Smerz, Lucy Dacus ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: Smerz, Lucy Dacus, Irmin Schmidt, Deli Bakkal, Show Me The Body, james K, OOIOO & Lightning Bolt, Mode XL ve dahası.
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

TEKLİ: Smerz – Spring summer
(Escho)
Norveçli ikili Smerz, mevsim geçişlerinin belirsizliğinde gelen yeni teklisi “Spring Summer” ile 2025’i tanımlayan işlerden biri olan Big City Life sonrası ilk kez yeni sesler çıkarıyor. Neredeyse silikleşen vokaller ve prodüksiyonun içine tam karışmayıp hafifçe dışarıda duran yapısıyla parça, ikilinin önceki albümdeki somut kıvamdaki hikâye anlatımından sıyrılıp daha serbest, daha akışkan bir hata yaklaşıyor. Kendi ifadeleriyle bir “günlük” hissi taşıyan bu üretim süreci, şarkının formuna da doğrudan yansımış: ”Belirli bir başlangıç ya da son aramayan, bir anın içinden geçip gitme hâli”. Tekli, 15 Mayıs’ta yayımlanacak yeni Smerz EP’si Easy’nin de habercisi.
ALBÜM: Failure – Location Lost
(Arduous Records)
90’ların alternatif rock sahnesinde özellikle Fantastic Planet albümüyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Failure, yeniden birleşme sonrası kaydettiği dördüncü, toplamda yedinci stüdyo albümü Location Lost ile aramızda. Albüm, grupla özdeşleşen gitar-merkezli ses dünyasını daha sakin ama yoğun bir atmosfere taşıyor. Vokalist Ken Andrews’un yaşadığı sakatlık sonrası geçirdiği ağır ameliyat ve tedavi sürecinin ardından şekillenen kayıt, tematik olarak kırılganlık ve yön arayışı gibi başlıklara yaklaşıyor. İkinci parça “The Rising Skyline”da büyük bir Failure fanı olduğu bilinen Hayley Williams mikrofon başında.

TEKLİ: Lucy Dacus – Planting Tomatoes
(Geffen Records)
Hem boygenius ile hem de solo projeleriyle indie rock sahnesinde övgüler toplayan Lucy Dacus, yeni teklisinde “domates ekme” gibi hayatın küçük güzelliklerini şarkılaştırıyor. Şu an kendisinin olduğu yaşta vefat etmiş bir tanıdığını düşünürken bu parçası için ilham alan müzisyen, hayatta insanın onu heyecanlandıran küçük fikirlerine tutunmaktan daha fazla çok da bir teskini olmadığını söylüyor. Record Store Day’e özel 7 inç plak olarak piyasaya sürülen teklinin aşırı sempatik lirik videosunu da Dacus kendi kendine Tokyo’da bir kırtasiyede kaydetmiş.
ALBÜM: Miss Grit – Under My Umbrella
(Mute Records)
Miss Grit veya Margaret Sohn’un derin sular üzerinden alçak uçtuğu ve her duyunuza elektronik patlamalarla dokunarak, bir çeşit trans hâlini çağırdığı Under My Umbrella, iç içe dolanmış düşüncelerin zemininde yatan kırgınlıkları, kaygıları ve gerilimleri işitsel bir yüzleşmeye ve arınmaya dönüştürmüş. “Buradan başla, sonra korkunu anlamaya başla” diyerek “Tourist Mind” ile açılışını yapan albüm, isminin vadettiği gibi zihnin derinliklerine dalarak başlattığı yolculuğu, kapanış parçası “Waste Me” ile “Gerçekten yavaş ilerleyen bir kitabım ben ve pek çok şey söylenmeden kalıyor. Çoğu şey içimden geçip gidiyor. Bu yüzden neredeyse yok gibiyim.” sözleriyle sonlandırarak, duyguların, kabullenmenin cesur ve filtresiz bir anlatıcılığını yapıyor.

ALBÜM: Loukeman – Sd-3
(September Recordings)
Torontolu müzisyen Luke Fenton, namıdiğer Loukeman’in 2021’de başladığı Sd üçlemesinin son parçası bizlerle. Oldukça da keyif verici bir kapanış olduğunu söylemeli. Fenton işi her ne kadar elektronik müzik başlığı altında değerlendirilecek olsa da yarattığı sound atmosferi çok daha fazlasını da vadediyor. Alternatif rock, trip hop, ambient her tada yönelik denemeler var albümde. Denemeler diyoruz, çünkü şarkılarda hep bir hamlık, bir bitmemişlik hâli seziliyor ki bu da aslında kötü bir şey değil; albüme dinamizmini katan unsur. Yakın zamanda PinkPantheress ve A$AP Rocky gibi oldukça popüler isimlere de prodüktör olarak katkı veren Fenton’ı takipte kalmanızı önerir, bu üçlemeye de kulak kabartmanızı tavsiye ederiz.
EP: Inrain – Rise
(Music From Memory)
Inrain’i oluşturan müzisyenler Rudy Tambala ve Alison Shaw’un bu dört şarkılık kısaçaları aslen 90’larda kaydedilmiş. Şimdi ise Music From Memory tarafından tüm parçalar orijinal DAT bantlarından yeniden mastering işleminden geçirilip tekrar yayımlanıyor. Dinlediğimiz bu versiyonda akışa bir de 2012’de yazılıp kaydedilen “Biology” parçası eklenirken, EP’nin dijital versiyonunda ise proje “Sleep” parçasının alternatif bir versiyonuyla daha da genişlemiş. Sakin bir seyir izleyen Rise’da Shaw’un -çoğu doğaçlama- vokalleri sonsuz ve ruhani bir boyut yaratırken, Tambala cephesinden o zamanlar yükselişte olan jungle türünün bas denemeleri ve dub esintili ritmik yapıların oluşturduğu minimal ama özgün bir ses evreninden bahsedebiliriz.

ALBÜM: Deli Bakkal – Artistik Oyun Havaları
(Kazandibi Records)
Afrobeat groove’ları ve kıvrak düzenlemeleri ile kana hızla karışan parçalarıyla tanınan İstanbul merkezli ve hayli kalabalık kolektif Deli Bakkal’ın ilk albümü beş yıllık bir hazırlık süreciyle son hâlini almış. Grubun karşı koyması güç sahne enerjisini yansıttığı sekiz parçadan oluşan Artistik Oyun Havaları, zengin enstrümantasyonuyla olduğu kadar Dağtaş’ın karakteristik vokalleriyle de parlıyor. Baran Göksu’nun mikslerini, Barkın Engin’in de mastering’ini yaptığı albümün kapak görseli de Merve Mehmet’in ellerinden çıkma. Lansman konseri 9 Mayıs’ta Frankhan’da, biletler burada.
TEKLİ: Cheap Genes – Geri Dönmez
(Bağımsız)
G. Ananas, Taner Yücel, Ceren Bettemir ve Alican Şalt’tan oluşan rock’n’roll / power-pop dörtlüsü Cheap Genes, ilk albümleri FFFFFELAKET’ten bir tekli daha paylaştı. Bazı şeylerin gerçekten geri gelmediğine ikna olana kadar kendi etrafında dönüp duran şarkının kirli gitarlarına, tatlı power pop tavrı eşlik ediyor. Grubun en yakın konseri, 23 Mayıs’ta, Jakuzi eşliğinde IF Performance Hall Beşiktaş’ta. Biletler burada.

ALBÜM: james K – Friend Remixes
(AD 93)
Bant Mag.’ın 2025: En iyi 100 Yabancı Albüm listesinde üçüncü sıraya yerleştirdiğimiz james K albümü Friend için “Biraz ürkütücü, biraz mistik kokteylinde kendinizi kaybolmuş hissettirse bile kalpler için ferahlatıcı bir albüm.” tanımını yapmıştık. Bu kez albüm bir remiks derlemesiyle gündemimizde. New Yorklu müzisyenin “Çalışmaları benimkine ilham vermiş arkadaşlarımın ve birlikte ürettiğim kişilerin bu şarkıları yeni anlatılara dönüştürerek yeniden yorumlaması benim için çok tatlı bir onur.” sözleriyle paylaştığı albümde Objekt, Arushi Jain ve K Wata gibi isimlerin dokunuşlarıyla farklı çehrelere bürünüyor Friend şarkıları.
TEKLİ: Daughn Gibson – Quang Nam
(El Ed Eb)
Daughn Gibson’ın enteresan bir kariyeri var. Özellikle 2013’te Sub Pop’tan çıkan ikinci albümü Me Moan ile kendine oldukça özgün bir kulvar açacağı ve dolgun bir külliyatın başlangıcında olduğunu düşünürken, geride kalan sürede bir albüm ve sadece bandcamp üzerinden yayımlamış bir EP geçebildi elimize. Kalın, crooner hisli vokaline eşlik eden country / blues omurgalı ancak elektroniklerin de yardımıyla oldukça modern tınlayan sounduyla daha fazlasını istetiyordu. Bu yıl o beklediğimiz geri dönüşün arifesinde olabiliriz. 8 Mayıs’a tarihlenen albümü Lake Mary not mysterious’un ikinci teklisi bu beklentimizi pekiştiriyor. Gibson’ın aşina olduğumuz keskin ve biraz da kaotik prodüksiyonuna o harika vokali de eklenince beklentiyi rahatlıkla karşılıyor. Elektronikler biraz geride kalmış. Şarkı kendine güveniyor. Artık albüme hazırız.

TEKLİ: Show Me The Body – Dance In The USA
(Loma Vista)
Nu-metalden aşina riff ve akorlarına ve yumruğunu parça boyunca sıkan hip hop yankılı beatlere sahip “Dance In The USA”, bittikten sonra da zihninizde çalmaya devam eden parçalarından. New York menşeli vokalist – banjocu Julian Cashwan Pratt, basçı Harlan Steed ve davulcu Nijol Benjamin’den oluşan post-hardcore üçlüsü Show Me The Body, dansa ve kendi türlerinin arz ettiği cinsten olanlarına, araya arkada dönen banjo tıngırtılarını da eklemeyi ihmal etmedikleri bir selam niteliğinde. Ayrıca insanların öpenler ve öpülenlere ayrıldığı, asgari ücret ve bağımlılık cenneti ABD’yi de biraz gömmek niyetinde. Parçanın sofrasında tuzu eksik olmayanlarsa Kenny Beats ve İsveçli şarkı yazarı Klas Åhlund. Klibin konseptinin sahibi, ekibin kurduğu CORPUS NYC kolektifinden arkadaşları olan ve kısa süre önce hayatını kaybeden Noble S. Spell. Videoya buradan, grubun kendisine ithafen hazırladığı klibe ise şuradan ulaşabilirsiniz.
ALBÜM: Friko – Something Worth Waiting For
(xpevted / ATO Records)
Chicago çıkışlı Friko’nun ikinci albümü Something Worth Waiting For, inişli çıkışlı bir iç daralma hissini hem kırılgan taraflarıyla hem de patlamaya hazır bir yerinden yakalıyor. John Congleton’ın prodüktör koltuğunda olduğu albüm, açılışından itibaren gitarları bir gerginliği bastırmaya çalışıyormuş gibi. Niko Kapetan’ın neredeyse haykıran vokalleri ise tam tersine içe atılan ne varsa yüzeye çıkarmaya niyetli. Bu gerilim hattı ise albümün ana motoru. Parçalar çoğu zaman sakin başlayıp katman katman büyüyor ama hiçbir zaman tamamen “rahatlatıcı” bir çözüme ulaşmıyor, daha çok bir katarsis hâlinde kalıyor.

TEKLİ: Güneş Özgeç – Üzdü
(Bağımsız)
Geçtiğimiz haftalarda bir Kalben düetiyle kulaklarını çınlattığımız Güneş Özgeç’in 2026’da yayımladığı ilk solo tekli olan “Üzdü”, ilişkilerde ilk anda hissedilen ama çoğu zaman ertelenen iç ses fikrini sade bir dil üzerinden ele alıyor. Groove net, tempo ölçülü, vokal sıcak. “Üzdü”, müzisyenin planladığı seri yayın akışının bir parçası ve önümüzdeki aylarda yayımlanacak yeni kayıtlarla ortak bir duygusal zemin paylaşacak.
ALBÜM: Carla dal Forno – Confession
(Kallista)
Yeni Carla dal Forno albümünde âdeta Agar Agar albümlerindeki cazibeyi duyuyoruz. “İtiraf” veya “günah çıkarma” anlamına gelen Confession’da anlatıcının yakın bir arkadaşına olan aşkını, bu beklenmedik duyguyla ne yapacağını bilememe hâlini ama bir yandan da ona karşı arzu ve tutkusunu söndürememesini dinliyoruz. Dream pop sularında dolanan kayıtta Avustralyalı müzisyenin önceki işlerine göre sanki özgüveni bas yürüyüşlerine, synth kullanımına kadar sızmış. Aşkından, müziğinden ve istediğini alacağından yüzde 100 emin olduğumuz birini dinliyoruz.

ALBÜM: Irmin Schmidt – Requiem
(Future Days Music / Mute Records)
Krautrock akımının öncü grubu CAN’in kurucularından biri ve orijinal kadrodan günümüzde hayatta olan tek kişi olan Irmin Schmidt’in yeni albümü iki uzun kompozisyondan oluşuyor. Müzisyenin Güney Fransa’daki evi dolaylarında kaydettiği doğa sesleri ve bu seslere piyano başında verdiği sezgisel karşılıkları temel alan albüm, Schmidt’in uzun zamandır birlikte çalıştığı René Tinner’la yaptığı düzenlemelerle son hâlini almış. Irmin Schmidt’in önümüzdeki ay tam 89. yaşını kutlayacağını da not edelim.
EP: Otala – Better Than The End
(Bağımsız)
Nottingham çıkışlı dörtlü Otala, ikinci EP’si Better Than The End’de ilk andan itibaren içine çeken, katman katman açılan bir kombinasyon sunuyor. Yer yer dream pop’a göz kırpan anlar, yer yer zengin enstrümantasyonuyla daha büyük kurulumlarla buluşuyor. Oscar Thorpe’un berrak vokali de bu yapının içinde akışkan bir şekilde takip ediyor. “My Old House” piyano ve flütün öne çıktığı yapısıyla ses paletini genişleten, EP’nin son kısmına geçerken güzel bir bağlayıcı. Kapanışta “Lord Only Knows Pt.1” ve “Lord Only Knows Pt.2”nun oluşturduğu bölümde ise Charlotte Foulkes’un saksafonu ile gitarlar ve vokalin kademeli yükselişi birbirini dengelerken, yavaş yavaş tırmanan gerilimin sonucu kontrollü bir kaos yaşanıyor.

ALBÜM: Yolanda Wisher & The Afroeaters – nature gurl
(Red Typewriter Studio)
Monk Eats An Afro (2014) kitabıyla da bilinen Yolanda Wisher bir şarkıcı, ödüllü şair ve eğitmen. Aynı zamanda Philadelphia eyaletinin seçilmiş ilk başşairi olan vokalistin şiire ve kültürel topluluk inşasına adadığı 20 yılı aşkın süre içerisinde The Afroeaters ile yayımladığı ilk iş olan Doublehanded Suite’i (2022) takip ediyor nature gurl. Albüm, ismi ve geriye kalan bütün edebi varlığıyla, Yolanda’nın annesine ithaf edilmiş. Doğayı, tüm canlılarını seven ve bunlarca sevilen, zaten kendi ismi de albümün parça listesinde göze çarpan Yvonda, kayda alınmış anılardan kulaklarımıza seslenerek enerjisi en ön sıradan hissedilen bir varlık oluyor. Hayvanların hayatında çocukluğundan beri oynadığı önemli rolleri, birer insan olarak farklı alanlarında büründüğümüz rollerle eşleştiren, bazen de bu cinsleri birer ideal olarak aktaran Wisher ve ekürisinden ılık ve loş bir ormanda kaybolunan, groove’u ise sonlara saklayan ama vakti buna değdiren bir çıkartma.
TEKLİ: Modest Mouse – Picking Dragon’s Pockets
(Glacial Pace Recordings)
Bu yıl ilk albümünün 30. yaşını kutlayan Modest Mouse, yoldaki albümü An Eraser And A Maze ile uzun yıllar bağlı olduğu Epic’ten ayrılıp Isaac Brock’un kendi plak şirketi Glacial Pace Recordings çatısına geçiyor. Dinlediğimiz yeni tekli “Picking Dragon’s Pockets”, daha önce paylaşılan “Look How Far”ın izinden giderek umutsuz bir dünyaya karşı yükselen marş tadında bir ton yakalıyor. 2021 tarihli The Golden Casket’in hemen ardından yazılmaya başlanan albümde Brock söz yazımında “filtreyi tamamen kapatmış” ve her şeyin doğrudan akmasına izin vermiş. An Eraser And A Maze, 5 Haziran’da yayında.

ALBÜM: Mode XL – Esenboğa
(Kamp Records)
Türkçe rap sahnesinin köklü gruplarından Mode XL, uzun bir aranın ardından yayımladığı Esenboğa ile karşımızda. Grup bu çalışmayı bir “geri dönüş” olarak değil; üretim hattının doğal devamı olarak kodlamış. Zira albüm de popüler müzik trendlerine yönelmekten kaçınıyor ve ikilinin yıllardır sürdürdüğü karakter odaklı üretim anlayışını güncel bir bağlama taşıyor. “Hâlâ buradayız” değil de “Hiç gitmemiştik ki” diyen bir albüm. VEYasin’in prodüksiyonunu üstlendiği albümün mastering işlemleri de Çağan Tunalı’dan.
TEKLİ: ybaj147 – her gün herkes her şey (uyuyup uyanınca soundtrack)
(HOOD Base)
Simar Şans’ın ilk orta metrajı Uyuyup Uyanınca’nın prömiyeriyle birlikte “her gün herkes her şey” de yayımlandı. Filmin dünyasını kuran müziğin arkasındaki isim Erim Yararbaş; ybaj147 adıyla yayımlayacağı soundtrack’in tamamı 23 Mayıs’ta dinlenebilecek. Parça, Murat Kılıkçıer vokalleriyle filmin hissini alıp eğip büküyor, onunla oynayıp sonunda yine başladığı noktaya bırakıyor gibi. Sıcak synth katmanları ve tatlı melodiler ilk anda güvenli bir alan kuruyor ama şarkı ilerledikçe o konforun içinde küçük çatlaklar açılıyor. Yüksek sesle kendini ele vermeyen, bulunduğu yerden uzaklaşmadan içe usulca bir ağırlık bırakan bir parça.

ALBÜM: OOIOO & Lightning Bolt – THE HORIZON SPIRALS / THE HORIZON VIRAL
(Thrill Jockey)
Lightning Bolt ve OOIOO, deneysel rock dünyasının iki ayrıksı ismi, ortak bir split LP için güçlerini birleştirdi. Kayıt hakkında Lightning Bolt davulcu-vokalisti Brian Chippendale, “OOIOO ‘The Horizon Spirals’ ile tonu belirledi ama biz ‘Spiral’ temasına çok takılmadık. Biz daha çok ‘Viral’ız ama ikisi de sizi bir tavşan deliğine atabilir ve biz tavşan deliklerini seviyoruz.” demiş. Osaka – Rhode Island hattında vuku bulan albümün açılışında iki uzun soluklu OOIOO parçası var, geri kalanında Lightning Bolt tozu dumana katıyor.
TEKLİ: Graham Coxon – Billy Says
(Transgressive Records / GRGDN Müzik)
Blur gitaristi Graham Coxon’ın yıllardır raflarda bekleyen solo albümü Castle Park’a nihayet kavuşuyoruz. 2011’de kaydedilen albüm, 19 Haziran’da Transgressive Records etiketiyle yayımlanacak. Ben Hillier ile yapılan kayıtlar sırasında şekillenen 10 parçalık albüm, aslında A+E’nin devamı olarak planlanmış, ancak Blur’ün 2012’de aktif hâle gelmesiyle rafa kalkmış. Uzun süredir canlı performansların parçası olan “Billy Says”, albümden ilk tekli olarak paylaşıldı.

TEKLİ: Batuhan Polat – Yonca
(Bağımsız)
İstanbul merkezli şarkı yazarı ve müzisyen Batuhan Polat’ın dört dakika boyunca rüya gibi atmosferine yedirdiği pürüzsüz ve sıcacık vokali ile bunların destekçisi gitar tonları ve içten lirikleri sizi sarmalıyor. “Yonca”, suların durgunlaşması ve rüzgârların dinmesini istediğiniz anlarda, biraz buruk, hafif dumanlı ve düşünceli hâliyle dindirici bir etkiye sahip. Prodüksiyonunu Can Güngör’ün üstlendiği parçanın kapak görseli de Zeynep Özkanca’dan.
ALBÜM: Baba Stiltz, Okay Kaya – Blurb 2
(Recorded Matters)
Norveçli-Amerikalı müzisyen Okay Kaya ile İsveç elektronik müzik sahnesinin heyecan verici ismi Baba Stiltz’in bir araya geldiği 2025 çıkışlı Blurb koleksiyonunun takipçisi Blurb 2, simetrik bir beraberlik alanı. Folk tınılarının kenarına bulaşan gitarı, hikâyeci anlatım tarzı, yalın söz yazarlığıyla, tam bir uyum içerisinde temas ediyor dinleyene albüm. Duygu durumu içinse, ne tam anlamıyla ayaklandırıyor ne de duraksatıyor ama yavaşlatıyor diyebiliriz.

ALBÜM: Tempers – Delusion
(fear of luxury)
10 yılı aşan geçmişe sahip, bizlere New York City’den seslenen Jasmine Golestaneh’in synth pop projesi Tempers’ın dördüncü albümü, dinleyeni bir 20 yıl önceye, synth bazlı dance-punk’ın geçer akçe olduğu dönemlere götürmekte zorlanmıyor. Golestaneh’ın kendi plak şirketinden yayımladığı bu ilk albümü, bu özgürlüğünü de hissettiriyor. Özellikle Yeah Yeah Yeahs sevenler albümü dinlerken yabancılık çekmeyecektir. Yalnız tabii bu nostaljik yaklaşımın günümüzde ne kadar karşılığı olduğu şüpheli. Golestaneh’in de syntesizerlara çok yüklenmesi pek fazla yardımcı olmuyor açıkçası. Şarkılar da coşkusu tamam ama birbirlerinden ayırmakta da zorlanıyorsunuz.
TEKLİ: Beth Orton – Waiting
(Partisan Records)
Büyük kararlar verilmiş ve bu kararların arka planındaki duyguları kucaklayabilmiş olmanın ardından sindirilen zor duyguları tatlı tatlı kaşıyan “Waiting”, geçen dört yılın ardından, Beth Orton’ın The Ground Above isimli yeni albümünün de yolunu çiziyor. Kendi ifadesiyle tekli; “korkunun bizi içinde tuttuğu bekleme halinden kurtulmanın bir kutlaması.” Sakin folk tonlarda başlayıp, caz tınılarını da kapsamına dâhil eden parça, adım adım sakin yapısını içe doğru büyütüyor.