/dergi/no-65/sarki-sarki-barlas-tan-ozemek-yalancilar-kahvesinde-albumu/
192259

“Şarkı yazıyorum ben. Tedavi ediyor mu bilmiyorum ama deva olduğu kesin.”


Kara Orkestra, Bülent Ortaçgil, Marika, Konstrukt, Gaye Su Akyol ve nice isimle hem sahnede hem şarkı yazım ve prodüksiyon aşamalarında yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Barlas Tan Özemek, hazırlıkları geniş bir zamana yayılan ilk solo albümü Yalancılar Kahvesinde’yi sonbaharın ilk günlerinde yayınladı. Her biri farklı bir hikâye, farklı bir dert, farklı bir ilham taşıyan şarkılarının perde arkasında yatanları Barlas Tan Özemek’e sorduk; aldığımız cevapları da Günseli Sepici resmetti.

Image

“Yalancılar Kahvesi”
“Muhabbet yüzeyde, cingözler tetikte.” Albüm, adını aldığı bu “Yalancılar Kahvesi”nde açılıyor. Senin için neresi burası, biraz anlatabilir misin? Bir çıkışı var mı?
Spesifik bir yer söylemek anlamı sınırlayacağından ötürü, yalancılar kahvesi herhangi bir yer demek daha doğru. İnsan varlığının iç dünyasındaki kompleks ve çetrefilli yapının yansıdığı her sosyal ortam ve muhabbet “Yalancılar Kahvesi”ni yaratan birer unsur. Çıkış noktası tam bulunduğum merkez diyebilirim. İnsan en kolay kendi yalanlarına kanıyor.

Image

“Bu Kış Hastalandım”
Pop esintileriyle aşk acısı bu sefer resmen ilacı, tesellisi olmayan, ateşli bir hastalığa dönüşüyor. Peki sana göre en iyi hastalık devası, tedavisi nedir?
Hastalığı dinlemek teşhis koyabilmek açısından önemli. Tabii acının karşısında sakin durabilmek başlı başına bir mesele. Şarkı yazıyorum ben. Tedavi ediyor mu bilmiyorum ama deva olduğu kesin.

Image

“Eyvallah”
“Zaman hep aktı, sonuç hep aynı, aynı insan, aynen insan…” Bu kaçınılmazlığı en son ne zaman hissettin? Bill Frisell ilhamı bu hisle nasıl buluştu?
İnsanın değişebilen, yenilenebilen ve seçtiği yöne doğru evrilebilen bir varlık olduğunu kendim dahil olmak üzere birçok insan üzerinde gözlemledim. Dolayısıyla kaçınılmaz bir umutsuzluk değil burada bahsetmek istediğim. Yüzbinlerce yıldır kalıtım yoluyla nesilden nesle aktarılan insan huylarının, kötücül olanlarına hâlâ eyvallahımız olmasını vurguluyor bu şarkı. Biz eyvallah dedikçe var olmaya devam edecekler. Yeter dediğimizde ise yok olacaklar. Seçim yine insanın. Bill Frisell’ın “Blues Dream” şarkısındaki epik ve zamansız melodinin, şarkımın güftesinin bulunduğu bölüm ile müzikal bir kardeşlik ve bütünlük içinde olduğunu fark ettiğimde şarkıyı nasıl bitireceğimi anladım ve nakarat bölümünü “Blues Dream”in melodisi üzerine kurdum. Bill Frisell’a şarkıyı gönderdim ve pozitif bir geri dönüş aldım. Böylelikle “Eyvallah” şarkısı doğmuş oldu.

Image

“Aslan Dostum”
Müziğin kendisi de eski bir dost gibi tanıdık geliyor insana bu parçada. Senin için bu hissi uyandıran şarkılar hangileri?
Aklıma Yeşilçam için yapılmış müzikler geliyor bu şarkıyı dinleyince, Melih Kibar’lar, Cahit Berkay’lar… Şarkıyı yazarken daha çok içgüdülerimi dinlediğimden bariz bir referans veremem ama şarkıyı yazıp kaydedip bir adım geriden, kendime yabancılaşarak dinlediğimde çocuksu ve nostaljik bir his bırakıyor bende.  

Image

“Şarkıcı”
“Şarkıcı yazdı kaderini, doldurdu, çekti tetiğini, saadetten biçti kefenini…” Ercüment Ortaçgil’in kayıtlarından yola çıkarak nasıl bir araya geldi müzik ile bu şarkıcının hikâyesi?
Ercüment Ortaçgil hiçbir zaman ortalara çıkmamış biri olmasına rağmen müziğiyle beni bu dünyada en çok etkileyen insandır. Aslında kendisi bu ülkenin yetiştirdiği en büyük matematikçilerden biridir ancak ne şanslıyım ki çok küçük yaşlarda onu yanımda gitar çalarken izleme fırsatı buldum. Çok beslendim ondan ve müziğinden. Bir dönem onun evinde yaşadım. Evi düzenlerken bir dolabın köşesinde içi kasetlerle dolu bir ayakkabı kutusu buldum. Aslında bir hazine bulmuştum. 1984-1986 yıllarında kendi şarkılarını kasetlere kaydetmişti Ercüment Ortaçgil ve gün yüzüne çıkmamış bu şarkılar yirmi yıldır bir ayakkabı kutusunun içinde çürüyordu. O kasetleri aldım dinledim ve algımda ciddi bir kırılma yaşandı. Kompozisyon mantığı, seçtiği sesler ve uygulama biçimi o güne kadar hiç duymadığım bir seviyede özgün, cüretkâr ve özeldi. Beni en çok etkilemiş olan müzik, Ercüment Ortaçgil’in müziğidir diyebilirim. Aylarca çalışıp o şarkıların hepsini hatmettim. Dolayısıyla o bilgi resmen benim omurgama işledi. Bazı şarkılarımda Ercüment Ortaçgil esintileri taşıdığımı bilirim ve bunu altın bir madalyon gibi boynumda taşırım. “Şarkıcı” şarkımın finalinde karşımıza çıkan bölüm, Ercüment Ortaçgil’in 1986’da yazdığı bir müzikten alıntıdır. 

Image

“O ve Ben”
“Bütün adetlerden uzak yaşamak” sana ne ifade ediyor?
Hiçbir onaya ihtiyaç duymadan yaşamak. Alışkanlıkları bir kenara bırakmak. Otoriteyi sorgulamak, gerekirse bu uğurda yalnız kalmayı göze alabilmek.

Image

“Kirtim Kirt”
Enver Gökçe’nin şiiri kendiliğinden döngüsel, çalkantılı bir müzikle geliyor okuyana. Bu şiirle ilk nasıl karşılaştın? Okurken kafanda canlananları müziğe aktarma aşaması nasıl gelişti?
Enver Gökçe benim geç tanıştığım bir şair. Çok sevdiğim bir arkadaşım Sülo (Süleyman Arslan) sağ olsun, bu şiiri bana göstermişti. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Mananın, atom parçacıkları misali birbirinden kopup patlamalar yarattığını, dev gaz bulutlarının içinde psikedelik imgeler çizdiğini gördüm kafamın içinde bu şiiri okuduğumda. Âdeta her şeyden ve hiçbir şeyden bahsediyordu aynı anda. Evrenin başladığı noktadan bittiği noktaya kadar kapsayıcı ve geniş bir anlam ve mana virtüözitesi sunuyordu insana. Bir halı dokuma makinesinin yanında yazılmıştı dolayısıyla adı “Kirtim Kirt”ti ve kelimeler doğal bir ritim örgüsü üzerinde ilerliyordu. Okuduğum anda şarkıyı duyar gibi oldum. Bir gün içinde şarkıyı yazıp bitirmiştim.

Image

“Parti”
Müzik zevkle hareketlenirken illet bir ortamda buluyoruz kendimizi kapanışta. En son ne zaman böyle bir yerden kaçıp gitmek istedin, nereye gitmek istedin? 
İnsan kaçıp gitmek istese de bazen basireti bağlanır hani. “Biz ne yapıyoruz burada” diye bağırmak istersin ama sesin çıkmaz. Tam olarak öyle bir partiden bahsediyorum bu şarkıda. Kalabalık içinde yalnız kalmış ve her şeyden yabancılaşmış bir bireyin iç sesinden duyulan bir şarkı. Kaçıp gitmek isteyebileceğimi önceden hissettiğim hiçbir ortama artık girmediğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla uzun zamandır maruz kalmadığım bir durum. Spesifik bir şey söylemem gerekiyorsa sürekli kendinden bahseden insanların yanından kaçıp gitmek isterim. Tanıdık geldi mi?

Image
  1. Amandine Urruty’nin baktıkça çoğalan, garip karnaval alemi

    Çocukluğundan bu yana kara kalemle derin bir gönül bağı kuran Amandine Urruty, yatağının konforundan kopmadan, kimi zaman günde 12-13 saat çalışarak yarattığı, garip bir karnavaldan kopup gelmiş dünyaların kapısını bizim için araladı.

  2. Benim kötülerim: Sezin Akbaşoğulları

    Hem sinema - televizyon hem de tiyatro işleriyle tanıdığımız Sezin Akbaşoğulları, gönlünde yatan “kötü” kadın karakterleri Bant Mag. için sıraladı. Antik Yunan’ın en trajik kötü kadını Medea’dan evcil hayvanların kızıl saçlı kâbusu Elmyra’ya uzanan favori kötülerinden ve “kötülük” anlayışının zengin çeşitliliğinden etkilendiğimizi itiraf ettiğimiz Sezin Akbaşoğulları’ndan kötü karakterin iyisi ve kötüsü nasıl olur, onun cevabını da aldık.

  3. Aklımdakiler: Ah! Kosmos

    İkinci Ah! Kosmos albümü Beautiful Swamp 5 Ekim’de aramıza katıldı. Geçtiğimiz haftalarda Salon İKSV’de katılanların hala kulağında yankılanan bir konserle yeni albümünü tanıtan Ah! Kosmos, Beautiful Swamp’a zengin bir ruh bataklığının derinliklerindeki titreşimlerden üretildiği ilk dinleyişten belli olan, birbirinden lezzetli parçaları sığdırmış. Ah! Kosmos yaşamının ve müziğinin yörüngesinde dolanan isimlerin hem yeni albüme hem de kişisel ve üretim deneyimlerine dair sorularını cevaplıyor.

  4. Hiç bitmeyen devinim: Shabaka Hutchings

    Günümüz deneysel caz sahnesinin en üretken ve ilham verici müzisyenlerinin başında gelen Hutchings bir kez daha dümeni İstanbul’a kırmışken...

  5. Şarkı şarkı: Barlas Tan Özemek – “Yalancılar Kahvesinde” albümü

    “Şarkı yazıyorum ben. Tedavi ediyor mu bilmiyorum ama deva olduğu kesin.”

  6. Ancient to the Future*: Art Ensemble of Chicago

    1960’ların ortasından bu yana en ilham verici müzik oluşumlarından biri olmayı sürdüren Art Ensemble of Chicago’nun avangart caz sahnesinin öncülerinden oluşan efsanevi kadrosunun kolaboratif ruhu Paris’te şekillenmeye başlamıştı...

  7. Korkusuz bir dürtü: Saul Williams

    İlk filmi Slam ile Sundance’de Jüri Özeli Ödülü’ne layık görülen “şair” Saul Williams müzik kariyerinde ise kafiyeyi bir kenara bıraktı, farklı janrları keşfettiği albüm ve projelerde salt verdiği mesaja odaklandı.

  8. Yatıştırıcı, büyüleyici ve dizginsiz: Beverly Glenn-Copeland

    Susam Sokağı’nın da bestecilerinden biri olan Copeland, 20 yıllık aranın ardından, yeni orkestrası Indigo Rising’le birlikte sahnelere döndü. 74 yaşına giren sanatçı, üretimlerini büyük bir tutkuyla sürdürüyor.

  9. Mirasın izlerini takip etmek: Anoushka Shankar

    Şimdiye dek altı kez Grammy’ye aday gösterilen ve 2006’da ödül töreni tarihinde sahne alan ilk Hint müzisyen olan Anoushka Shankar, insan ve hayvan hakları için ilham verici sesini tutkuyla yükselten bir sanatçı.

  10. Perspektiflerin birikimi: Rodrigo Amarante

    Brezilyalı müzisyen ve multi enstrümantalist Rodrigo Amarante’yi tanımadığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama müziğini duymuş olmanız hayli yüksek bir ihtimal: Kendisi, Narcos dizisinin tema müziği “Tuyo”nun yaratıcısı. Ama Amarante’nin müzikal yolculuğu, bu spesifik şarkıdan çok daha fazlasını sunuyor.

  11. “Filmler birileri onları izleyince var olurlar”: Wim Wenders

    Pina, Paris Texas, Buena Vista Social Club… Daha saymaya gerek var mı? Ulu Wim Wenders’la yaptığımız bu söyleşide, dönemin politik yapısına, gençlere ve tabii ki sinemaya dair karizmatik ve alabildiğine bilge bir yaratıcının sözleri var. Dikkatli okursanız, tüm bu sözleri filmlerindeki sahnelerden hatırlayacaksınız.

  12. Cuaron’un Deli Raporu: Roma

    Beyaz perde tecrübesini her yeni filminde bambaşka bir görsel ve işitsel şölene çeviren Alfonso Cuaron’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı ve teknik tercihleriyle gerçek bir deli işine dönüşen son filmi Roma, içinde bulunduğumuz kesat sinema yılının belki de en nadide cevheri.

  13. Chicago Film Festivali’nden bildiriyoruz: 16 yarışma filmi

    54. Uluslararası Chicago Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde, aralarında Türkiye’den Sibel’in de bulunduğu 16 film yarıştı. Bazılarını festivalle eşzamanlı olarak Filmekimi gösterimlerinde izleme fırsatı bulmuş olabileceğiniz bu filmlerin geriye kalanlarını da önümüzdeki aylarda ülkemizdeki farklı festivallerde ve vizyon takviminde görmemiz olası.

  14. Almanya sinemasının parlayan yıldızı: Franz Rogowski

    Hem geçtiğimiz aylarda izlediğimiz, Christian Petzold imzalı Transit hem de vizyon tarihi 22 Kasım olan In den Gängen (In the Aisles) filmlerinin başrolünde karşımıza çıkan Franz Rogowski ile, her iki filmin de gösterildiği 54. Uluslararası Chicago Film Festivali’nde sohbet ettik.

  15. “Seslendirme sanatçısı deniyor ama tam olarak öyle değil”: Arda Tümer’le seslendirme oyunculuğu üzerine

    Ülkedeki seslendirme oyunculuğu sektöründe neler olup bittiğini, Netflix yapımlarından Star Wars’a birçok karakterin Türkçe sesi olan Arda Tümer’den dinliyoruz.

  16. Patriyarkanın batırdığı gemide siz ne yapmayı “seçiyorsunuz”?: Johanna Constantine ve Future Feminism

    “Eğer gereken buysa, aynı eski mücadeleyi bin kere daha vermeye hazırım.”

  17. Ferhat Uludere anlatıyor: 1990’lar, Trakya ve bir futbol takımı

    Yazar Ferhat Uludere yeni romanında bizi bir kez daha, ülkenin büyük ölçüde sırtını döndüğü, orada tam olarak neler döndüğünü bilmediği Trakya’ya, doğup büyüdüğü Lüleburgaz’a götürüyor.

  18. “Belki de kimse bir yere gitmemiştir”: Bu Ülkeden Gitmek

    Türkiye’de son yıllarda yaşanan ve bu göç coğrafyasının önceki deneyimlerinden farklılaşan hareketliliği gidenlerin ve kalanların kişisel hikâyeleri üzerinden aktaran "Bu Ülkeden Gitmek" kitabı, Eylül ayında Metropolis Yayıncılık'tan yayımlandı. Kafamızda konuya ilişkin yepyeni düşünme alanları açan kitapla ilgili sorularımız için söz yazarlar Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna'da.

  19. Künye