Lucrecia Dalt, Barry Can’t Swim ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Haftanın yeni müzikleri: Lucrecia Dalt, Barry Can’t Swim, shame, Brek, DEBBY FRIDAY, Wet Leg, Geese, Deftones, Bahadır Dilbaz, Gina Birch, Lebanon Hanover, Ólafur Arnalds & Talos… 

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


TEKLİ: Lucrecia Dalt – caes
(RVNG Intl.)

Berlin’de yerleşik prodüktör ve besteci Lucrecia Dalt’ın 5 Eylül’de kavuşacağımız albümüi A Danger to Ourselves’in yeni teklis Camille Mandoki’nin vokaliyle derinleşiyor, tüm köşeleri büküyor, yarı bitkin seslerle yüklü şekilde içine çekiyor. Hatta yutuyor. “Müzikal olarak, yavaşlatılmış ve sulandırılmış bir dembow’a gönderme yapmak istedim, ancak kadim hissettiren melodik bir enerjiyle.” diyor Lucrecia Dalt. Yaşamın bulanık varoluş yerlerinin sesini işlerken bir de şu soruyu bırakıyor: “Bütünsellik, yücelik, kendini düşüşe teslim etme eyleminde mi ortaya çıkar?”

TEKLİ: shame –  Quiet Life
(Dead Oceans)

Yoldaki shame albümünden ikinci teklide grubun repertuvarının şu âna kadar çok da görmediğimiz bir tarafına şahitlik ediyoruz. Bu parçada grup western esintili, daha klasik rock’n’roll’a çalan bir ses evreni yaratıyor. Dinleyeni nostaljik havasıyla hemen yörüngesine alan “Quiet Life”ın öznesi, içinde bulunduğu ilişkinin ona kötü geldiğini bilmesine rağmen içinden çıkamayan biri. Bu hâlden ötürü eleştirilere ve yorumlara maruz kalan ama günün sonunda maalesef kendi sıkışıklığından kurtulamayan anlatıcının hikâyesiyle elbet bir boyutta kendinizi özdeşleştirebilirsiniz.

ALBÜM: Half Japanese – Adventure
(Fire Records)

1974’ten bu yana üretimlerini sürdüren öncü art punk grubu Half Japanese, iki yıllık aranın ardından yeni bir albümle sahalara döndü. Adventure, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan gitarist Mick Hobbs’un kayıtlarında yer aldığı son albüm aynı zamanda. Jad Fair ve ekibi, anda kalmak ve melankoli bulutlarını kenara çekip hayatın olumlu yönlerine odaklanmak konusunda mesajlarını dinamik düzenlemelere sahip parçalarla veriyor ve 50 yılı aşkın süredir sevdikleri işi yapmaya devam etmelerini kutlamaya çağırıyor.

TEKLİ: DEBBY FRIDAY – Bet On Me
(Sub Pop)

Toronto menşeli divaliçenin sıradaki albümünden şimdiye dek yayımladığı dördüncü tekli. Memleketlisi Kevan Funk ile beraber yönettiği videosuna tam şuradan sevk olunabilecek parçada stimüle edici hız ve miktarda vuruşlarla kulağa dolarken, Debby kalbin açlığını kendine olan güveninle doyurmak hakkında içgörülü dizeler şakıyor. İlk albümü Good Luck’ın iki yıl ardından gelecek The Starr Of The Queen Of Life, ağustosun ilk günü salıverecek. 

TEKLİ: Brek – Yara Yara
(KARE Müzikevi)

Melankoliyi şarkılarında kendine özgü şekilde işleyen Brek’in iki hafta arayla yayımladığı ikinci tekli. “Yara Yara”, yumuşak, sade, gösterişsiz ama bir o kadar da insanı içine çeken, yoğun bir şarkı. Gitar arpejlerine eklemklenen hafif elektronik dokunuşlar ferahlatıcı bir atmosfer katıyor. Şarkının sonunda yer alan Bora Yavrucuk imzalı gitar solosu da şarkının zirve anlarından. “Yara Yara”nın kapağında Sude Demirbilek’in çektiği bir fotoğraf yer alıyor, tasarımı ise dj s1ck s0ck’tan.

ALBÜM: Lebanon Hanover – Asylum Lullabies
(FABRIKA RECORDS)

Larissa Iceglass ve William Maybelline ikilisinin fısıltılarıyla başlayan Asylum Lullabies, dünyada süregelen savaşlar, hayatın rutinleşen dehşetleri ve hâliyle ruh sağlığı çukurlarından çıkan sesleriyle karanlıkta kendine yer edinmiş. Sekiz parçalık koleksiyon, ikilinin soğuk darkwave geleneğini birkaç adım daha ileriye taşıyor. Kasvetli, tekinsiz bir girdap. Grubun beş yıllık aranın ardından geri dönüşüne işaret eden albüm, Lebanon Hanover diskografisinin en ağır duygular barındıran işi muhtemelen.

TEKLİ: Blake Mills & Pino Palladino – Taka
(New Deal / Impulse!)

Yeni bir Mills-Palladino işbirliğine hazır mısınız? Stüdyo müzisyenliğinin yanı sıra son derece özgün solo albümleriyle günümüzün en yenilikçi ve yetenekli gitaristlerinden olan Blake Mills’in; Adele’den John Mayer’a; The Who’dan Gary Numan’a birçok önemli isme eşlik etmiş bas gitarist Pino Palladino ile bir araya gelmesi oldukça önemli bir olay. İkilinin 22 Ağustos’ta yayımlanacak yeni albümü That Wasn’t a Dream; ilk albümün bir hayal olmadığını kanıtlayacak gibi duruyor. İlk teklide Palladino‘nun Afrika havalı bass riffini perdesiz gitarıyla flüt edasıyla besleyen Mills’in yanı sıra davulcu Chris Dave’in de keyifli performansına şahit oluyoruz. Post-modern dokunuşlar da cabası. Yılın en etkileyici işlerinden biri olmaya aday, aman pas geçmeyin. Nefis klibi de burada.

TEKLİ: Deftones – my mind is a mountain
(Reprise Records)

Sacramentolu grup son albümü Ohmsu 2020’de yayımlamıştı. Kariyerinin her aşamasında kendine özgü ses dünyasıyla güncelliğini koruyabilen, kitlesini daima memnun etmeyi ve her yayınıyla bu kitleyi genişletmeyi başaran nadir gruplardan biri Deftones. Yeni şarkı “my mind is a mountain” da heyecanı boşa çıkarmıyor. Büyük yenilikler barındırmasa da Stephen Carpenter’ın beton gibi gitar riffleri ve Abe Cunningham’ın vurgulu davul icrası, Chino Moreno’nun karakteristik vokalleri bir araya geldiğinde ortaya çıkan karışımın hâlâ sihrini koruduğu bir gerçek. 22 Ağustos’a randevu verdikleri yeni albüm, bu yazın en büyük heyecan sebeplerinden biri oldu bile.

ALBÜM: Gina Birch – Trouble
(Third Man Records)

İngiliz post-punk hareketinin önemli gruplarından The Raincoats üyesi Gina Birch solo kariyerine biraz geç başladı ama bundan şikayet etmek mümkün değil. 70 yaşındaki müzisyen ilk solosunu 2023’te yayımlamış, gayet güzel yorumlar almıştı. U2 ve The Verve gibi gruplarla çalışan ünlü prodüktör Youth’la üretmeye devam eden Birch, bu ortaklığın faydasını da görmeye devam ediyor. Belli bir türe sığdırmanın çok da kolay olmadığı albüm 2000’lerin indie rock tatlarına da göz kırparken günümüzün pop hassasiyetlerini de barındırıyor, hatta Laurie Anderson-vari bir oyunbazlığa da sahip. Albümü kaydederken eğlendikleri ve rahat oldukları çok belli. Kısaca tecrübe konuşuyor. 

TEKLİ: Big Thief – All Night All Day
(4AD / GRGDN Müzik)

Yıllar içinde folk janrının içinde kendilerine özgün ve deneysel bir yer yaratan Big Thief, müzikal evrenini genişletmeye devam ediyor. “All Night All Day” insanın modunu yükselten bir perküsyonla açılıp dikkatlice serpiştirilmiş synthlerle üretilmiş yaylı sesleri eşliğinde sihrini katlayarak arttırıyor. Aranjmanındaki bütün nüanslarla bir şekilde kozmik bir hava yaratan parça özünde arzular ve adanmışlıkla ilgili. Kendini ifade etmek için artık kendi lügatını ve imge dünyasını yazmış ve her hissini kendine has yoluyla anlatan Adrienne Lenker’in şefkatli sesiyle tamamlanıyor tekli.

ALBÜM: Barry Can’t Swim – Loner
(Ninja Tune / GRGDN Müzik) 

İskoç DJ ve multi-enstrümanist Joshua Mainnie’nin Glastonbury konserinden iki hafta, debut işi When Will We Land’den ise iki yıl sonra gelen uzunçaları. İki yayınını karşılaştırırken “Eğer ilk albümüm büyürken sevdiğim ve ilham aldığım tüm müziklerin bir kolajıysa, bu kendimin ve geçtiğimiz bir yıl boyunca yaşadıklarımın en özgün ifadesi.” diyen müzisyen, tanınırlığı süratle artarken mülayim kalabilmenin önem ve erdemine de konuşmuş. İki parçasında sırasıyla Londralı DJ O’Flynn ve Séamus’u konuk eden Mainnie’nin yılın en özgün ve içten dans albümlerinden birine imza attığı şüphesiz: Sımsıkı kucaklanası bir iş. Sağlam ve esprili bangerlar barındırdığı kadar temasını ve derinliğini korumayı hiç bırakmayan Loner’ın dokulara dikkati, metinleri, çeşit çeşit vibe’ı aynı anda barındıran aranjmanları albümün öne çıkan taraflarından. Kapağı ise ayrıksı fotoğrafçı Rory Dewar’dan.

TEKLİ: Jens Lekman – Candy from a Stranger
(Secretly Canadian)

Jens Lekman, dinleyeni türlü duygularla sarıp sarmalayan içten şarkılarla ördüğü diskografisine tam sekiz yıllık aranın ardından yeni bir albüm ekliyor. Bu kez tematik bir albümle karşımıza çıkacak İsveçli müzisyen, hayali bir düğün şarkıcısına dönüşerek yazmış yeni şarkılarını. Songs For Other People’s Weddings adlı koleksiyonun ilk teklisinde İsveçli müzisyen hikâyeyi sıradan bir düğün sahnesi üzerinden başlatıyor, sonra beklenmedik sapmalarla dinleyicisini duyguların labirentine çekiyor. Her zaman eforsuzca yapabildiği gibi melankoli ve tebessüm arasındaki çekim gücünü tavana çıkarıyor.

TEKLİ: Geese – Taxes
(Partisan Records / GRGDN Müzik)

“Taxes”, 2023’teki 3D Country’den sonra New Yorklu grup Geese’in geri dönüşünü haber veriyor. İpini koparan bir perküsyonla başlayan parça solist Cameron Winter’ın “Cehennemde yanmalıyım” diye yakarışıyla nasıl bir açılış yapacağını iyi biliyor. Zaten “vergiler” anlamına gelen isminin de işaret ettiği üzere, şarkı biraz esprili bir yerden politik mesajlar barındırıyor: “Eğer vergilerimi ödememi istiyorsan / Bir haçla gelsen iyi edersin / Beni çivilemek zorunda kalacaksın” diyor Winter. İlk yarısında daha minimal devam ederken şarkının âdeta bir dönüm, daha doğrusu bir kapılarını açma ânı oluyor ve grubun geri kalanı da oyuna katılıyor. Aniden daha umutlu, daha pozitif bir havaya bürünüyor bütün atmosfer. İlk nakarattan sonraki bu değişime parçanın standart bir konser kaydı gibi başlayan eşlikçi videosu çok güzel tercüman oluyor, bizden söylemesi. 

TEKLİ: İlk Zamanlar – Hata II
(Hexe Music)

Endüstriyel sesler, rave patlamaları, sayıklamalar ve bol miktarda glitchle şekillendirdiği anlatılar kurgulayan İlk Zamanlar, 2024 çıkışlı Planet 404 albümünde yer alan “Hata”nın devamı niteliğinde bir şarkıyla sessizliğini bozdu. Aynı zamanda yaklaşmakta olan yeni albümün de habercisi olan “Hata II”, Panzer’ın fıstıyla anlattığı bir masal edasıyla açılıyor ve yavaş yavaş yükselen kirli baslarıyla ayaklarınızı yerden kesiyor. Bu tekli ayrıca ikilinin İstanbullu bağımsız plak şirketi Hexe Music aracılığıyla yaptığı ilk yayın. Video klibi de yakında geliyor.

ALBÜM: Bahadır Dilbaz – Rona
(Mevzu Records)

Karga’nın kuruluşundan bu yana mekânın hem işitsel hem görsel kimliğinin oluşmasında kilit rol oynayan figürlerden biri olan sevgili Bahadır Dilbaz, beş şarkılık bu albümde Vedat Rona’ya ithaf ettiği kompozisyonlarını bir araya getiriyor. Ses paletinin her durakta çeşitlendiği akışta bir soyutlanma hâli ön plana çıkıyor ama kendini belli eden duygular arasında özlem ve hüzün başı çekmekte. Tekrar eden etkili motiflerle boşluklara da anlamlar yükleyerek aynı duyguda buluşmayı kaçınılmaz kılıyor. Kapak tasarımı Deniz Bankal tarafından yapılan albümün Mevzu aracılığıyla 100 adet üretilen kaset baskılarına da Karga’dan ulaşabilirsiniz.

TEKLİ: MJ Lenderman – Just Be Simple
TEKLİ: Sun June – Leave The City
(Run For Cover)

Amerikalı müzisyen ve besteci Jason Molina, 2013’te bağımlılıklarına yenik düşerek 39 yaşında aramızdan ayrıldığında ardında önce Songs: Ohia ve devamında da Magnolia Electric Co. isimleriyle muazzam bir külliyat bırakmıştı. 5 Eylül’de yayımlanacak saygı albümü I Will Swim to You: A Tribute to Jason Molina, onun unutulmaz şarkılarının yeni nesil müzisyenlerce yorumlarını içerecek. Bunu da albümden iki tekliyle kutluyoruz. Geçen sene her yerde karşımıza çıkan, şarkıcı – şarkı yazarı ekolünün yeni yıldızı MJ Lenderman, “Just Be Simple”a yeniden hayat verirken, indie pop grubu Sun June da “Leave The City”yi yorumluyor. Lenderman’ın yorumu orijinaline baya sadık kalırken, Sun June gerçekten özgün ve şık bir cover’a imza atmış. Hand Habits, Friendship gibi grupların yorumları da albümde yer alacak. Bu tarz toplamalar yeni grup keşfetmek için de birebir. Molina’nın güzel şarkılarına da aşina iseniz keyifli olacaktır. Ayrıca yine Molina şarkılarının yorumlandığı 2019 tarihli Sing It Brother, One More Time: A Tribute to Jason Molina ve 2013 tarihli, harika, Weary Engine Blues adlı iki albümün daha bulunduğunu hatırlatalım. 

ALBÜM: Wet Leg – moisturizer
(Domino / GRGDN Müzik)

Prodüktörlüğünü Dan Carey’nin üstlendiği yeni Wet Leg albümünün akışı boyunca melodiler ve cümlelerle karşımıza çıkan mesaj: “Erkek bakışına hitap etmeyeceğim, tam olarak istediğim gibi olacağım. ha bir de çok âşığım!”. Hislerini bu denli yoğun yaşayan, aklındakini haykırmaktan korkmayan ve gitarlarına tutkuyla bağlı grup üç yıl sonra sımsıkı bir dönüş yapmış diyebiliriz. Ses dünyalarını başladıkları rotadan başka bir yere çevirmeden genişlettikleri, kendi atmosferlerinde iyice rahat ettikleri moisturizer’dan sonra Wet Leg serüveninin farklı renklere bürünerek devam edeceğine şüphe yok.

TEKLİ: emir taha & Ezhel – ISTANBOO
(Hoppa Records)

Biri Londra, biri Berlin’de yerleşik iki Ankaralı müzisyenden bir İstanbul şarkısı. emir taha’nın Ezhel’le birlikte seslendirdiği bu şarkı, İngilizce ve Türkçe karışık sözleriyle melez bir anlatıma sahip. Şarkıda İstanbul, bir mekândan, bir kentten çok sevgiliyle iç içe geçen bir metafor aslında.“She my Istanboo” dizeleri bir şehir üzerinden sevgiliyi anlatıyor. İstanbul, tıpkı bir sevgili gibi, özleniyor, kızılıyor, bazen nefret ediliyor ama asla unutulamıyor. 

ALBÜM: FLOATING – Hesitating Lights
(Transcending Obscurity Records)

FLOATING diskografisinin ikinci uzunçaları, zamanın organik çürümesine dair bir albüm. İsveçli grup progresif ve death metal geleneklerini post-punk unsurlarıyla buluşturarak kendi rengini buluyor. Şarkılar ilerledikçe yoğunluğun tırmandığı bir yolculuk Hesitating Lights. Bestelerin ayrıksı ilham kaynaklarını herhangi bir tümseğe takılmadan bir arada hissettirmesi, ikili olarak sahip oldukları genel uyumun bir göstergesi. Albümün etkileyici kapak görseli ise Påhl Sundström imzalı.

TEKLİ: Hot Chip – Devotion
(Domino / GRGDN Müzik)

Bu yıl bir arada geçirdiği çeyrek asrı kutlayan İngiliz electropop grubu Hot Chip, diskografisinin ilk best of albümünü duyurdu. Joy in Repetition adını taşıyan koleksiyonun kapanışını yapacak yeni şarkı “Devotion” hakkında grup üyelerinden Alexis Taylor şu yorumu yapmış: “Bu şarkı, Hot Chip’i birlikte yapmaya olan bağlılığımızın bir kutlaması… Grup arkadaşım Joe Godard’ı Brian Wilson gibi düşünüyorum; en harika pop müziği yapmanın yollarını bulmaya yönelik büyük bir adanmışlığa sahip.”

ALBÜM: Ólafur Arnalds & Talos – A Dawning
(OPIA Community / Mercury KX)

A Dawning, İrlandalı müzisyen ve besteci Talos’un vefatından önce İzlandalı besteci Ólafur Arnalds ile birlikte yaratımına başladıkları ve ardından Arnalds tarafından tamamlanan bir albüm. Baştan sona dostluğu, kederi, özlemi çağıran bir ses manzarası çiziyor. Arnalds’ın incelikli piyanosuyla iç içe geçen elektronik sesler yavaş adımlara sevgiyi sızdırıyor. Hem lirizmi hem nazik ses atmosferi hem yaratım süreciyle büyük hislerin koleksiyonu.

TEKLİ: Wolf Alice – The Sofa
(RCA Records)

Yeni Wolf Alice teklisini, en güzel solist Ellie Roswell anlatmış, sözü ona bırakalım: “Bu şarkı, her şeyi çözmeye bu kadar çabalamamakla, yaşlanmayı düşünmekle ve hayatınızda olup ya da olmamış şeyler için kendinizi hırpalamamaya çalışmakla ilgili. Aynı zamanda, bir grubun parçasıyken hayatın kutuplaştırıcı yönlerini anlamaya çabalamayı da kurcalıyor. Kocaman bir turneden dönüyorsunuz, eve gelip kanepede yemeğinizi yiyorsunuz. Benim için bu, televizyonla kurduğum ilişkiyle özetleniyor. Eskiden aynı şeyi iki kez izlemem diye düşünürdüm çünkü keşfedecek o kadar çok şeyim var! Ama şimdi ‘Peep Show’u 13. kez izlemek istiyorsam bunda bir sakınca yok.”