini saniyeler ilerledikçe artırmış. Albümdeki daha sakin kısımları biraz da dengelemek amacıyla bu parçasının bilerek biraz daha hırçın ve rahatsız edici olmasını hedeflediğini söylüyor müzisyen.

ALBÜM: Fatoumata Diawara – Massa
(Nø Førmat!)

Malili müzisyen ve aktivist Fatoumata Diawara, yeni koleksiyonunda oldukça kişisel bir yerden gelip toplumsala değen meseleleri, Afropop ve folk tınılarıyla harmanladığı bir manzara çiziyor. Ataerkil gelenek içerisinde kadın olma deneyimlerini, kesişimsel şekilde ele alarak eleştiri çemberini adaletsizliklere doğru genişleten Diawara, sakin sayılabilecek vokal üslubuyla, rahatsız edici bu konuları, ilk olarak içe ve kendi köklerine dönüp bulduktan sonra sana, bana, bize ulaştırıyor.

ALBÜM: Seahaven – Seahaven
(Pure Noise Records)

Altı yıllık aranın ardından yayımlanan Seahaven, grubun bugüne kadar yaptığı her şeyden izler taşıyan bir geri dönüş albümü. Halo of Hurt ‘ün deneysel yönlerinden bir miktar uzaklaşsa da Seahaven’ın yıllar içinde şekillendirdiği melankolik sesin en saf hâlini sunuyor. Gösterişe kaçmadan ilerleyen albüm, Seahaven’ın hâlâ en iyi yaptığı şeyi yapıyor; yani içten, duygusal ve köklerinden kopmayan bir emo anlatısı kuruyor. Grammy ödüllü prodüktör Will Yip’in dokunuşlarıyla şekillenen albüm, grubun önceki işlerine göre daha olgun, daha kendinden emin ve daha derli toplu.

ALBÜM: Thomas Bangalter – Mirage – Ballet for 16 Dancers
(Warner Classics / Parlophone Records)

Thomas Bangalter’ın son birkaç yıldır yaptığı işler ilginç bir rota çiziyor. Daft Punk sonrası dönemde birçok kişinin beklediği şey kulübe dönüş ya da elektronik müziğe yeniden sarılmakken, o önce Mythologies ile tamamen orkestraya yöneldi. Mirage ise ilk bakışta elektronik seslere dönüş gibi görünse de aslında başka bir yerde duruyor. Bu albümün çıkış noktası bir bale. Damien Jalet’in koreografisi için yazılan müzikler sonradan albüm formuna kavuşuyor. Albümün belki de en dikkat çekici yanı, hiçbir sesin kendini göstermeye çalışmaması. Elektronik müzikte alışık olduğumuz o “iyi fikir” anları yok. Bir synth tonu giriyor ve hemen karakter olmaktan çıkıp arka plana karışıyor. Bir ritim beliriyor ama kendini merkez ilan etmiyor. Bu anlamda Mirage bir besteci albümü olduğu kadar bir sahne tasarımcısının albümü gibi de tınlayabiliyor.

TEKLİ: Kelela – point blank
(Warp Records)

Kelela, yoldaki albümü new avatar’ın ısınma turlarını yaptıran birbirinden samimi teklilerinin üçüncüsü “point blank”i yayımladı. Diğerlerinde de olduğu gibi bu teklinin prodüksiyonunu da PinkPantheress’ın iş birlikçisi Oscar Scheller ile birlikte üstlenmiş. Raven sonrası dönemin en dikkat çekici parçalarından biri olan “point blank”, Kelela’nın elektronik müzikle kişisel anlatıları bir araya getirme konusundaki ustalığını bir kez daha ortaya koyuyor. UK garage ve jungle etkilerini minimal bir elektronik altyapıyla harmanlayarak new avatar için beklentileri yükseltti bile.


SÖZLERE DİKKAT:
Rinxlaya & Gedic
Bütünü Parçala
(M4NM)

Kadim dişilin öfkesini ve patriyarkanın beyhudeliğini kopkoyu dizelere döken Rinxlaya’ya son teklisinde Gedic eşlik ediyor. Eril toplum ve içinde barınmaya çalışanların sanki zamanın sonuna kadar sürecek devinimini sabrı zorlanarak betimleyen Rinx, parçaya “Başa dönecek ama her şeyi mahvet biz yeniden kuracağız elbet, başa dönecek ama…” gibisinden döngülü bir cümlenin üstüne inşa ediyor. Boğazdan söylemeli bir bölümle açılan şarkı spoken word, metal riffleri ve dnb vuruşlarından epik bir yolculuk yaratıyor ve soruyor: “Bir hesap var ortada. Kime soracağız peki?”


TEKLİ: Rizomagic – Las Esferas
(Soundway Records)

Dubstep’ten acid’e türlü elektronik müzik stilleri ile psikedelik cumbianın kesişiminde üretimlerini sürdüren Kolombiyalı ikili Rizomagic, Soundway Records ailesine katılacağı yeni albümü Cumbión Planetario için geri sayımını sürdürüyor. 26 Haziran’da yayımlanacak uzunçaların ikinci teklisi olan ve hipnotik yapısıyla öne çıkan “Las Esferas”, ikilinin geleneksel ritimleri fütüristik bir ses tasarımıyla yeniden yorumladığı yaklaşımın nitelikli örneklerinden biri. 

Rizomagic, yeni teklisinin çıkış gününde Gizli Mixtape serimize konuk oldu, söyleşiye buradan ulaşabilir ve ikilinin hazırladığı çalma listesini dinleyebilirsiniz.

ALBÜM: Zoh Amba – Eyes Full
(Matador Records)

New York’ta saksafoncu olarak ünlenen Zoh Amba, çıkış albümünde Tennessee kökenlerine ve öğrendiği ilk enstrüman olan gitara geri dönüyor. Reddedilemez bir folk enerjisiyle hayat bulan koleksiyon, müzisyenin beste ve söz yazarlığındaki ustalığını gün yüzüne çıkarıyor. Amba’nın bir janrı üstesinden ustaca gelirken müziğinin kişiselliğini ve haylazlığını da elden bırakmıyor. Eyes Full tematik olarak görme ve görülme konularına eğiliyor. Şarkılar, özellikle işçi sınıfı gibi marjinalize edilmiş ve dolayısıyla büyük kitleler tarafından görülmeyen veya göz ardı edilen bir kesimi merceğe alıyor. Zoh Amba, bu albümle birilerini görme ve kafamızı çevirmeme, bir yabancıyla karşılaşıp gözlerimizi kaçırmamaya davet ediyor bizi. 

ALBÜM: Osees – OFF COURSE
(DEATHGOD CORP)

Son bir yılda farklı iş birlikleri ve yeni projeler aracılığıyla peş peşe albüm ve EP’ler yayımlayan John Dwyer, her zamanki yoğun üretim temposunu sürdürdü. Esas grubunun tam 30. çalarında ise Dwyer ekiple bayadır yapmadıklarını söylediği bir şeyi döküyor uygulamaya: Birlikte aldıkları bir ton doğaçlama kaydı evine götürüp, aradan beğendiği desenleri seçip, bunları temize çekip Stu Stu Studio’ya götürüyor ve albüm kaydediliyor. Dwyer vokalleri serdikten sonra Face Stabber’dan (2019) beri ilk kez saflara geri dönen Brigid Dawson ve grubun vazgeçilmez Tom Dolas ise albümün rötuşlarını yapıyor. Kısalı uzunlu beş parçasıyla renkli ve oyunlu bir jamler bütünü olan OFF COURSE, grubun kelimenin tam anlamıyla “yolun dışına” çıkıp fabrika ayarlarına geri dönerek enerjiyi rahat, groove’uysa en sarmallı anlarında bile sımsıkı tuttuğu bir albüm.

TEKLİ: The Afghan Whigs – Jungle Roux
(Royal Cream/BMG)

Bir süredir teklilerle kendini hatırlatmakta olan The Afghan Whigs nihayet albüm açıklamasını yaptı. 40 yıllık tarihlerindeki 10. albümleri olacak Soft Control, 21 Ağustos’ta gelecek. Haberle birlikte paylaşılan tekli ise şu âna kadarkilerden en güçlüsü. Grubun imzası diyebileceğimiz ham, çiğ, volümlü sound ve soul’a göz kırpan geri vokallerle sağlam bir Whigs şarkısı. Tabii Whigs’in müziği günümüzde özellikle yeni kuşaklara ne kadar hitap ediyor ayrı konu ama grubun lideri ve vokalisti Greg Dulli’nin ikna edici vokalinin her dönemde yeri vardır. 


UZUN YOLA ÇIKANLARA:
Bedouine
Neon Summer Skin
(Bedouine Music / Thirty Tigers)

Aslında hiçbir şeyin ters gitmediği, gündelik hayatın kendi rutini içerisinde akıp geçtiği zamanlarda, yavaştan gün batarken dünya yavaşlar ve bir yerden salına salına hüzünler dolanır. Böyle duygusal derinliklere doğru aniden adım atarken bulursunuz kendinizi. Los Angeles merkezli, Suriye doğumlu müzisyen Bedouine’nin bir çeşit kişisel mektup olabilecek yeni koleksiyonu da bu duyguya bugünden uzaklaşarak, zarif folk sesleriyle bakıyor. Neon Summer Skin; çocukluk, göç, aile gibi konuları cömertçe aktarırken tüm enstrümanlar da ona düşünceli ve hafifçe eşlik ediyor. Siz de öyle.


TEKLİ: Weezer, Wednesday – We Might As Well Be Stranger
(Warner Records)

Weezer’ın en parlak dönemi geride kalmış olabilir ama yeni albümlerinden gelen ilk işaretler umut verici. Wednesday’den Karly Hartzman’ın konuk olduğu yeni tekli, daha ikinci verse’te dinleyeni peşine takacak kadar akılda kalıcı. Parça boyunca yüklenen enerji, Hartzman’ın şarkının sonlarına doğru devreye giren screamo vokaline katılma isteği uyandırıyor. Güçlü hikâye anlatımı, güzel bir işbirliği ve Weezer’ın özlediğimiz türden gitar riffleriyle şarkı, yaklaşan albüm için merakı arttırdı. Altın rengi Weezer albümü, 21 Ağustos’ta yayımlanacak.

TEKLİ: DJ Strawberry – Safe Pace
(Juke Bounce Werk)

Footwork’ün etkisi son yıllarda o kadar genişledi ki türün çıkış noktasındaki ruh hâli bazen arada kaybolabiliyor. Birçok prodüktör footwork ritimlerini alıp onları yalnızca hız göstergesine dönüştürüyor. “Safe Pace” ise başka bir yere bakıyor. Davullar aceleci değil, sample’lar nostaljiye yaslanmıyor. Her şey aynı masanın etrafında toplanmış gibi duyuluyor. Berlin’de yaşayan ve son yıllarda daimi bir üretim – yayın pratiği benimseyen prodüktör DJ Strawberry, sıradaki albümü Personal Jazz’ı California merkezli oluşum Juke Bounce Werk aracılığıyla 25 Haziran’da yayımlayacak. 

EP: The Gardener – Ahdinöf
(Bağımsız)

2000’ler İstanbul yeraltı sahnesine iz bırakan post-rock grubu Change of Plans ile hayatlarımıza giren Ege Kanar ve Arda Ertem’in Kabin adını verdiği stüdyosundaki doğaçlama seanslarında vuku bulan kimi anlar, Ahdinöf adlı bu EP’de bir araya geldi. “Dorf” ile kire, pasa batmış şekilde cüretkâr bir açılış yapan koleksiyon, devamında da ucu açık ama sürükleyici bir akışa ortak ediyor. İlk dinlemedeki favorimiz olan ikinci parça “Cloud Doctor”da duyulan konuşmalar da The Shortwave Radio Archive’dan alınmış sample’larmış.

TEKLİ: Mastodon – Your Ghost Again
(Loma Vista Recordings)

2025’te gruptan ayrıldıktan birkaç ay sonra hayatını kaybeden Brent Hinds sonrası kaydedilen ilk Mastodon albümü ufukta belirdi. Prodüksiyonda Show Me The Body ile çalışan Patrik Berger ve Converge’dan Kurt Ballou’nun imzası bulunurken, son dönemde gruba katılan gitarist Nick Johnston ve klavyeci Joāo Nogueira da şarkının künyesinde yer alıyor. İlk tekli “Your Ghost Again” de Hinds’e bir saygı duruşu kıvamında. Basçı ve vokalist Troy Sanders şöyle demiş: “Sözlerin benim yazdığım kısmı baştan sona Brent’e adanmış durumda. Köprüde yer alan iki satır ise ona duyduğum içten minnettarlığın doğrudan ifadesi.”

TEKLİ: Steve Lacy – the feeling
(RCA Records)

Dört yıllık arayı kapatacak ve Oh yeah? ismini taşıyacak yeni Steve Lacy albümünden bir tadımlık daha. “the feeling” ne anlatıyorsa bize, aşktan dolayı yapıyor. Vazgeçmek istememenin kıyısında dolanan parça, anılar, beklentiler ve hayallerle dolu. Duygusal olarak yoğun vokal tınıları, tüllere sarılmış sade enstrümantal yapısıyla tüm duyguları görünür kılarak, özlem dolu bir aşk şarkısı yapmış Lacy. 


DERİNLERE DALMALIK:
Suzanne Ciani & Metropole Orkest
CIANI/ORKEST
(AKP Recordings)

Dürüst olmak gerekirse, “efsanevi elektronik müzik öncüsü + büyük orkestra” formülü kulağa biraz tehlikeli geliyor. Çünkü böyle projeler bazen müzikal bir fikirden çok kariyer kutlamasına dönüşebiliyor. CIANI/ORKEST‘ın güzel tarafı, buna hiç benzememesi. Suzanne Ciani bugün 80 yaşına yaklaşmış durumda ve elektronik müziğin yaşayan tarih kitaplarından biri sayılıyor. Hollandalı maceracı orkestra eşliğinde yapılan bu kayıtlarda da “usta sanatçı kariyerini gözden geçiriyor” hissinden ziyade yıllardır aynı soruyla uğraşan birinin yeni bir cevap arayışı belirginleşiyor. Orkestranın kompozisyonlara yerleştirdiği fikirler birbirinden rol çalmıyor. Bazı bölümlerde hâlâ seslerin ne yapabileceğini keşfetmeye çalışan genç bir besteci duyuyorsun. Ve albümü özel yapan şey de bu. Yarım asırlık bir kariyerin ardından bile Suzanne Ciani’nin müziğinde kesinlikten çok merak bulunuyor.


ALBÜM: Palmiyeler – VI
(Ortaçağ)

Palmiyeler’in yeni albümü, yine bir sıcak hava dalgasıyla birlikte geldi. Grubun altıncı albümü VI, Mertcan Mertbilek’in söz yazımı ile basit duyguların içindeki anlamı ve ağırlaşan duyguların ne kadar anlamsız olabileceğini dinleyicinin içinde yeniden yoklayan bir yapıya sahip. 36 dakikaya yayılan 10 şarkı boyunca albüm, Palmiyeler’in alışıldık salaş estetiğini bu kez daha rafine bir yerden yeniden kuruyor; kapanışta ise saksafon melodileriyle örülü lo-fi enstrümantal “Palmiyeler VI”, grubun külliyatına bir yenilik ekliyor. Yaz akşamlarının hüznünü ve eğlencesini aynı anda çağıran albümün prodüksiyon tarafında ise Mertcan Mertbilek ile Luca Fritz birlikte yer almakta.

ALBÜM: Modest Mouse – An Eraser and a Maze
(Glacial Pace)

ABD menşeli indie rock’ın başat isimlerinden Modest Mouse genelde ince eleyip sık dokuyan bir grup oldu. Son 20 yıldaki sadece dördüncü albümleri beklediğimizden hızlı, sadece beş yıl (!) aradan sonra bizlerle. Grubun kurucu isimlerinden, davulcu Jeremiah Green’in 2022’deki son derece zamansız kaybı albümün üzerinde bir yas havasını hissettiriyor. Modest Mouse eskisi gibi oyunbaz, cüretkâr veya enerjik tınlamıyor. Ama daha olgun, daha kendine güvenli. Bu da grubun kariyer sürecinde normal bir durum. Şarkılar grubun zirve dönemlerindeki, bir 20 yıl öncesi diyebiliriz, kadar güçlü ve maceracı değil belki ama “Absolutely Necessary Never”, “Remember Yourself”, “Life’s a Dream” gibi şarkılar kariyerlerinin best of’una rahatlıkla girecek kalitede. Onlarla beraber yaşlanan hayranları kesinlikle tatmin olacaktır. 

ALBÜM: Slippers – Slippers 08
(perennial)

Slippers, ikinci albümünde Madeline Babuka Black’in elinin değmediği neredeyse hiçbir şey bırakmıyor. Daha önce Yucky Duster ve Le Pain gibi gruplarda davul çalan BB, bu projede görsel tasarımdan enstrümanların hepsini (“Wasted Tonight” hariç) tek başına üstlenmiş. Animasyon alanında yüksek lisans yaptığı dönemde şekillenmeye başlayan albüm, daha ilk bakışta -tıpkı kapağındaki renkli karalamalar gibi- pastel boyalarla çizilmiş bir çocuk resmini anımsatıyor. Jangle pop, twee ve power pop arasında gezinen 11 kısa şarkı; güneşli melodilerin altına ayrılıkları, kararsızlıkları ve gündelik hayatın küçük kayboluşlarını yerleştirirken mutlu gitar melodileri ve ilk dinleyişte zihne kazınan nakaratlara sahip. Slippers 08, her biri farklı aromalara sahip küçük sürpriz şekerlemelerden oluşan bir koleksiyon gibi. Albümü dinledikten sonra ise Madeline BB’nin zengin yaratıcı dünyasına düşmemek imkânsız.

ALBÜM: Death Cab for Cutie – I Built You A Tower
(ANTI-)

2000’lerin indie rock soundunu tanımlayan gruplardan biri olan Death Cab for Cutie, neredeyse 30 yıla yaklaşan kariyeri boyunca istikrarını hiç kaybetmedi. Bir önceki albüm Asphalt Meadows’ta olduğu gibi I Built You a Tower’da da prodüktör koltuğunda John Congleton oturuyor. Görünen o ki grup içindeki sihri hâlâ koruyor ve Congleton da bunu en iyi şekilde ortaya çıkarabilecek isimlerden biri. Sihir gibi çünkü Ben Gibbard’ın söz yazımı bazen gerçekten insanı hazırlıksız yakalıyor. Onun kaleminden çıktığı ilk andan belli olan, başka biri tarafından yazılması imkânsız gibi duran bu şarkılar, daha ilk dinleyişte birer klasik hissi yaratabiliyor. Gibbard’ın vokalleri de belki hiç olmadığı kadar pürüzsüz ve rahat duyuluyor. Müzikal tarafta ise grubun her üyesi görevini kusursuzca yerine getiriyor; yüksek sesli anlardan daha sakin bölümlere yapılan geçişler o kadar doğal ki albüm boyunca kendinizi kontrollü bir serbest düşüşün içinde hissediyorsunuz. 20 yılı aşkın süren büyük şirket dönemini geride bırakıp bağımsız plak şirketi ANTI- bünyesine geçmelerinin ardından gelen bu 11. stüdyo albümü, aynı zamanda grup için yeni bir başlangıç niteliğinde.

TEKLİ: Midvil – Black Mountain
(Bağımsız)

2014’te İstanbul’da kurulan ve doom metal / psikedelik rock ekseninde üretimlerini sürdüren Midvil, 2026’daki ilk yayınını yaptı. Söz, müzik, kayıt, miks ve mastering süreçlerinin tamamının grubun elinden çıktığı “Black Mountain”ın ismi de şarkının atmosferiyle ilginç bir şekilde örtüşüyor. Yükselme hissi baki ama herhangi bir zirveye ulaşılmıyor; sürekli tırmanış hâlindeyiz. Janrın klasik “açılma” anları yerine daha çok bir sisin içinde yön bulmaya çalışma hissi ön planda. Teklinin kapak görseli de Yağız Eyiişleyen imzalı.

TEKLİ: Emma Ruth Rundle – Powerless
(Errant Child)

18 Eylül’e randevu verdiği yeni albümü These Killing Times’ın habercisi olarak yayımlanan bu tekli, Emma Ruth Rundle’ın sesini toplumsal öfke ve isyanı aynı potada eriterek, albümün direnişçi ruhuna ilk bakışı sunuyor. Vokal yaklaşımını daha direkt bir anlatımla buluşturan parça, albümün anti-patriarkal ve direnişçi tonunun ilk örneği. Engine of Hell ’in yoğunluğunu koruyan Rundle, bu kez tam grup düzenine dönerek daha güçlü ve dinamik bir ses dünyası kurmuş. Kendi plak şirketi Errant Child aracılığıyla yayımlanacak olan These Killing Times, Emma Ruth Rundle’ın altıncı stüdyo albümü olacak ve kimi şarkılarda Jess Gowrie, Marissa Nadler, ve Nick Reinhart (Tera Melos) gibi isimlerin de katkıda bulunduğu belirtelim.


ŞİFA NİYETİNE:
PT Musik – Consumação
(Principe)

Lizbon’un batida sahnesinin karakteristik ritmik DNA’sını Principe kataloğunun geri kalanından ayrıksı bir şekilde kompozisyonlarına sızdıran PT Musik’in yeni albümü. Bilgisayar erişimi olmadan, tablet ve telefon üzerinden geliştirmiş olması, kayıtların organizasyon mantığını da açıklayan bir unsur. Parçalar dans pistine dönük bir coşku yerine iç konuşmalar etrafında filizleniyor. Omuz silken bir havası var; kötü şeyler olmuş, olmaya devam ediyor ama ritim yine de akıyor. 


TEKLİ: REZN – Rites of Passage
(Sargent House)

Hiç duymamış olanlar için REZN’i “doom metal yapan ama sürekli doom metalden kaçan grup” olarak tarif etmek mümkün. Chicago çıkışlı ekip yıllardır ağır riffler eşliğinde psikedelik müzik ve caz etkilerini aynı potada eritiyor. Ve işin güzel tarafı, bunların hiçbiri kulağa zorla yapılmış gelmiyor. Yeni tekli “Rites of Passage” da tam bu yüzden iyi bir başlangıç noktası olabilir. Bir noktadan sonra riffleri takip etmeyi bırakıp kendini parçanın içinde buluyorsun. REZN’in alametifarikası da bu zaten. Yeni albüm Cycles in the Infinite Dream 24 Temmuz’da yayında.

ALBÜM: Widowspeak – Roses 
(Captured Tracks)

Yedinci Widowspeak albümü gösteriş ve şaşadan uzakta; grubun artık kendini kanıtlama gibi bir derdi olmadığı aşikâr. Bu yalın tutumun bir sonucu olarak da uzunçalar oldukça içe dönük, dürüst ve nüanslı. İkilinin aşk ve sevgi üzerine uzun uzun kafa yorduğu Roses’da (Güller) aşkın büyük jestlerdense küçük aksiyonlarda, alışılmış rutinlerde ve mükemmeliyetten uzakta bir yerde var olduğuna varıyoruz. Genel hatlarıyla albüm en içten ve kırılgan duygularımızın günlük hayata hangi şekilde ve hareketlerde yansıdığı, bu duyguların yer yer çok kafa karıştırıcı ve zorlayıcı da olabileceklerine dair bir gözlem defteri görevi görüyor.

TEKLİ: Belle and Sebastian – It Only Takes One Lion
(Matador Records)

Bu sıralar yeni bir albüm dönemine dair ipuçları veren Belle and Sebastian, albümden haberci bir tekli beklentisi sürerken, İskoçya milli takımına adadığı “It Only Takes One Lion” ile geri döndü. Parça, İskoçya’nın 2026 Dünya Kupası elemelerinde Danimarka’yı 4-2 mağlup ettiği karşılaşmanın ardından yazılmış. Grubun lideri Stuart Murdoch, şarkının son 50 yıldır İskoçya milli takımını takip etmenin getirdiği duyguları ve ülke çapındaki ortak deneyimi yansıttığını söylüyor. Murdoch’un Marisa Privitera Murdoch ile birlikte yönettiği video da buradan izlenebilir.