2025: En iyi 100 yabancı albüm

İllüstrasyon: Sadi Güran 

Geride kalan yılla hesaplaşmamız, bir Bant Mag. geleneği olarak müzik kanadında başlıyor. Geniş jüri değerlendirmesi ile şekillenen 2025: En iyi 100 yabancı albüm derlemesine eşlikçi çalma listesi hemen aşağıda. Yıl boyunca haftalık tempoda yeni müziği takip eden “Ne dinlesek?”  derlemelerimize de buradan ulaşabilirsiniz.

Yazılar: Cem Kayıran, Dalya Turunç, Ekin Sanaç, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal


100- Gelli Haha – Switcheroo 
(Smalltown Supersound)

Neon ışıklarını, kırmızının tutkusunu, ayrıksı hayal gücünü harmanlayıp önümüze ironiyle karışık bir dans müziği getiriyor. 


99- The Armed – THE FUTURE IS HERE AND EVERYTHING NEEDS TO BE DESTROYED  
(Sargent House)

Distopik dünyadan türeyen öfkeyi görkemli bir ses hortumuna dönüştürerek zihni kuşatan sound’u, post-hardcore kalıplarına ters aranjmanlarla beklenmedik tınılarla iç içe. 


98- Upchuck – I’m Nice Now
(Domino)

13 şarkılık akışı “İtildik, hiddetlendik, çürüdük ama bizi yıkabileceğinizi sanmayın” diyen 32 diş bir sırıtış ya da okkalı bir orta parmağa benzetebiliriz.


97- Leikeli47 – Lei Keli ft. 47 / For Promotional Use Only 
(Acrylic)

New Yorklu rapçinin son numarası, az sonra suratınıza neyin çarpacağını bilmediğiniz ama her ne çarpacaksa sizi yerle bir etmesine peşinen razı olduğunuz bir labirent. 


96- Editrix – The Big E  
(Joyful Noise Recordings)

Çok özenli, gürültülü ve dikkatli. İlk ânından itibaren, alışılmış rotaları terk eden ani dönüşler, başladığı hâliyle alakası olmayan sürpriz sapaklar var. 


95- Orcutt Shelley Miller – Orcutt Shelley Miller
(Silver Current Records)

Ustaların (Bill Orcutt, Steve Shelley, Ethan Miller) doğaçlamaları eli enstrüman tutan herkesi birkaç arkadaşını toplayıp çalmak için gaza getirecek nitelikte.


94- Mei Semones – Animaru 
(Bayonet Records)

Oldukça yetenekli bir gitarist olan Semones, bossa nova’yı taban belirlediği şarkılarında siz farkına varmadan indie rock’a göz kırpmayı veya daha komplike caz sularında yüzmeyi rahatlıkla başarıyor.


93- HARAM – Why Does Paradise Begin in Hell
(Toxic State Records)

Lübnanlı müzisyen Nader Habibi’nin liderliğini üstlendiği Brooklyn çıkışlı grup yeni albümünde hardcore punk’ın mutlak öfkesini, Filistin halkının maruz kaldığı yıkımı çığlık çığlığa yankılayarak yeniden ele alıyor.


92- Wolf Alice – The Clearing
(Columbia Records) 

Büyük ve renkli şehirler içinde 20’lerin kafa karışıklığını, heyecanını, kaybolmuşluğunu, öfkesini, Ellie Rowsell’in bazen yükselen asi üslubuyla dile getiriyor Wolf Alice. 


91- CHIME OBLIVION – CHIME OBLIVION
(DEATHGOD CORP)

John Dwyer (Osees) ve David Barbarossa’nın (Bow Wow Wow) ortaklığıyla hayat bulan grubun ilk albümünün “kafasında olsam göbek de atarım” havası var ama her nasılsa bir o kadar sofistike. 


90- Sessa – Pequena Vertigem de Amor
(Mexican Summer)

Müzisyenin São Paulo’daki stüdyosu Estúdio Cosmo’da, Simon Hanes’in orkestrasyonlarıyla kaydettiği çalışma; gitar ağırlıklı, lo-fi güdümlü önceki işlerine göre çok daha “büyük” bir prodüksiyon.


89- Trio Da Kali – Bagola 
(One World Records)

Malili üçlü Trio Da Kali, Batı Afrikanın griot mirasını kendi sesiyle yeniden inşa ediyor. Balafonun çarpıcı ritimleri ile ngoni bastan yayılan derin titreşimler arasında Hawa Kasse Mady Diabaté’nin vokali âdeta bir mıknatıs gibi çekiyor.


88- Auntie Flo – Birds of Paradise 
(A State of Flo)

Bir balıkçı kulübesinde kaydedilen ve içinden bolca yeşil ile kuş cıvıltıları akan sekiz parça; ses, dokunsallık, canlı yaşamı, elektronik müzik arasındaki birlikteliği aynı kümede toplamış. 


87- Guerilla Toss – You’re Weird Now 
(Sub Pop)

Baştan sona punk enerjisiyle kaynasa da bazen parlak bir pop melodisine kayıyor, bazen de yoğun bir gitar – synth fırtınasına savruluyor. Prodüksiyon Stephen Malkmus’tan. 


86- Jehnny Beth – You Heartbreaker, You
(Fiction Records)

Savages sonrası solo yolunda sesini gür çıkarmaya devam eden Beth, yeni albümü ile kırık bir kaburgayla nefes alma durumunu bir yaşama metaforuna çeviriyor. 


85- Ichiko Aoba – Luminescent Creatures  
(hermine)

Ryukyu Adaları’ndan ilham alan Luminescent Creatures; dünyanın her yerinde; havada, suda, toprakta çiçekli adımlarla dolaşıyor. Anlatmak için hangi kelimeyi seçsek büyük kaçacak albümün sadeliğine.


84- Ammar 808 – Club Tounsi  
(Glitterbeat Records)

808 drum machine’in mekanik dokusuyla Mağrip melodilerinin tınılarını sentezleyen albüm, prodüktörün politik kaygılarını çarpıcı beatler ve analog synthlerle harmanladığı bir manifesto niteliğinde. 


83- Cate Le Bon – Michelangelo Dying 
(Mexican Summer)

“Ayrılık her zaman istemediğin ama seni kurtaracağını bildiğin bir uzuv kesilmesi gibiydi.” Albümünün temasını bu cümleyle özetliyor Galli müzisyen. John Cale, Valentina Magaletti ve H. Hawkline’ın da konuk olduğu koleksiyon, filtresiz duygu aktarımı ile hızla kana karışıyor.


82- Thor & Friends – Heathen Spirituals
(Joyful Noise Recordings)

Swans’ın perküsyonisti, Texaslı müzisyen Thor Harris’in yine Austin yerlisi müzisyenlerle yaptığı deneysel, Amerikan minimalizmine selam çakan kayıtları, özellikle Steve Reich sevenlerin pas geçmemesi gerek. 


81- Nadeem Din-Gabisi – OFFSHORE 
(Moshi Moshi)

Kimlik ve aidiyet olgularını ritmik ve şiirsel bir dille araştırıyor Nadeem Din-Gabisi. Londra sokaklarının çok sesliliği, Sierra Leone köklerinin sıcaklığı, Afro‑Salsa kıvrımları ve funk esintileri kuvvetli darbelerle yüzünüze çarpacak.


80- Deradoorian – Ready for Heaven  
(Fire Records)

Deradoorian için şarkı yazarlığı artık bir kimlik inşası değil; sürekli değişen, dönüştüren bir merak ve keşif pratiği hâline gelmiş durumda. Bu sezgisel yaklaşımından kaynaklanan meditatif ve ruhani atmosfer, albümün en özel yanlarından. 


79- Ela Minus – DÍA 
(Domino)

Kolombiyalı müzisyen, her şeyi parça parça etmenin özgürleştirici ve ait hissettiren yanını anlatan şarkılarında tüm yaşam deneyimlerini uğultulu synthlerin, cızırdayan robotik estetiğinin içine atıyor, yakıyor ve alevleriyle dans ediyor. 


78- Ethel Cain – Willoughby Tucker, I’ll Always Love You  
(Daughters of Cain)

Hafızasının derinliklerine doğru bir kazı çalışması yaptığımız Cain, çocukluk travmalarına, soluk geçmişine dair ürpertici vokaliyle itiraflarda bulunuyor. Bir yandan da gotik tınılarıyla büyük dalgalar yaratıp tüm kaçış hikâyesine dinleyiciyi de ortak ediyor. 


77- Hayden Pedigo – I’ll Be Waving As You Drive Away
(Mexican Summer)

Akustik gitarın sınırlarını klasik anlatının ötesine taşıyan, mikro‑psikedelik bir serüven. Melankoliyle sakin bir dalgalanma arasında gidip gelen tonlar duyuluyor; dış dünya ile içsel yansımalar arasında bir köprü kuruluyor.  


76- Tune-Yards – Better Dreaming 
(4AD)

Merrill Garbus’un vokalinin her tonu ve rengiyle serildiği, temponun bir oyuncağa dönüştüğü bu albümde; hareketi çağıran melodiler, deneysel ses kullanımıyla zenginleşen bir sound çıkıyor ortaya.


75- Bitchin Bajas – Inland See 
(Drag City)

Akışında sinapslara ziyafet çeken sonik peyzajlar sabırla detaylanırken, ritim ve yeryüzüne daha yakın enstrümanlar 18 dakikalık süresi akıp giden final numarası “Graut”a gelindiğinde beliriyor. 


74- Hayley Williams – Ego Death At A Bachelorette Party
(Post Atlantic)

Paramore vokalisti, üçüncü solo albümündeki 18 şarkıda kendini derinlemesine incelerken sözler kimi zaman toplumsal meselelere, kimi zaman da kişisel kırılma anlarına dokunuyor. Prodüktör koltuğunda Daniel James var. 


73- Panda Bear – Sinister Grift
(Domino)

Animal Collective üyesi Noah Lennox’un önceki işlerine kıyasla daha çiğ ve doğrudan bir sonik üslup benimsediği son albümü, yine en ufak bir pürüze çarpmadan, tökezlemeden ilerliyor. Garajında takılan bir grubu dinleme hissi hâkim. 


72- Smerz – Big city life
(Escho)

Catharina Stoltenberg ve Henriette Motzfeldt’in ikinci Smerz albümü, onaylanmış pop formüllerini reddederek minimalist motifler içinde düşünsel kalıntılar bırakıyor: Söylem ve yapı arasındaki gerilim albümün ana dokusunu oluşturuyor.


71- SUMAC & Moor Mother – The Film
(Thrill Jockey)

Kariyerinin her dönemecinde ters köşe iş birliklerine imza atan şair ve noise sanatçısı Moor Mother, bu kez post metal grubu SUMAC’la güçlerini birleştirdi. Sekiz parçalık ortaklık, müzikte yapı ve anlam arayışına dair radikal bir yaklaşım sunuyor. 


70- The Necks – Disquiet 
(Northern Spy Records)

Tam üç saat dokuz dakika süren dört şarkıdan oluşan ve kesinlikle huzur vadetmeyen bir meditasyon. Sabır istediği aşikâr ama söz konusu The Necks olduğunda dinleyicinin kendini teslim etmesi pek de uzun sürmüyor. 


69- múm – History of Silence  
(Morr Music)

13 yıllık aradan sonra gelen bu koleksiyonun kayıtları İtalya’nın güneyinde başlamış, ardından Reykjavik, Berlin, Prag, New York ve Atina’da devam etmiş. Mistik ve nüanslı geçişlerle dolu; grubun seslerle tasvir becerisinin şaşırtmayan bir örneği. 


68- The Lemonheads – Love Chant
(Fire Records)

Evan Dando’nun sesi artık biraz daha derinden geliyor, sözler 30 yıl öncesine göre daha hüzünlü ama akılda kalıcı gitar riffleri yerli yerinde. Artık São Paulo’da yaşayan müzisyen, albümü Brezilyalı prodüktör Apollo Nove ile kaydetmiş.


67- Deerhoof – Noble and Godlike in Ruin  
(Joyful Noise Recordings)

İsmini Frankenstein’da geçen bir cümleden alan albümün oyuncaklı ve kaotik enerjisi “Ha, Ha Ha Ha, Haaa” ve “Sparrow Sparrrow” parçalarında hissedilirken “Under Rats” ve “Immigrant Song” gibi kayıtlar iklim krizi ve göçmenlik gibi konulara değiniyor. 


66- Wet Leg – moisturizer 
(Domino)

Prodüktörlüğünü Dan Carey’nin üstlendiği yeni Wet Leg albümünün akışı boyunca melodiler ve cümlelerle karşımıza çıkan mesaj: “Erkek bakışına hitap etmeyeceğim, tam olarak istediğim gibi olacağım. Ha, bir de çok âşığım!”. 


65- Mary Halvorson – About Ghosts 
(Nonesuch Records)

Özellikle tempoyla oynayarak yaratılabilecek nüanslar konusundaki hünerlerini sergiliyor besteci ve gitarist Halvorson. Hem kendine hem muazzam eşlikçilerine hızlanıp yavaşlamayla yaratılabilecek derinlikleri keşfettiriyor. 


64- Brian Eno & Beatie Wolfe – Liminal   
(Verve Records)

Eno ve Wolfe tarafından “Gizemli mekânlarda yaşayan ve yolunu bulan bir insanın yaşadığı tuhaf, yeni bir evren.” olarak tanımlanan albümde atmosfer meditatif ve büyüleyici. Sesin özne olarak varlığını açığa çıkaran parçalar, hem birlikte dolaşıyor hem de dinleyicinin kendisine karışıyor. 


63- Micah P. Hinson – The Tomorrow Man
(Ponderosa Records)

Artık 44 yaşındaki Hinson’ın vokali hiç olmadığı kadar iyi. Lo-fi işlerini sevenler için bu kadar temiz ve coşkulu bir kayıt biraz zorlayıcı olabilir ama o yine harika şarkılarla karşımızda. 


62- Earl Sweatshirt – Live Laugh Love
(Tan Cressida / Warner Records)

Atmosferi tamamına ermiş mekânlar yaratarak lo-fi loop’lar, puslu sample’lar ve bilerek eksik bırakılmış beat’ler; kimi zaman serbest çağrışımın eşiğinde dolaşan, kimi zaman bir travmanın kenarından geçen sözlerle rüyamsı bir alan yaratıyor.


61- Bar Italia – Some Like It Hot
(Matador Records)

Hemen her parça dümeni başka bir yöne kırmalarına rağmen Bar Italia’ya özgü dokunuşları muhafaza edebilmeleri, bestecilik anlamında yeni yönelimleri hiç sırıtmayacak bir şekilde aktarmalarını mümkün kılıyor.


60- Oren Ambarchi, Johan Berthling & Andreas Werliin – Ghosted III 
(Drag City)

Avustralyalı gitarist Oren Ambarchi’nin İsveçli basçı Berthling ve perküsyoncu Werliin ile ortaklığı dört yılda üçüncü albümü de bize kazandırdı. Caz, ambient ve krautrock benzinli doğaçlamalarıyla da kulağımızın pasını silmeye devam ediyorlar.


59- Cass McCombs – Interior Live Oak 
(Domino)

McCombs’un belki de mesajını en net, hiç filtrelemeden ilettiği işi. Kendisi de Her parçanın bir miktar umut taşıdığını dile getiriyor. Albüme ismini veren kapanış şarkısının kirli blues havasını pek sevdik doğrusu. 


58- Squid – Cowards 
(Warp Records)

Marta Salogni ve Grace Banks’in prodüksiyonunu üstlendiği albümün karşı koyması pek mümkün olmayan bir çekim gücü var. Artık keşfeden değil; taradığı geniş alanın ücra köşelerinde kazılarını sürdüren bir grubu dinlemek büyük bir konfor. 


57- Kara-Lis Coverdale – A Series of Actions in a Sphere of Forever 
(Smalltown Supersound)

Mekâna ve yarattığı sese yakınlaşmak, elektronik ve senfonik olanı pürüzsüzce birbirine harmanlayabilmesiyle bilinen bir besteciyi böylesine çıplak ve olabilecek en duru hâlinde işitmek yoğun ölçüde içsel bir yolculuk.


56- Snocaps – Snocaps 
(Anti)

Alison ve Katie Crutchfield ikizleri, yıllar sonra Snocaps adıyla ve MJ Lenderman’ın sade ama kıvrak gitarlarıyla bir araya geldi. İkilinin birbirine ayna tutan ama farklı yönlere bakan yaratıcılıklarını yansıtan bir albüm.


55- PinkPantheress – Fancy That
(Warner Records)

PinkPantheress’in kulak aşinalığını duygu patikasıyla birleştirdiği kısa ama etkili bir kayıt. 90’lar/2000’ler İngiliz elektronik mirasını günümüz popunun ADHD’siyle harmanlayan albüm, arzu ve absürt gündelik anekdotlar arasında gidip gelen temaları kurcalıyor.


54- David Byrne – Who is the Sky?  
(Matador Records)

David Byrne’den Ghost Train Orchestra ile her bir parçayı “yeni bir macera” olarak kodladığı, coşkulu ve vurgulu bir albüm daha. St. Vincent, Tom Skinner, gibilerinin konuklar barındıran albüm, duygusal ve düşünsel olarak harekete geçiriyor.


53- Lambrini Girls – Who Let The Dogs Out  
(City Slang)

Baştan sona kadın düşmanlığı, homofobi, patriyarka, polis teşkilatının yolsuzlukları ve vahşiliği gibi temaların eleştirilerinden daha kişisel meselelere doğru gidiyor. Lambrini Girls bağırıp gitarlarına yüklendikçe içimizin yağları eriyor.


52- Lido Pimienta – La Belleza  
(Anti)

“Yarattığım her şey merakımın ve inatçılığımın doğal bir evrimi” diyen Kolombiyalı müzisyen Lide Pimienta, La Belleza ile kadın olma deneyimlerine değinen bir ritüel başlatıyor. Dokuz parçalık, acımasız, cüretkâr ve büyüleyici bir güzellik.  


51- Joanne Robertson – Blurrr  
(AD93)

“Yavaşlama”nın bir duygu durumu olduğunu hissettiren, hikâyesini sesin boşluklarında saklayan, daha çok hissedilen bir albüm. Şarkılar kendi başlarına birer bütün olmak yerine bilinç akışıyla işleyen, gevşek bağlantılı fikirler gibi ilerliyor. 


50- Turnstile – NEVER ENOUGH 
(Roadrunner Records)

Baltimore çıkışlı hardcore punk grubu, GLOW ON ile zaten tür sınırlarını esnetmiş, kulaklara punk’ın ötesinden gelen melodiler taşımıştı. NEVER ENOUGH ise o kapıdan içeri dalıyor, geniş kitlelere göz kırpan bir ses evrenini rahatça keşfediyor.


49- Valentina Magaletti & YPY – Kansai Bruises
(AD93)  

Osaka’nın neon ışıklarıyla aydınlanan sokaklarından Magaletti’nin organik çalımı ve Goat üyesi Koshiro Hino’nun sentetik katmanları ile filizlenen albüm, sesin zamansal yapısını bozup yeniden örerken, mekânsal belleği işitsel bir araç olarak kullanıyor. 


48- Jefre Cantu-Ledesma – Gift Songs
(Mexican Summer)

Cantu‑Ledesma’nın sanatsal pratiğini nüanslara kaydırdığı bir düşünce albümü. Kompozisyonlar, yapıdan çok tekrarlar, aralıklar gibi jestlere dayanıyor. Bestecinin alıştığımız bulanık estetiğinden sıyrılıp daha çıplak bir duygu diline yöneldiği bir kayıt.


47- Nadah El Shazly – Laini Tani 
(One Little Independent Records)

Kanada’da yerleşik Mısırlı besteci Nadah El Shazly, dinleyicisini çözülmesi kolay olmayan bir yapbozun içine davet ediyor. Radwan Ghazi Moumneh ile kaydettiği albümünü oluşturan her parça, parçalanmış hafızalarla örülü bir ses haritası.


46- Oklou – choke enough
(Because Music)

Oklou, kayıtlarını birbiri ardına bağlamak yerine her şarkıyı kendi “ânı” hâline getiriyor; bu anlar bazen hafifçe hatırlanan bir melodi oluyor, bazen bir ritmik iz. Art-pop adına bereketli yılın en incelikli işlerinden.


45- Bad Bunny – DeBÍ TiRAR MáS FOToS   
(Rimas Entertainment)

Çağdaş müzik formlarını Porto Riko’nun salsa, plena ve bolero gibi köklü ritimleriyle yan yana getiren altıncı albümüyle Bad Bunny, anaakım müzikte yılın en büyük gündem maddelerinden biri oldu. Şubat ayında Super Bowl sebebiyle de kendisini epey konuşacağız.


44- Lyra Pramuk – Hymnal 
(7K!)

Üretim sürecine CDJ’i temel araçlardan biri olarak ekleyerek yeni yollar keşfeden Pramuk’un bu yaklaşımı klasik müzik besteciliği üslubuyla buluşturduğu albümünde Francesca Verga tarafından düzenlenen yaylıları Sonar Quartett icra ediyor.


43- Ben Lamar Gay – Yowzers
(International Anthem) 

Blues, gospel ve folk gibi geleneksel formlar, Ben Lamar Gay’in zihninde geçmişin hatırasını yeniden yaşamayı mümkün kılan malzemeler olarak yer alıyor. Yowzers, bilinen müzik coğrafyalarına ait öğelerle sıfırdan manzaralar kuran bir ses mantığına sahip.


42- Nick León – A Tropical Entropy
(TraTraTrax)

Dans müziğinin ortodoks kalıplarını erozyona uğratan kırılganlıklar ve ani dönüşlerle dolu. Her parça kulüp estetiğine yakın tınlıyor ama bu yalnızca yüzeyde. Süreleri kısa olsa da albümü tekil anlardan ibaret kılmak yerine, bütünlüklü bir duygu dizgesi hâline getiriyor.


41- Alan Sparhawk & Trampled By Turtles – Alan Sparhawk with Trampled by Turtles 
(Sub Pop)

Alan Sparhawk’ın 2022’de kaybettiği eşi ve 30 yıllık grubu Low’daki ortağı Molly Parker’ın ardından yayımladığı ikinci solosu gerçek bir yas albümü. Bluegrass grubu Trampled by Turtles’ın katkılarıyla, belki de kabullenişi simgeliyor.


40- Tunde Adebimpe – Thee Black Boltz
(Sub Pop) 

TV On The Radio solistinin ilk solosu, punk enerjisinden electronica dokularına, reggae’den synth‑pop’a uzanan bir atlama tahtası. Uzay yolcuları için bir kamusal duyuruyla açılıyor, bu tema üzerinden toplumsal ve kişisel başlıklara temas ediyor.


39- Alex G – Headlights   ⁠⁠  
(RCA)

Çekirdeğini nostalji, belirsizlik, müzik aşkı ve geçen zaman şekillendiriyor. Geçtiğimiz 15 senedir Alex G’yi özel kılan her şey bu albümde yine mevcut. Yalnızca bu sefer daha az pürüzlü ve daha bütünlüklü bir kıvamda.


38- Heartworms – Glutton for Punishment
(Speedy Wunderground / PIAS)

Hafiften dance-punk ve grunge etkileri de mevcut fakat alabildiğine gotik noir bir atmosferdeyiz. Şarkılar karamsar ama oldukça coşkun. Bu, yakın zamanda havacılığa tutulmuş Josephine Orme’nin militer estetiğinden de kaynaklanıyor.


37- Anna von Hausswolff – ICONOCLASTS   
(YEAR0001)

İsveçli müzisyenin yedinci albümü, ondan alıştığımız gotik ihtişamı koruyor ama daha insani, duygusal ve melodik. Kendisi de en “geleneksel” albümü olarak tanımlıyor ICONOCLASTS’ı. Konukları arasında Ethel Cain ve Iggy Pop da var.


36- Djrum – Under Tangled Silence
(Houndstooth)

Djrum’un elektronik unsurlar ve canlı enstrümantasyon arasındaki ilişkiyi devinimli bir düşünce pratiği hâline getirdiği bir çalışma. Dinleyiciyi ritimsel güvence aramaktan alıkoyup müziğin içinde sürekli küçük sürprizler aramaya davet ediyor.


35- Viagra Boys – viagr aboys
(Shrimptech Enterprises)

Kaba, şaşırtıcı ve keskin. Grubun post‑punk damarına bağlı mizah anlayışını olgunlaştırıyor. Sebastian Murphy’nin söylemi, satır arası saçmalıkları keskin nüktelerle örüyor ve kurgudaki basitlik iddiası, bilinçli bir stil tercihine denk düşüyor.


34- Backxwash – Only Dust Remains
(Ugly Hag Records)

Bazen bir albüm, dinlemekten çok taşınması gereken bir tekstüre dönüşür. Only Dust Remains, Backxwash’in hafifletilemeyen ağırlıkları sesle formüle ettiği bir koleksiyon. Acı, direnç, öfke ve nihayetinde yumuşak bir teslimiyet.


33- John Glacier – Like A Ribbon  
(Young)

Jamaika kökenli John Glacier, ilk albümüyle Britanya rap sahnesinin en dikkat çekici isimlerinden biri olmayı başardı. Daha çok spoken word tadındaki vokallerini çok iyi düşünülmüş, taze, orijinal altyapılarla destekliyor.


32- Kuunatic – Wheels of Ömon
(Glitterbeat Records)

Japonya’ya özgü geleneksel enstrümanlarla birlikte geniş bir sonik palete sahip Wheels of Ömon, bir kez daha grubun inşa ettiği hayalî Kuurandia gezegenine misafir ediyor. Albüme ismini veren Ömon da bu gezegenin güneşiymiş.


31- Marie Davidson – City of Clowns 
(DEEWEE & Because Music)

Sehrin soğuk betonlarına kazınmış bir ses günlüğü. Endüstriyel vuruşlar, yoğun synth katmanları ve spoken-word pasajlarla örülü bu albüm, modern hayatın tekinsiz ritmine karşı hem bir başkaldırı hem de onunla zorunlu bir dans.


30- billy woods – GOLLIWOG
(Backwoodz Studioz)  

GOLLIWOG, rap müziğin “horrorcore” etiketini estetik bir çıkara indirgemiyor. Bunun yerine woods’un tarih, kimlik ve travma üzerine kurduğu zihinsel laboratuvarın bir ürünü hâline getiriyor.


29- Lucrecia Dalt – A Danger to Ourselves  
(RVNG Intl.)

“Sinematik bir akışa sahip ve olasılık dışı, mucizevi ve gizemli bir aşk hikâyesini anlatmak için manzara oluşturan bir müzik” düşüncesine köklenen albümde, Dalt’ın şamanik vokallerinden yayılan sinyaller ile hipnotik seslerin sarmallaştığı bir deneyimin içindeyiz.


28- Erika de Casier – Lifetime  
(Independent Jeep Music)

90’ların R&B’sine değen lo-fi estetiğiyle, bir gece yarısı pencere aralığından gelen esinti gibi: Taze, yavaş, dingin. Aşkın çevresinde dönen koleksiyon, söyleyeceklerini mırıldayan, öz sevgiye doğru minik adımlarla ulaşan yalın bir anlatıcı.


27- Stereolab – Instant Holograms on Metal Film 
(Warp Records)

Stereolab 15 yılın ardından, nihayet orijinal bestelerden oluşan yepyeni bir albümle geri döndü. Instant Holograms on Metal Film ile grup, köklerinden kopmadan ilerliyor ve zamansızlığını bir kez daha hatırlatıyor.


26- Pino Palladino & Blake Mills – That Wasn’t A Dream  
(New Deal / Impulse!)

Enstrümanlarında virtüözlük seviyesine gelmiş iki ismin “kafalarına göre” takıldığı albüm, özellikle sound açısından hiçbir şeye benzemiyor. Enstrümanları neredeyse tek tek duyabildiğiniz ama homojenliği de kaybolmayan usta işi bir prodüksiyon.


25- The Dwarfs Of East Agouza – Sasquatch Landslide
(Constellation)

Bir giriş – gelişme – sonuç akışından bilinçli olarak uzak duran Sasquatch Landslide’ı var eden işitsel unsurlar albüm boyunca çeşitlenen işlevler üstleniyor. Kimi zaman bir ritim öğesi, psikedelik ezgiler ya da deforme edilmiş gitarlar taşıyıcı rolde olabiliyor.


24- Model/Actriz – Pirouette
(True Panther Records / Dirty Hit)

Daniel Fisher’ın çocukluk anılarında izlerini aradığı cinsel kimliğine dair sancılar ve bedensel arzularla örülü sözleriyle kırılganlığını ön planda tutan albüm, delicesine hareket ettiren beatleriyle dans pistini bir iç hesaplaşma alanına çeviriyor.


23- Guedra Guedra – MUTANT
(Smugglers Way)

Kazablankalı prodüktörün ritüelistik dinamiğinde techno, bass ve dub’ın serçe parmakları birbirine sımsıkı kenetli. Afrika diasporası ve çoklu ritimlerini coşkuyla kutladığı albümde oralardan vokaller ve alan kayıtları da kullanıyor.


22- FKA Twigs – EUSEXUA
(Young)

Her ne kadar pop hassasiyetleriyle kotarılmış olsa da elektronik müziğin son 30 yılından ve farklı türlerinden soundlarını alıyor, bunu bayat tınlamadan şarkılara yedirmeyi başarıyor. Koreless’ın da katkılarıyla kariyerinin en sıkı işiyle karşımızda.


21- Horsegirl – Phonetics On and On
(Matador Records) 

Ağızdan çıkan her cümle kadar, onları takip eden “da da da” ve “la la la”lar da anlamı uzatıp şarkıların duygusunu içinize işliyor. Sanki her gitar yürüyüşüne, her keman dokunuşuna, solist Penelope Lowenstein’in her sözcüğüne ayrı bir köşe verilmiş.


20- aya – hexed!
(Hyperdub)

Bu albüm üzerine düşünmek, duygusal bir bozulmanın biçimlerini tanımlamaya çalışmaya benziyor. aya, denenmiş patikaları reddediyor gibi görünse de bu reddedişin içinde çok dikkatli bir kurgusal irade var. 


19- Tortoise – Touch
(International Anthem)

Dokuz yıllık arayı kapatan albümde detaylı ritim örüntüleri ve sarmal gitar – bas cümleleri yine yerli yerinde. Evet, tanıdık duyuluyor ama tazeliğinden hiçbir şey yitirmemiş bir kokteyl servis ediyor Tortoise.


18- Wednesday – Bleeds 
(Dead Oceans)

Hikâyelerden oluşan kolajvari bir anlatımla shoegaze, punk ve country türlerini karman çorman ediyor. Wednesday’in önceki işlerinde melodilerin zaman zaman gürültüye kurban edildiği anlar, Bleeds’te daha dengeli bir besteciliğe evrilmiş.


17- Los Thuthanaka – Los Thuthanaka 
(Bağımsız)

Aktif dinleme antenleri açılıyor ve canlandırıcı deneyim başlıyor. Bolivya yerlisi Aymara halkının mirasını taşıyan bu bir saatlik groove’u insan bazen dinlemeye kıyamıyor. Ses arşivi ve radyo dalgası katmanları zamanın kendisi kadar eski queer neşeyle toprağa kökleniyor. Sesin hiyerarşisi yerle bir olurken, zamanların hiyerarşisinden de eser kalmıyor.


16- Saya Gray – SAYA    
(Dirty Hit)

Plak şirketinin Saya Gray için yaptığı tanım çok yerinde: “Kurallara başkaldıran, eşsiz yetenekli bir ses sanatçısı”. Londralı müzisyenin ilk albümü, her şarkısında daiğimi değişim içindeki üslup ve ses paletiyle folk besteciliğine dair bir dolu yeni kapı açıyor.


15- Clipse – Let God Sort Em Out  
(Bağımsız)

Teknik ustalık ve ruhsal arayış, eşine kolay rastlanmayan bir dengede buluşuyor. 2010’da yollarını ayıran Pusha T ve Malice, sahalara Clipse formasıyla geri döndü. Öyle bir dönüş ki Nas, K-Dot, Stevie Wonder gibileri de ön sıralarda yerini almış.


14- Water From Your Eyes – It’s A Beautiful Place 
(Matador)

Yüzeyindeki neşeli, oyunbaz enerjiyi yabancılaşma, kaygı hisleriyle çaprazlarken leziz ritim oyunları, stimüle eden desenler ve öngörülemeyen geçişlerle tempo denen şeyi en ayrıksı şekillerine sokarak epey özgün bir ses peyzajı inşa ediyor.


13- Oneohtrix Point Never – Tranquilizer  
(Warp Records)

Daniel Lopatin, 20 yıllık OPN kariyerinin en sağlam albümlerinden birine imza atmış. 90’lar ve 2000’lerden telif hakkı olmayan sample CD’lerinden aldığı seslerle oluşturduğu şarkıların kulaklarda kendi ritimlerini kazanması en güçlü özelliği olmalı.


12- Armand Hammer & The Alchemist – Mercy
(Backwoodz Studioz)

Armand Hammer’ın (billy woods & Elucid) bilinç akışına yakın bir anlatım biçimi denediği, sözcükten çok ritimle kurduğu ilişkiyle duygusal bir gerilim yarattığı cüretkâr bir adım. The Alchemist’in prodüksiyonu da bu gerilimi her şarkıya bir gölge bırakarak büyütüyor.


11- SML – How You Been 
(International Anthem)

İster istemez caz şemsiyesi altında değerlendirilecek olsa da enerjisi yüksek parçalar çok farklı yerlerden besleniyor ve her öğesinin masaya getirdikleri sonunda çok tadında bir bütünlük yaratıyor. Kesinlikle herkese hitap eden bir müzik bu.


10- Caroline – caroline 2   
(Rough Trade Records)

Sekiz kişilik ekip bu sefer cebinden daha önce görmediğimiz numaralar çıkarıyor. Ahengini bozmaktan çekinmeyen albüm, kendini parçalara ayırıyor ve her parçasıyla yakından ilgilendiğini belli ediyor. Koleksiyonu bu denli etkileyici kılan unsurlardan biri, yeni ve gelenekselin dışında fikirler konusundaki zenginliği ve grubun bunları uygulamaktan çekinmiyor oluşu. 


9- Little Simz – Lotus
(AWAL Recordings)

Yeni albümüne çamurlu sularda büyüyen, bunu hep bilmiş ya da zamanla buna adapte olmuş bir çiçeğin adını vererek nokta atışı bir beyanın altını çizen Little Simz, hayatı ve kariyerinde bir yeniden doğuşu artiküle ettiği parçalara, SAULT kurucu üyelerinden kadim dostu InFlo ile kopuşlarına albümde hâliyle çokça duygusal ağırlık veriliyor. Peki boş var mı? Asla.


8- Blawan – SickElixir
(XL Recordings)

The Prodigy’yi ilk duyduğunuzda neler hissetmiştiniz? SickElixir’in büyüsü o hissi anımsatacak kadar eşsiz. Lizbon’da yerleşik Yorkshirelı prodüktör Blawan, elektronik müziğin sınırlarının ötesinde; kendi yaratıcılığının ve duygu dünyasının sınırlarını ustaca zorlamış. Kendisi eski metalcilerden ve elektronik müziğe de tam olarak metalle kurduğu derinlikli bağ ve duygusallık üzerinden yaklaşıyor.


7- Deftones – private music
(Reprise Records)

Nu-metal akımının tanımlayıcı gruplarından birinin hâlâ yeni müzikleriyle gerçek bir heyecan yaratması aşina olduğumuz bir durum değil. private music, tanıdık bir dinamizmi yeniden inşa etmenin ötesinde külliyata hâkim dinleyici için oldukça mânalı kapıları aralıyor. Muhtemelen grubun 30 yıllık diskografisinin en odaklı, en niyeti belli girdisi; grubun bugününü imleyen bir tasarım harikası. Cazibesi ve ihtişamı yadsınamaz.


6- Blood Orange – Essex Honey   
(RCA Records)

Dev Hynes’ın müziğini belli bir türe oturtmak zor. Progressive R&B gibi tanımlamalar hakkını tam vermiyor sanırız. Artık ABD’de ikamet eden müzisyenin yaşadığı bir yas döneminde kaydedilen ve büyüdüğü yer olan Essex için bir ağıt niteliği taşıyan bu albümde de bütünüyle bir konsept albüm havasını hissediyorsunuz. Caz, The Beach Boys, R&B, dream pop tatları hep bir arada.


5- ROSALÍA – LUX
(Columbia Records)

Pop müziğin imkânlarını kavramsal olarak genişletmeye niyetli ROSALÍA, “hit” formuna yaslanmadan, hızlı bir tatmin sunmadan türlü yoğunluklarla sarmalıyor dinleyiciyi. Zamanının trendlerini yok sayarak yılın en büyük müzikal hadiselerinden birine dönmesini, içinde barındırdığı filtresiz tutkuyla ilişkilendirmek mümkün. 


4- Geese – Getting Killed
(Partisan Records / PIAS)

“Azimli” diye tanımlayabiliriz. Zira her parçaya apayrı kişilikler ve soundlar yaratıp, bir de hepsinin aynı albümün içinde yine de bir bütün oluşturmasını sağlamak için belli bir azim gerekiyor. Yaratıcı, orjinal ve 20’lerinin ortalarında dört genç olarak hassas ve korkusuz olduklarını kanıtlıyor Geese üyeleri.


3- james K – Friend  
(AD93)

Hayal kurma anlarında zamanın ağlarına takılanlar için müthiş haber: Friend, sizi hapsolmuş huzursuzluklarınız içinden yankılanan vokaliyle çıkarıp, yatıştırıp, sakinleştirdiği keşifsel bir mekân yaratıyor. Hem de soyut – somut, görsel – işitsel, geçmiş – gelecek arasındaki etkileşim noktalarından bir karışım çıkararak. Biraz ürkütücü, biraz mistik kokteylinde kendinizi kaybolmuş hissettirse bile kalpler için ferahlatıcı bir albüm.


2- Kae Tempest – Self Titled 
(Island Records)

Kae’yi duymak, fark etmeden alışmak, çünkü zaten onu duyar olmaya dalmak açılışta duygulandıran durumlar, bu bakımdan. Kendinde olmanın güveninde birinin huzurunda ve onun şartlarında bulunmak, Fraser T. Smith’in prodüktörlüğünü üstlendiği albümün belki de en ödüllendirici taraflarından. Şehrin kaotik atmosferine cesurca dalıp yanında götürürken sosyopolitik büyük resme nokta atışı oklar atan müzisyene Neil Tennant, Tom Rowlands, Young Fathers gibileri de eşlik ediyor.


1- Juana Molina – DOGA  
(Sonamos)

Kulağa bir kez düştükten sonra orada kalmak için hiç çabalaması gerekmeyen bir albüm. Arjantinli müzisyen ve bestecinin, temellerini Odin Schwartz ile hayata geçirdiği “Improviset” başlıklı doğaçlama konser serisi ile attığı DOGA, aslında altı yıllık bir çalışmanın ürünü. Ses paletine sequencer ve analog synthesizer’lar ile yeni bir çehre kazandırdığı bu albümünde Juana Molina, “bir şey anlatmak”tan uzak durarak çeşitli hâllerde buluşmamız için elini uzatıyor sanki. Albümün üzerine yayıldığı çarpılmaya, bükülmeye açık yapı da şarkıların hem çok hafif hem çok yoğun hissettirmesini mümkün kılmış. Şaşırtmaktan ziyade tanıdık olanı yeniden keşfettirmeyi zevkli kılmakla ilgileniyor. 


Değerlendirme: Aylin Güngör, Berk Çakmakçı, Berk Sayan, Beyza Yıldırım, Biçem Kaya, Burcu Teker, Cem Kayıran, Dalya Turunç, Deniz Bankal, Ekin Sanaç, Elif Öz, Engin Ertan, Ezgi Oğraş, Güray Özçelik, Harun Kubat, J. Hakan Dedeoğlu, Kiraz Mısırlıoğlu, Korcan Derinsu, Melikşah Altuntaş, Meltem Demiraran, Senem Çelikörslü, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Yağmur Ruken Kahraman, Yiğit Atılgan, Zelal Buldan, Zeynep Naz Günsal