40 Albüm: Temmuz 2025 best of
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
“Ne dinlesek?” diye soranlara, temmuz ayından yerli – yabancı karışık 40 albüm. Sıralama kronolojik.

4 TEMMUZ: Kae Tempest – Self Titled
(Island Records)
Glastonbury performansı akabinde beşinci stüdyo albümünü bahşeden şair, yazar, MC açıp açıp defterlere yazılası dize ve fikirlerle kolektif ruhumuzun en kırılgan taraflarına konuşmaya, günümüzü ve bunu çevreleyen koşulları en koyu hâlde dillendirmeye devam ediyor. Minimal elektronik destekler dışında canlı enstrüman ve orkestralı bir kurulumda giden, başı dik ve temposu net bir albüm. Şehrin kaotik atmosferine cesurca dalıp yanında götürürken sosyopolitik büyük resme nokta atışı oklar atan Tempest’a Neil Tennant, Tom Rowlands, Young Fathers gibileri katılırken albümün ortak prodüktörlüğünü ise Fraser T. Smith üstleniyor. Trans uyum sürecinin öncesi – sonrasına ve mânâsına konuşan bir iş olması ön planda ve burada tabii ki çok daha önemli bir bağlamda. Kae’yi duymak, fark etmeden alışmak, çünkü zaten onu duyar olmaya dalmak açılışta duygulandıran durumlar, bu bakımdan. Kendinde olmanın güveninde birinin huzurunda ve onun şartlarında bulunmak, Self Titled’ın en ödüllendirici taraflarından.

4 TEMMUZ: Rival Consoles – Landscape from Memory
(Erased Tapes)
“Bu albümde tuhaf bir güzellik var çünkü geçmişi, bugünü ve geleceği çok güçlü bir şekilde içinde barındırıyor.” Rival Consoles, büyük bölümü kenara atılmış ses parçacıklarından oluşan bir hatıra defterinden derlediği yeni albümü hakkında bu yorumu yapmış. 14 atmosferik şarkıdan oluşan albüm, bestecinin kendi konfor alanından çıkma çabasından filizlenmiş. Hackney’de kendi inşa ettiği stüdyosundan dışarı adım atarak, daimi bir hareket hâlinde şekillendirdiği Landscape from Memory, bu anlamda bir seyahatname olarak da değerlendirilebilir.

4 TEMMUZ: BIG SPECIAL – NATIONAL AVERAGE.
(SO Recordings)
Geçen yılki çıkış albümüyle İngiltere post-punk sahnesinde güzelce yerini alan Big Special sessiz sedasız ikinci uzunçalarını fırlattı. İkilinin topluma, devlete, müzik endüstrisine ve kendilerine yönelik eleştirisi tam gaz devam ediyor ve bu koleksiyonda daha komik ve keskin hâller alıyor. Albümün daha karanlık anlarıyla ise işçi sınıfı aileleri ve çocukluklarıyla ilgili konuşan parçalarda karşılaşıyoruz. Kelimeler, şakalar ve bunların icrasıyla arası çok iyi BIG SPECIAL’ın. Dil kullanımıyla olduğu kadar zanaatkârlığına; özellikle davul ve bas arası paslaşmalarıyla da kendine hayran bıraktırıyor yeni uzunçalar.

4 TEMMUZ: y_0N0_k – Ubique Freak Oracles
(Bağımsız)
Tokyo’nun çok yönlü deneysel müzik kolektifi Kufuki’nin üyelerinden y_0N0_k’un yeni albümü Ubique Freak Oracles, jungle ve techno unsurlarının saydamlaştığı bir yapıbozum seansı. Kullanılan seslerin sert tınılarına rağmen şarkılarım hemen hepsinde bir şeffaflık hissediliyor. Albümün genel mimarisi, dans pistlerinde bırakılmış ayak izleriyle fezada dönüp duran drone boşlukları arasında bir köprü kuruyor; bu da genel atmosferi hem tanıdık hem yabancı yapıyor. İlk dinlemedeki favorimiz, yerçekimini yok sayan bir trende sağa sola savrulma simülasyonu tadındaki “Lx2”.

4 TEMMUZ: Jonathan Richman – Only Frozen Sky Anyway
(Blue Arrow Records)
Amerikalı şahsına münhasır müzisyen ve besteci Jonathan Richman’ın dört yıllık sessizliğini bozan, diskografisinin 18. stüdyo albümü. Hiç yaşlanmayacak gibi duran ama 74 yaşına gelen Richman’ın sesinde bir yorgunluk hissediliyor ama yine de kendine has enerjisini de koruduğunu söylemeli. Modern Lovers döneminden kadim dostları Tommy Larkins davulda, Jerry Harrison ise klavyede eşlik etmiş Richman’a. Ölümlülük ve kayıp gibi konuları işlemesine rağmen, müzisyenin kendine has mizahını albümün hemen her köşesinde yakalamak mümkün.

4 TEMMUZ: Jonny Nash – Once Was Ours Forever
(Melody As Truth)
Bize müziklerini Hollanda’dan ulaştıran Jonny Nash’in yeni albümü sıcaklarla başa çıkmanızda biraz yardımcı olabilecek türden. Nash’in fingerpicking gitarıyla ince işleyerek düzenlediği şarkıları hem Ry Cooder-vari bir Americana’yı yaşatırken shoegaze’imsi (burada Cocteau Twins referansı geçirelim) dokunuşlarla da perspektifi genişletiyor. Saksofon ve çellonun da katkısıyla şarkılar istenen doygunluğa da ulaşıyor. Belki fazla kontrollü ve derli toplu olmakla eleştirilebilir ancak iyi çalınmış ve duygusuna dinleyiciye geçirebilen bir albüm.

4 TEMMUZ: Charbel Haber, Nicolás Jaar & Sary Moussa – Crashing Waves Dance To The Rhythm Set By The Broadcast Journalist Revealing The Tragedies of The Day
(Ruptured)
Yangının maalesef eksik olmadığı Orta Doğu’dan şahane bir işimiz var bu hafta. Geçen sene İsrail’in Lübnan saldırıları sırasında Beyrut’taki Tunefork Stüdyoları’nda kaydedilmiş bu albüm, savaşın gölgesinde bir “ses” direnişi. Aynı zamanda bir fotoğrafçı da olan Beyrutlu müzisyen Charbel Haber’in elektro gitarı ve yine Beyrutlu Sary Moussa’nın ses tasarımları, iyi tanıdığımızı Nicolas Jaar’ın da bas klarneti ve elektronik dokunuşlarıyla birleşerek bu tamamen canlı kaydedilmiş ve hiç müdahaleden geçmemiş harika performansta bütünleşiyor. Tarzın meraklılarını ihya etmesi; zorbalığa karşı isyanı da körüklemesi dileğiyle.

4 TEMMUZ: Lupe De Lupe – Amor
(Balaclava Records)
Gürültü odaklı üretimleriyle tanınan Brezilyalı grup Lupe De Lupe, diskografisinin sekizinci albümünde belki de bugüne kadarki en detaylı işiyle karşımıza çıkıyor. Amor’u baştan sona dinlemek, varış noktasını umursamadığınız bir yolculuğa çıkmak ve değişen manzaraların tadına varmak gibi. 2000’ler başı post-rock akımına ilgi duyanların kaçırmaması gereken koleksiyon dört parçadan oluşuyor ve her durakta gruba Brezilya sahnesinden başka müzisyenler eşlik ediyor.

11 TEMMUZ: Half Japanese – Adventure
(Fire Records)
1974’ten bu yana üretimlerini sürdüren öncü art punk grubu Half Japanese, iki yıllık aranın ardından yeni bir albümle sahalara döndü. Adventure, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan gitarist Mick Hobbs’un kayıtlarında yer aldığı son albüm aynı zamanda. Jad Fair ve ekibi, anda kalmak ve melankoli bulutlarını kenara çekip hayatın olumlu yönlerine odaklanmak konusunda mesajlarını dinamik düzenlemelere sahip parçalarla veriyor ve 50 yılı aşkın süredir sevdikleri işi yapmaya devam etmelerini kutlamaya çağırıyor.

11 TEMMUZ: Lebanon Hanover – Asylum Lullabies
(FABRIKA RECORDS)
Larissa Iceglass ve William Maybelline ikilisinin fısıltılarıyla başlayan Asylum Lullabies, dünyada süregelen savaşlar, hayatın rutinleşen dehşetleri ve hâliyle ruh sağlığı çukurlarından çıkan sesleriyle karanlıkta kendine yer edinmiş. Sekiz parçalık koleksiyon, ikilinin soğuk darkwave geleneğini birkaç adım daha ileriye taşıyor. Kasvetli, tekinsiz bir girdap. Grubun beş yıllık aranın ardından geri dönüşüne işaret eden albüm, Lebanon Hanover diskografisinin en ağır duygular barındıran işi muhtemelen.

11 TEMMUZ: Gina Birch – Trouble
(Third Man Records)
İngiliz post-punk hareketinin önemli gruplarından The Raincoats üyesi Gina Birch solo kariyerine biraz geç başladı ama bundan şikayet etmek mümkün değil. 70 yaşındaki müzisyen ilk solosunu 2023’te yayımlamış, gayet güzel yorumlar almıştı. U2 ve The Verve gibi gruplarla çalışan ünlü prodüktör Youth’la üretmeye devam eden Birch, bu ortaklığın faydasını da görmeye devam ediyor. Belli bir türe sığdırmanın çok da kolay olmadığı albüm 2000’lerin indie rock tatlarına da göz kırparken günümüzün pop hassasiyetlerini de barındırıyor, hatta Laurie Anderson-vari bir oyunbazlığa da sahip. Albümü kaydederken eğlendikleri ve rahat oldukları çok belli. Kısaca tecrübe konuşuyor.

11 TEMMUZ: Barry Can’t Swim – Loner
(Ninja Tune / GRGDN Müzik)
İskoç DJ ve multi-enstrümanist Joshua Mainnie’nin Glastonbury konserinden iki hafta, debut işi When Will We Land’den ise iki yıl sonra gelen uzunçaları. İki yayınını karşılaştırırken “Eğer ilk albümüm büyürken sevdiğim ve ilham aldığım tüm müziklerin bir kolajıysa, bu kendimin ve geçtiğimiz bir yıl boyunca yaşadıklarımın en özgün ifadesi.” diyen müzisyen, tanınırlığı süratle artarken mülayim kalabilmenin önem ve erdemine de konuşmuş. İki parçasında sırasıyla Londralı DJ O’Flynn ve Séamus’u konuk eden Mainnie’nin yılın en özgün ve içten dans albümlerinden birine imza attığı şüphesiz: Sımsıkı kucaklanası bir iş. Sağlam ve esprili bangerlar barındırdığı kadar temasını ve derinliğini korumayı hiç bırakmayan Loner’ın dokulara dikkati, metinleri, çeşit çeşit vibe’ı aynı anda barındıran aranjmanları albümün öne çıkan taraflarından. Kapağı ise ayrıksı fotoğrafçı Rory Dewar’dan.

11 TEMMUZ: Clipse – Let God Sort Em Out
(Roc Nation)
2010’da yollarını ayıran Pusha T ve Malice ikilisi, Let God Sort Em Out albümüyle sahalara Clipse formasıyla geri dönüyor. Öyle büyük bir dönüş ki Lenny Kravitz, Nas, Kendrick Lamar, Stevie Wonder ve Tyler, The Creator gibi konuklar da yerlerini almış ön sıralarda. Albüm boyunca her şeyin tüm detayına kadar hesaplandığını hissetseniz de duygudan asla kopulmadığı aşikâr. Teknik anlamdaki ustalık ve ruhsal arayış, eşine kolay rastlanmayan bir dengede buluşuyor. Şimdiden en büyük Clipse hitlerinden birine dönüşen K-Dot düeti “Chains and Whips”in klibi de burada.

11 TEMMUZ: Wet Leg – moisturizer
(Domino / GRGDN Müzik)
Prodüktörlüğünü Dan Carey’nin üstlendiği yeni Wet Leg albümünün akışı boyunca melodiler ve cümlelerle karşımıza çıkan mesaj: “Erkek bakışına hitap etmeyeceğim, tam olarak istediğim gibi olacağım. ha bir de çok âşığım!”. Hislerini bu denli yoğun yaşayan, aklındakini haykırmaktan korkmayan ve gitarlarına tutkuyla bağlı grup üç yıl sonra sımsıkı bir dönüş yapmış diyebiliriz. Ses dünyalarını başladıkları rotadan başka bir yere çevirmeden genişlettikleri, kendi atmosferlerinde iyice rahat ettikleri moisturizer’dan sonra Wet Leg serüveninin farklı renklere bürünerek devam edeceğine şüphe yok.

11 TEMMUZ: FLOATING – Hesitating Lights
(Transcending Obscurity Records)
FLOATING diskografisinin ikinci uzunçaları, zamanın organik çürümesine dair bir albüm. İsveçli grup progresif ve death metal geleneklerini post-punk unsurlarıyla buluşturarak kendi rengini buluyor. Şarkılar ilerledikçe yoğunluğun tırmandığı bir yolculuk Hesitating Lights. Bestelerin ayrıksı ilham kaynaklarını herhangi bir tümseğe takılmadan bir arada hissettirmesi, ikili olarak sahip oldukları genel uyumun bir göstergesi. Albümün etkileyici kapak görseli ise Påhl Sundström imzalı.

11 TEMMUZ: Ólafur Arnalds & Talos – A Dawning
(OPIA Community / Mercury KX)
A Dawning, İrlandalı müzisyen ve besteci Talos’un vefatından önce İzlandalı besteci Ólafur Arnalds ile birlikte yaratımına başladıkları ve ardından Arnalds tarafından tamamlanan bir albüm. Baştan sona dostluğu, kederi, özlemi çağıran bir ses manzarası çiziyor. Arnalds’ın incelikli piyanosuyla iç içe geçen elektronik sesler yavaş adımlara sevgiyi sızdırıyor. Hem lirizmi hem nazik ses atmosferi hem yaratım süreciyle büyük hislerin koleksiyonu.

11 TEMMUZ: Bahadır Dilbaz – Rona
(Mevzu Records)
Karga’nın kuruluşundan bu yana mekânın hem işitsel hem görsel kimliğinin oluşmasında kilit rol oynayan figürlerden biri olan sevgili Bahadır Dilbaz, beş şarkılık bu albümde Vedat Rona’ya ithaf ettiği kompozisyonlarını bir araya getiriyor. Ses paletinin her durakta çeşitlendiği akışta bir soyutlanma hâli ön plana çıkıyor ama kendini belli eden duygular arasında özlem ve hüzün başı çekmekte. Tekrar eden etkili motiflerle boşluklara da anlamlar yükleyerek aynı duyguda buluşmayı kaçınılmaz kılıyor. Kapak tasarımı Deniz Bankal tarafından yapılan albümün Mevzu aracılığıyla 100 adet üretilen kaset baskılarına da Karga’dan ulaşabilirsiniz.

11 TEMMUZ: Plunky & Oneness of Juju – Made Through Ritual
(Strut Records)
Efsanevi Afro-caz grubu Oneness Of Juju’nun 30 yılı aşkın süredir yayımlanan ilk albüm projesi. 1975 yılında, merhum DJ / prodüktör Jimmy Gray ile James “Plunky” Branch’in kurucusu olduğu Black Fire Records’ın ilk yayını olan klasik kayıt African Rhythms’in devamı gibi okunabilecek Made Through Ritual, rafa kaldırılmış demolar üzerine yapılan yeni kayıtlarla düzenlenmiş. Sampling, sequencing ve canlı doğaçlamalar ile ritüelistik bir atmosfer yaratan albüm, Siyah kültürünü ve mirasını kutlayan “Children Of The Drum” ile görkemli bir final yapıyor.

18 TEMMUZ: Hannah Holland – Last Exit on Bethnal
(PRAH Recordings)
Londra menşeli DJ Hannah Holland 20 senedir oraların gece kulüplerinin sakinlerine sunduklarını dünyanın gerisiyle de paylaşmaya karar verdi ve ne de iyi yaptı! 2021’deki Tectonic ile solo kariyerine başlayan Holland’ın yeni albümü Last Exit on Bethnal sizleri 20 yıl öncesine götürme kapasitesine sahipken güncel kalabilme gücünü de gösteriyor. Yabancısı olmadığımız gitar göndermeli soundlar, ambient dokunuşlar ustaca kullanılmış. Fever Ray, Death in Vegas gibi grupların işlerini de hatırlatıyor, 2000’lerin dance-punk’ına da selam çakıyor. Gayet derli toplu, DJ’inizden gönül rahatlığıyla şarkı isteyebileceğiniz bir yapıt.

18 TEMMUZ: Billie Marten – Dog Eared
(Fiction Records)
İngiliz müzisyen ve besteci Billie Marten’in zarif seslerle örülü 10 parçalık koleksiyonu Dog Eared, bir ağacın gölgesine oturmuşken yeşilin içinde yavaşça akıyor, süzülüyor süzülüyor ve omzunun ucuna konuyor dinleyenin. Çocukluğa yetişkinlikten bakan koleksiyon, duygusal lirikleriyle folk ve indie pop arasında dolanıyor. Tüm narinliği, zengin melodileri, kolektif yapısı ile yaşamın incelikli yerlerine dokunan zarif bir kaçış alanı yaratıyor.

18 TEMMUZ: Forth Wanderers – The Longer This Goes On
(Sub Pop Records)
2018’de belirsiz bir süre için ara verdiklerini duyuran Forth Wanderers’ın ikinci uzunçalarının basın açıklamasında “Geri dönmedik” diyerek kafamızdaki soru işaretlerini diri tutmaya devam ediyor. 2021’de küçük küçük yeniden beraber jam sessionlara ve müzik yazmaya başlayan grup bu dönemle ilgili “Aramızın bir grup olarak en iyi olduğu zaman gibi hissettirdi. Sanki tekrar lisedeydik.” diyor. Albüm de aralarındaki uyum ve iletişimin ölmediğinin hattta daha da ahenkli bir hâl aldığının sonik bir kanıtı. Grup, The Longer This Goes On’da bir janra bağlı kalmaktansa kulaklarına güzel duyulan ve hoşlarına giden sesleri denemeyi önceliklendirmiş. Bu kendini biraz serbest bırakma hâli koleksiyona en güzel şekilde yansımış: biraz oyuncu, yer yer şenlikli, kendini çok ciddiye almayan ama hayata dair de söylecek şeyleri olan bir uzunçalar çıkmış ortaya. Özellikle “Honey” ve “Make Me” gibi temponun biraz yavaşlayıp, hazzın yükseldiği, biraz Western esintili parçalara bayıldık.

18 TEMMUZ: Sofie Birch & Antonina Nowacka – Hiraeth
(Unsound)
Sofie Birch ve Antonina Nowacka, Hiraeth’te zamansız bir boşluğu yankılayan bir ses manzarası yaratıyor. İkilinin ikinci ortak çalışması, dijital ses işleme araçlarının dışında kalan, daha önceki bir çağın dokusuna sahip. Doğrudan bantlara yapılan kayıtlar, yapaylığı dışlayan bir samimiyet yaratırken her titreşim sanki kaybolmaya yüz tutmuş bir hatıranın izini sürüyor. Elektronik sesler bu kez geride bırakılmış; yerine çıplak gitar, zither ve insan sesi geçiyor. Birbirine dolanan vokaller, iki bedenden ziyade tek bir organizmanın nefesi gibi. Sanki zaman, bu kayıtların yapıldığı tepelerde yavaşlıyor; güneşin açısı bile müziğin yönünü tayin ediyor.

18 TEMMUZ: Alex G – Headlights
(RCA)
Bir önceki albümünden bu yana We’re All Going To The World’s Fair ve I Saw The TV Glow filmlerinin müziklerini üstlenen Alex G, geçtiğimiz sene de köklü plak şirketi RCA’e imza attı. Henüz 2016’da bir Montreal konserinde dinleyicisine “Bu gece biriniz bizi ağırlayabilir mi? Kalacak yerimiz yok.” diye soran müzisyen için Headlights kariyerinde önemli bir dönüm noktası. Bu albüm de öncekiler gibi tepeden tırnağa Alex G’nin zihnine bir yolculuk olsa da bunu onlardan ayıran belki de müzisyenin artık 32 yaşında, oğlu ve eşiyle yaşayan bir yetişkin olmasından gelen yeni endişeleri ve sorumluluklarıdır. Koleksiyonun çekirdeğini nostalji, belirsizlik, müzik aşkı ve geçen zaman şekillendiriyor. Geçtiğimiz 15 senedir Alex G’yi özel kılan her şey bu albümde yine mevcut. Yalnızca bu sefer daha az pürüzlü ve daha bütünlüklü bir kıvamda.

18 TEMMUZ: DJ Haram – Beside Myself
(Hyperdub)
Mevcut küresel cehennemimizle hesaplaşırken bir sanatçı olarak ruhunu hayatta tutabileceğine dair bir kanıt olan ilk stüdyo albümüyle DJ Haram, house müzik kapsamında en yenilikçi isimlerden biri olduğuna ispatlıyor. Karanlık temalar işlerken deneysel kolajlarla hayatına ve onu tanımlamış yüzleşmelere dair izlenimler sunan Brooklyn sakini kişilik acı ve öfke üstüne cesaretle eğilerek dünyayla uyumsuzluk içinde hissetmenin yalnızlaştırıcılığına konuşurken, bir yandan da bildiğimiz anlamıyla kulüp müziğini yapıbozuma uğratıyor. Sonik ölçüde pek bereketli Beside Myself’te alametifarikası olan tür cambazlığını, ayrıca basın ulu gücünü asla feragat etmemiş rap / elektronik prodüktörü temposu ve yoğunluğu pişe pişe artan, değişimler arası oyunlarla ve noise aksanlarla kulakları doğrultan, Orta Doğu enstrümantasyonlarını zamanda esnettiği eklektik yaklaşımıyla deneysel kelimesine yeni anlamlar kazandırmış durumda. Gözleri fıldır fıldır eden konuk listesinde Armand Hammer, Bbymutha, SHA RAY, Haram’ın parçası olduğu 700 Bliss’in diğer yarısı Moor Mother, yeraltı rapçi ve yapımcısı August Fanon, trompetçi Aquiles Navarro ve gitarist Abdul Hakim Bilal var.

18 TEMMUZ: rRoxymore – Juggling Dualities
(!K7 Records)
Hermione Frank, namıdiğer rRoxymore, elektronik müziğin kıyılarında gezinen üretimini bu kez bir içsel yolculuğun izdüşümüyle derinleştiriyor. Juggling Dualities, New Age estetiğine göndermeler yaparken, bu estetiği naif bir öykünmeden çok ironik bir kırılma noktası olarak kullanıyor. Albüm, dijitalin steril yüzeyine organik izler düşürerek akustik ve elektronik unsurları bir araya getiriyor. Juggling Dualities, kimlik, belirsizlik ve zamanın kıyısında bir yeniden kurulum arayışı olarak okunabilir. Aynı anda hem tanıdık hem yabancı bir alan inşa ediyor; dinleyiciyi hem güvenli hem rahatsız bir yere çekiyor.

18 TEMMUZ: Ömer Özgeç – Sözcükler
(Güneş Sistemi)
Ömer Özgeç, kırk yılı aşkın süredir şiiri müzikle buluşturan bir besteci. Onu özgün kılan, şiirin doğallığını ve ruhunu bozmadan şarkıya dönüştürme becerisi. Yeni albümü Sözcükler, Özgeç’in müzik ve sanat yaşamanın en sade ama bir o kadar da yoğun duraklarından biri. Akustik gitar temelli düzenlemelerle müzisyenin yalın vokali su gibi akıyor âdeta. Altı parçalık bu albümde Melih Cevdet Anday’ın dört, Cevat Çapan’ın bir şiiri yer alıyor. Diğer parça ise sözleri ve bestesiyle doğrudan Ömer Özgeç’e ait. Albüme adını veren “Sözcükler” bir Melih Cevdet Anday şiiri ve parçayı ilk kez bu projede dinliyoruz. Albümün kapak tasarımının da Ömer Özgeç imzası taşıdığını belirtelim.

18 TEMMUZ: Margarita Witch Cult – Strung Out In Hell
(Heavy Psych Sounds)
Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Ozzy Osbourne veda konserinden Black Sabbath performansını izlerken tüyleriniz diken diken olmuş muydu? Yanıtınız evet ise sizi yakalaması muhtemelen bir albüm Strung Out in Hell. Doom, stoner ve proto-metal gibi janrlar arasında mekik dokuyan İngiliz grubun yöneldiği sound ve üst üste savurduğu riffler, Sabbath’ın ilk yıllarını akıllara getiriyor. Billy Idol cover’ı “White Wedding”i bir kenara bırakacak olursak, Margarita Witch Cult’ın ikinci albümü bahsi geçen türlere aşina olan dinleyiciler için ilgi çekici numaralar barındırıyor.

18 TEMMUZ: Snapped Ankles – Dancing In Transit: Live 2025
(Bağımsız)
Krautrock ve post-punk stillemeleriyle “kıyamet sonrası şaman ritüelleri” yaratan Londralı gizemli kolektif, geçtiğimiz bahar aylarında gerçekleşen Avrupa turnesinin çeşitli duraklarında yapılmış kayıtlardan oluşan bir konser albümü yayımladı. Mart ayında yayımlanan Snapped Ankles albümü Hard Times Furious Dancing’den yedi parçanın cayır cayır canlı enerjisiyle kavrulmak isteyenler, albüme şu an için yalnızca Bandcamp üzerinden ulaşabilir.

25 TEMMUZ: Tyler, The Creator – DON’T TAP THE GLASS
(Columbia)
Californialı uyakşörün dokuzuncu albümü Don’t Tap The Glass pattadanak salıverildi. Kapağı, yapımı, kimi enstrümancılar ve teknik işlevler dışında her şey kendisinden, ateşleyici ve davetkâr sound’u ise burada da baki, fakat önceki birkaç işlerine nispeten daha retro nüanslara sahip. İçerik ve teslimi tanıdık abartısında ve “Kaşınmayın!” uyarısında; köprüleri hassas tonlarda. Fark etmeden eşlik ettiren funk odaklı groove’lardan, derin vuruşlu 90’lar enerjili hip hop beatlerine içerdiği referansları gayet sağlam işliyor. Hızlı ısınılan melodileri, eski usül R&B tınılardan elektronik ve techno etkili parçalara sevk ediyor. Her türlü bütünüyle danslık, hatta partilik bir albüm ki rapçi de bunun altını zaten çizdi (bk. beyanı). Bir nevi ustası denebilecek Pharrell Williams’ın Tyler üzerindeki etki veya izleri, albümün funk damarından ötürü bu sefer daha belirgin.

25 TEMMUZ: Paul Weller – Find El Dorado
(Parlophone)
Paul Weller’ın cover albümleri, yorumların güzelliği kadar seçilen orijinallerin de kalitesini yansıtıyor. 2004’teki Studio 150’de işin daha funk ve rock’n’roll tarafına eğilen Weller, bu sefer kişisel olarak da önem taşıdıklarını söylediği şarkılarını daha çok 70’lerin pop ve country tarafından seçiyor. Richie Havens, Bee Gees, Merle Haggard gibi isimlerden. Ocean Colour Scene’in gitaristi olarak tanıdığımız ve uzun yıllardır da Weller’ın ekibinin en önemli parçası olan Steve Craddock’ın prodüksiyondaki ustalığının altını çizelim. İşleri kalabalıklaştırmadan Weller’ın ham hâlini yakalayabilmiş. O da şarkıları sahiplenerek, açıkçası son yıllardaki en güzel kaydedilmiş albümlerinden birine imza atmış. Robert Plant, Noel Gallagher, Seckou Kieta gibi konukları da var.

25 TEMMUZ: Pharaoh Overlord – Louhi
(Rocket Recordings)
Finlandiya’nın geleneksel enstrümanlarını da katık ettikleri ses paletleriyle motorik ve avangart kompozisyonlar yapan Pharoah Overlord, yine eşliğinde dehlizlerde kaybolmalık bir işle çıkageldi. Albüme ismini veren Louhi karakteri, Fin mitolojisinde genellikle şekil değiştiren kötü bir cadı kraliçenin temsili olarak biliniyor ama grup konuya farklı bir yerden yaklaşmış, şöyle açıklıyorlar: “Aslında Louhi ismi, Fin geleneksel destanından değil, kripto para biriminden ilham aldı. Fincede bitcoin madenciliğine ‘louhinta’ denir. Aynı kelime, gitarla aşırı sert riffler çalan biri için de kullanılır, bu yüzden bize çok uygun göründü.”

25 TEMMUZ: Kamufle – Tamamlamaya Çalışıyorum
(Dikkat Records)
“Ömür herkese şen geliyor di mi? Dışı iyi, içi perperişan.” Tamamı A-Bacchus beatleri üzerine şekillenmiş şarkılardan oluşan yeni Kamufle albümü, MC tarafından “Birikmiş bir depresyon ve bitkinlik hâlinin dışavurumu” şeklinde tanımlanıyor. Albüme ismini veren parçada Ravend ile düet yapan Kamufle, hemen her işinde olduğu gibi toplumsal mesajlarını içsel kazılarıyla birleştirerek servis ediyor. Filtresiz ve doğrudan üslubunu karanlık sokak atmosferiyle buluşturan koleksiyonun, müzisyenin diskografisinde ayrıcalıklı bir yeri olacağını tahmin etmek güç değil.

25 TEMMUZ: vicotüco – Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl
(Bağımsız)
Sinanılmaz ve Mert Avcı’nın İstanbul’un ara sokaklarından, absürt geyiklerden ve düşük pil seviyesindeki emektar bir Macbook’tan çıkardığı sesli hikâyeleri, Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl adlı ilk vicotüco albümüne evrildi. İsmi okuduktan sonra zihinde açılıveren konuşma balonlarına, kendine özgü üslubuyla temas ediyor ikili. İçinde bir teslimiyet, belki de bir çelişki gizli ama aynı zamanda gülümseten bir açıklık, bir kafa rahatlığı da söz konusu. İkiliyle albümün ardındakilere dair sohbetimizi Bant Mag. Temmuz – Ağustos 2025 sayısında okuyabilirsiniz.

25 TEMMUZ: Editrix – The Big E
(Joyful Noise Recordings)
Wendy Eisenberg, Steve Cameron ve Josh Daniel üçlüsü, üç yılın ardından geri dönerken hırçın enerjisini bu kez daha da oyunbaz bir forma bürünüyor.The Big E, gitarların birbirine dolandığı, ritimlerin zikzak çizdiği, sözlerin ise bazen soyutlaşan ve bazen içtenleşen küçük hikâyeler gibi eşlik ettiği bir albüm. Colin Marston prodüktörlüğünde sadece dört günde canlı kaydedilen koleksiyon; çok özenli, gürültülü ve dikkatli. The Big E’nin ilk ânından itibaren, alışılmış rotaları terk eden ani dönüşler, başladığı hâliyle alakası olmayan sürpriz sapaklar var. Wendy Eisenberg’ün sesi bazen müzikle kol kola yürürken bazen de tam tersine, daha sakin bir eşlikçi oluyor. Albümün açılış parçası “The Big E”, Black Knight uydusunun yalnızlığını ve evrenle kurduğu garip bağa empati kuran bir bilim kurgu öyküsü gibi; “What’s Wrong” ve “No” ise kimlerin peşinden gitmeli, kimlerle bağ kurmalı sorularını sorarken daha birçok parçanın daha sözlerinde kendinizi bulmanız ve kaybetmeniz mümkün. Wendy Eisenberg, sadece sözlerle değil; vokal performansıyla da bu hikâyeleri parlatıyor. Üstelik bu sözlerin arasında kulağınızı yakalayan rifflere de bol bol rastlayacaksınız.

25 TEMMUZ: Indigo De Souza – Precipice
(Loma Vista Recordings)
Indigo De Souza’nın dördüncü albümü Precipice, tüm zorlukların karşısında elinde bir şekerle bekliyor dinleyiciyi. Genelde kırılgan anlara odaklı besteler yapan Souza, pop esintili 11 şarkı ile tüm güzelliklerin, direnişin ve iyimserliğin kıyısına yerleştiriyor sesleri bu sefer. Albümle aynı isimli parçayla kapanışı yapan yolculuk, sonuna geldiğimizde ne hissettiğimiz konusunda bizi özgür bırakıyor; ister uçuruma bak, ister ağla, istersen ağla ve albümün sunduğu şekeri ye. İyi gelecek. Bir de annesi ile kendisini temsil eden yeşiller içindeki iskeletlerden oluşan kapak görseli de eşlikçisi.

25 TEMMUZ: Safe Mind – Cutting the Stone
(Nude Club)
LUCY mahlasıyla yayımladığı deneysel pop kayıtlarıyla tanınan Cooper B. Handy ve Boy Harsher üyesi Augustus Muller’ın güç birliği Safe Mind’ın ilk albümü. Cutting the Stone, her biri ilk dinlemede akılda kalıcı melodiler barındıran 10 darkwave güzelliğinden oluşuyor. İçsel dürtüleri dışa vuran vokallerin odağında yalnızlık ve arzulara dair düşünce ve hislenimler var. Sinematik ve sisli synth müziği severler kaçırmasın.

25 TEMMUZ: MC Yallah & Debmaster – Gaudencia
(Hakuna Kulala)
MC Yallah’ın müzik kariyerine verdiği kısa arayı sonlandıran Kubali (2019) ve bunu izleyen Yallah Beibe (2023) ardından yeraltı rap sahnesine başkaldırıcı bir darbe daha indiren ikiliye ait Gaudencia direniş, öfke ve kontrollü kaosu cephane eden; zorlayıcı olduğu kadar dönüştürücü bir kayıt. Toplumsal konulara yorum yapmayı müzikal ömrü süresince hiç kesmemiş MC Yallah’ın Luo dili, Lugandaca, Svahilice ve İngilizce arasında keskin geçişlerle kurduğu deneysel flow’u albüm süresince güç ve vuruculuğunu hiç yitirmiyor. Fransız “ama Berlinli” Julien Deblois’nın kıvrak ritimleri ve aşındırıcı synth düzenlemeleri delidolu bir üslupla karamsar ama vahşi bir atmosfer inşa etmiş. Başlığını Kenya’da doğup Uganda’da büyüyen Yallah Gudencia Mbidde’nin tam adından alan koleksiyon, 1999’dan beri Doğu Afrika’nın alternatif mecralarında ağır ama kararlı şekilde kendine sadık bir kitle yaratmış rapçinin Deblois ile olan diyaloğuyla işitsel olduğu kadar zihin açıcı bir çarpışma.

25 TEMMUZ: Fever Ray – The Year of the Radical Romantics
(Rabid Records)
Karin Dreijer’ın Fever Ray kariyeri onu üne ulaştıran The Knife ile olan yolculuğunu solladı desek yanlış olmaz herhâlde. Son 10 yıldır elektronik müziğin en özgün ve kaliteli örneklerini vermeye devam ediyorlar. 2023 çıkışlı Radical Romantics’ten sonra şimdi de canlı bir kayıtla karşımızda Fever Ray. Daha önce yayımladıkları Troxy ve Luleå isimli harika canlı işlerinden tahmin edeceğiniz üzere şarkılarının canlı performansları onları bambaşka şeylere dönüştürebiliyor. Hatta bazı işlerinin canlı versiyonları daha tercih edilebilir diyebiliriz. Bu da bir grup için en büyük iltifatlardan biri olmalı. Yeni iş canlı performansların direk teybe kaydedilmesi şeklinde oluşturulmuş. Radical Romantics, Plunge ve kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden şarkılar tekrar yorumlanmış. Açıkçası daha köşeli versiyonlar beklerdik. Bir de seyirci atmosferinin enerjisinin eksikliği hissediliyor. Ama siz bu eleştirilere bakmayın bir saat boyunca yine çok üst düzey müzik tecrübesi yaşayacaksınız.

25 TEMMUZ: Folk Bitch Trio – Now Would Be A Good Time
(Jagjaguwar)
Grace Sinclair, Jeanie Pilkington ve Heide Peverelle’den oluşan Folk Bitch Trio’ya merhaba diyelim. Avustralyalı üçlü ilk albümleri Now Would Be A Good Time ile folk janrına taze bir nefes olup, onu herkese sevdirmeyi planlıyor âdeta. Bu epey sağlam çıkış projesinde bulabileceğiniz bazı şeyleri sıralamak gerekirse: Mükemmel armoniler, dürüstlük, gerçek ve hazin hikâyeler, 20’lerinizde kalp kırıklığı ve düşüp kalkmanın yaşattığı acımasız hisler, muazzam bir bestecilik ve zepzengin bir söz yazarlığı. Koleksiyonun tamamı âdeta Folk Bitch Trio uzun yıllardır endüstrinin içindeymiş ve seslerini çoktan bulmuş gibi hissettiriyor.

25 TEMMUZ: Freddie Gibbs and The Alchemist – Alfredo 2
(ALC Records / ESGN)
MC Freddie Gibbs ve prodüktör The Alchemist’in iş birlikleri aslında 2000’lerin başlarına kadar uzanıyor. 2020 çıkışlı ortak albümler Alfredo’nun beş yıl sonra gelen devam albümü, yaklaşık 50 dakikaya varan 14 şarkılık akışıyla öncülüne kıyasla daha uzun soluklu bir anlatıya sahip. Tam olarak yaz enerjisine uygun titreşimler yayan Alfredo 2’de Gibbs ve The Alchemist’e çeşitli parçalarda eşlik eden isimler arasında Anderson .Paak, Larry June ve JID var.