Bir tarihi han, bir meddah ve bir İstanbul anlatısı: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı

Yazı: Asya Yigit - Fotoğraf: Mete Kaan Özdilek

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan İstanbul’un dönüşümü ve gündelik yaşamına dair muazzam hikâyeleriyle tanınan tarihçi ve yazar Reşad Ekrem Koçu’nun metninden sahneye uyarlanan Çerkes Rıdvan’ın Dolabı; mekânı, müziği ve yarattığı biçim ile kentin hafızasını bugüne taşıyor. 

Yapımcılığını Yağmur Dolkun ve Tülin Özen’in üstlendiği, Lara Lakay’ın Reşad Ekrem Koçu’nun aynı adlı meddah hikâyesinden uyarladığı metin, canlı müzik eşliğinde Cem Zeynel Kılıç’ın etkileyici performansıyla hayat buluyor. Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı, 21 Aralık Pazar günü Haliç’teki Tarihi Kuveloğlu Han’da, biletleri tükenen iki temsille sahnelenecek.


Konu nedir?

“İstanbul’da her dolabın kapağı açılır, gerçekler ortaya çıkar. Sonunda herkes muradına erer ama kimse eskisi gibi değildir.”

Çerkes Rıdvan’ın Dolabı, 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murad’ın saltanat yıllarında İstanbul’da geçen bir aşk hikâyesi. Kasımpaşa Çarşısı’nda çalışan Yemenici Güzeli Mustafa, bir yandan geçimini sağlarken bir yandan da Eyüp Sultan’daki ilim derslerine giden genç bir delikanlıdır. Her gün kayıkla Boğaz’dan geçerken Cevahircibaşı Ali Bey’in yalısının önünden geçer ve bu yalıda yaşayan İncili Hanım’a âşık olur. Kısa sürede karşılıklı bir sevdaya dönüşen bu ilişki, yalı içindeki başka bir arzuyla çatışır. Yalıda çok sevilen, efendisinin de gözdesi, ihtiraslı ve özgürlük düşleri kuran gösterişli bir köle: Çerkes Rıdvan. Kurulan dolaplarla masumlar zindana atılır, itibarlar yerle bir olur ve aşk bozulur.

İlk intiba

Tarihi büyük anlatılar yerine gündelik yaşam üzerinden okuyan Reşad Ekrem Koçu’nun metinleri; İstanbul’un görünmeyen yüzünü; arka sokaklarını, bastırılmış arzularını ve söylentilerle örülü hafızasını açığa çıkarıyor. Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş isimli kitabında ise meddah defterlerinde rastladığı dört ayrı hikâye mevcut. Benzersiz bir dönem anlatısı sunan Çerkes Rıdvan’ın Dolabı da bu hikâyelerden. 

19. yüzyıla ait Tarihi Kuveloğlu Han’ın çok katmanlı mimarisinde, göz kamaştırıcı bir meddah  yorumu eşliğinde karşımıza çıkan performans; tarihi hanın üst katlarını canlı müzikle deneyime dâhil ederken anlatıyı avluya yayıyor ve meddahın sözü, bedeni aracılığıyla mekânı bütünüyle dolaşıma açıyor. Avluların, geçitlerin ve balkonların anlatının asli taşıyıcılarına dönüştüğü bu performansta seyirci, 17. yüzyıl başları İstanbul’unun gündelik yaşamında kısa bir gezintiye davet ediliyor. 

Oyunculukla ilgili neler söylersin?

Mekân ve müziğin tek başına taşıdığı büyüleyici etki, Cem Zeynel Kılıç’ın meddah geleneğine yaslanan performansıyla daha derinlikli bir hâl alıyor. Kılıç, sahnede yalnızca bir hikâye aktarmakla yetinmiyor; sesi, bedeni ve ritmiyle anlatının sözlü kökleriyle bugün arasında akıcı bir bağ kuruyor. Meddah geleneğinin gerektirdiği zamanlama ve doğrudanlık, oyuncunun dengeli performansıyla tarihi yapının avlusunda karşılığını buluyor.

Soru işaretleri / varsa açtığı tartışmalar

Oyunun tarihi bir handa sahnelenmesi ve canlı müzikle desteklenmesi, anlatının atmosferini güçlendiren önemli tercihler. Kuveloğlu Han’ın mimari zenginliği ve müziğin sahnedeki varlığı, seyirciyi hikâyenin dünyasına davet eden etkileyici bir çerçeve sunuyor. Bununla birlikte, bu güçlü unsurların anlatıyla kurduğu ilişkinin kimi anlarda daha derinlikli bir dramaturjik katman üretebileceği hissi de akılda kalıyor. Mekânın tarihsel belleği ve müziğin duygusal taşıyıcılığı, anlatıya eşlik etmekle yetinirken; hikâyenin açtığı tarihsel ve duygusal alanla daha doğrudan temas edebileceği bir potansiyeli işaret ediyor.

İstanbul’da aşklar da âşıklar da tükenmez. Mekâna özgü performatif işlerin artması umuduyla…


Meraklısına bir de okuma önerisi:
2023’te Salt Galata’da açılan Başka Kayda Rastlanamadı sergisinden hareketle İlayda Güler’in hazırladığı “Heyecanı ve hüznüyle Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul’undan notlar” dosyasını buradan okuyabilirsiniz.