“Dune” evreni hakkında sıkça sorulmayan sorular, bölüm 3

Uçsuz bucaksız Dune evrenini anlayabilmek maksadıyla, sıkça sorulmayan sorulara yanıtlar aradığımız dosyanın son bölümündeyiz. Frank Herbert’ı bu kült uzay sagasını yazmaya iten motivasyonları incelediğimiz ilk bölüm buradan, zaman çizelgesini anlamak için bir beyin fırtınası sunan ikinci bölüm de buradan okunabilir. 



Bölüm 3: Dune evrenindeki teşkilatlar, topluluklar

Üçüncü ve son bölümde Dune evrenindeki toplulukların yaşayış ve düzenlerine kafa uzatıyoruz.

Padişah İmparator Shaddam IV
Moebius, Jodorowsky’nin Dune‘u için yaptığı konsept çizimlerinden
“Dune”un politik yapısı evrende nasıl bir düzen yaratıyor? 

Frank Herbert, imparatorluğun dört ayağını şu şekilde sıralıyor: CHOAM, Büyük ve Küçük Hanedanlıklar, Uzay Loncası, Landsraad. 

Bunlar arasında Landsraad en uzun geçmişe sahip olan oluşum. Bir tür parlamento olarak tanımlayabileceğimiz Landsraad, Yüce Divan tarafından yönetiliyor ve Padişah İmparator’un çatısı altında toplanıyor. Vergi toplamak ya da bir askerî güce sahip olmak gibi yetkilere sahip değil ilk başlarda. Butleryan Cihadı’ndan sonra, Landsraad’ın işleyiş strüktüründe bir değişime gidilmese de bilgisayarların artık kullanılmıyor olmasından doğan pek çok problem sebebiyle (kıtlık, salgınlar vb.) askerî bir güce ulaşıyor ve kendi ekonomisini vergiler yoluyla oluşturmaya başlıyor.

Combine Honnete Ober Advancer Mercantiles (CHOAM, Ticari Dürüstlüğü Geliştirme Birliği) L.Ö. 10’da, bir tür ekonomik oluşum olarak kuruluyor. Cihaddan sonra hâliyle gezegenlerin farklı ekonomik sistemleri arasındaki işlemler ve iletişim bir hayli yavaşlıyor. L.Ö. 12 – L.S. 70 aralığında hüküm süren Saudir I döneminde temelleri atılan CHOAM, evrendeki tüm ekonomik ilişkileri düzenlemekle görevlendiriliyor. Bu sayede, para ve kaynak dağılımının belirli standartlara göre “adil” bir sistem çerçevesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu teşkilatla uzaydaki feodal sistem daha da güç kazanıyor. Nitekim CHOAM üyesi olabilenler sadece feodal yönetimler. 

Yapay zekâ ve makineler olmadan hiperuzayda seyahat etmenin yolunun baharat Melange ile bulunduğunu biliyoruz. Uzay Loncası, baharatı kullanarak her türlü taşımacılık ve seyahat işlemlerini üstlenen teşkilatın ta kendisi. Evrendeki milat, Uzay Loncası’nın kuruluşu olarak belirleniyor zaten. Teşkilattaki en prestijli basamak navigatör olmak. Bunun haricinde yönetim birimi, Lonca elçileri ve teknik yardım ekibinden oluşuyor. İç yapıları biraz daha kapalı olan bu lonca teşkilatı, belki Arrakis’i yönetmiyor ya da ona sahip değil ancak baharatın kullanımı üzerinde büyük güce sahip. Kendi teşkilatlarının işleyişi aksamadığı sürece de politik arenayla pek ilgilenmiyorlar. Atreideslerin Arrakis’e gelişine kadar baharatın kontrolü konusunda büyük bir problem ya da otoriteyle karşılaşmamışlardı.

Sardokarlar, İmparatorluk askerleri. Corrino ailesine bağlı birlikler. Acımasızlıklarıyla bilinmekteler. Çok küçük yaşlardan itibaren, Salusa Secundus denilen imparatorluk hapishanesi olan gezegende, çok sert bir eğitimden geçiyorlar ve daha 11 yaşına gelmeden her 13 öğrenciden 6’sının öldüğü biliniyor. Her biri kılıç ustası, casusluk yetenekleri var. Dini inançlarıyla da pekiştirilmiş sadakâtle İmparator’a sıkıca bağlılar.

3 büyük aile nasıl ve ne zaman kuruldu? 

Dune evreninde, sayıları zaman içinde 35 ile 157 arasında değişen büyük hanedanlıklar var. (Küçük hanedanlıkların ise 100 bini aştığı bilinmekte). Bu aileler arasında Dune filminde en fazla Atreides, Harkonnen ve Corrino hanedanlıklarından söz edeceğiz.

Atreidesler’den başlayalım. House Atreides ya da House of Pelops olarak da geçer. Grek figürleri Pelops ve Atreus’a dayandırılıyor. Zamanla imparatorluk için önemli işler başardıklarından büyük hanedanlık seviyesine ulaşıyorlar ve yerleştikleri gezegen, zengin su ve su canlıları çeşitliliğine sahip Caladan oluyor. Atreidesler burada 26 jenerasyon boyunca yaşıyorlar. İmparatorluğun baharat hasadı görevini Leto Atreides’e vermesiyle birlikte Arrakis’e taşınıyorlar.

Corrino Hanedanlığı, İmparatorluğun en güçlü ailesi. Padişah İmparator unvanını alacak kişi nesillerdir bu ailede doğan bir varis oluyor. Kaitain gezegeninde ikamet ediyorlar. İmparatorluk tahtı Altın Aslan Taht olarak geçiyor. Landsraad’da, diğer büyük hanedanlıkların her birine göre oy çokluğuna sahip. Dune romanı Padişah İmparator Shaddam IV’ün hüküm sürdüğü dönemde başlıyor. Shaddam IV’ün Prenses Irulan adında bir kızı var. Roman da Dune evrenindeki detayların ve olayların perde arkasındakileri Prenses Irulan’ın cümleleriyle aktarıyor. 

Harkonnenler de Corrino Hanedanlığı ile kan bağlarına sahip. Sheuset I yani Sheuset Costin Ecevit’in (Corrino) babasının Harkonnen Obeshev ile yarı-kardeş oldukları iddia ediliyor. Tarihte daha derinlere inersek, Bizans İmparatoru Constantine XI’in kardeşi Thomas Palaiologos üzerinden bir akrabalığın daha olduğu söyleniyor. Ayrıca evrende Rusya’nın son çarı Nikolia Q’nun soyundan geldikleri de iddia edilmekte. Tıpkı diğer hanedanlıklar gibi, güçleri yer yer düşüşe geçiyor, yer yer yükselişe. Film tam da Harkonnenlerin İmparator’a komplo kurma haberleri ayyuka çıktığı ve İmparatorluğun evrendeki en prestijli iş olan baharat hasadını Atreides’lere verdiği dönemde geçecek. Baron’un amacı, İmparator olmak, Corrino Hanedanlığı’nın hükmüne son vermek. Bunun için yapmayacağı şey yok. 

Baron Vladimir Harkonnen
John Schoenherr, 1965 tarihli ilk romanın kapak çizeri.
Atreidesler ve Harkonnenler neden ezeli düşmanlar?

İki aile arasındaki rekabet ve nefretin izlerini, Corrin Savaşı’nda sürmek mümkün. Bu savaş, Corrino Hanedanlığı’nın imparatorluk unvanını kazandığı tarihî bir olay. Sheuset Costin Ecevit’in güç arzusu, son derece donanımlı ordusu Sardokarlara olan güveniyle de pekişince Landsraad’daki diğer ailelere savaş açma planları yapıyor. L.Ö. 88 ’de büyük bir savaş patlak veriyor, Corrino Savaşı adını alıyor. (2 saat süresiyle en uzun süren uzay savaşı.)

Savaş sonunda Ecevit, hanedanlığının adını, savaşın gerçekleştiği quasi-nebula olan Corrino’dan alıyor ve bugünden itibaren Corrino Hanedanlığı ismiyle geçiyor. İmparator unvanı da bu aileye ait oluyor. Savaşın diğer kazananı da Demetrios Atreides. Savaşı Ecevit’in kazanmasını sağlayan öncü saldırıdaki liderliği, Atreideslerin büyük hanedanlık olması yolunda önemli adımlar atılmasını sağlıyor.

Bu savaşta Harkonnenler, aslında hizmet ettikleri Ecevit’in saflarında yer almaları gerekirken; ona ihanet edip karşı tarafa, diğer Landsraad üyelerinin olduğu bloğa geçiyor. Savaş sonunda tüm resmî görev ve rütbelerinden atılıyorlar.

Bu savaşla birlikte iki aile arasında güç çekişmesinin başlamış olduğu bir gerçek. Ancak bunun dışında da pek çok sebep var. İki ailenin öncelikle karakterleri, gelenekleri ve miras aldıkları etik değerler birbirinden çok farklı. Bu zıtlığı ailelerin sembollerinden, tarih boyunca yaptıkları seçimlere hemen hemen her detayda sürebilmek mümkün.

Nasıl bir inanç sistemi var?

Dr Yueh’nin, Paul’a hediyesi olarak ilk defa karşımıza çıkan Orange Katolik İncili, adı yer yer geçse de pek sözü edilmeyenlerden. Bu aşamada, Dune‘daki inanç sistemi mantığından biraz söz etmek gerekiyor.

İnsanlığın uzayda kolonileşmesi, sonsuz boşlukta yeni bir düzen kurmaya çalışması, inanç konusuna da farklı bir bakış getirmesiyle sonuçlanıyor. Böylelikle yeni bir Yaratılış (Genesis) yorumu yapılıyor:

“Verimli olun ve çoğalın, evreni doldurun ve denetiminize alın, sonsuz gökyüzündeki ve altlarındaki sonsuz toprak içindeki her türden yaratığa ve canlıya egemen olun.”   

Evrenin kolonileşmeye açılması, milyarlarca insan ve binlerce gezegenin bir araya gelişi, inanç konusunda bir tür birleşmeyi de beraberinde getiriyor. Böylelikle evrende ekümenik toplantılar yapıldığını görüyoruz. “Ruhun güzelliğini bozma, onu çirkinleştirme” bir ilke olarak belirleniyor ve daha derin tartışmalar ve inanç sistemlerinin tamamının kayıt altına alınması adına Ekümenik Tercümanlar Komisyonu (CET) denilen bir teşkilat kuruluyor. İnanç sistemleri arasında bir ahenk yakalanması amaçlanıyor. Bu nedenle Dune sagasında “Zensunni”, “Budislami” gibi melez ifadelerle karşılaşıyoruz. Bu çalışmalar Orange Katolik İncili’nin de ortaya çıkmasını sağlıyor.

Altın Yol ise Bene Gesseritlerin kurtuluşa giden yol olarak gördükleri ve sadece kendilerine ve dolayısıyla mesihleri Kuisatz Haderah’a açık edilen çok temel bir amaç. İnsanlığı kurtuluşa götürecek yol olarak da geçiyor. Altın Yol öğretisi, binlerce yıllık bir çalışmayı ortaya koyuyor. Dolayısıyla, Gesserit rahibeleri uzun çağlar boyunca temasta oldukları kültürlere Altın Yol fikrini ince ince işliyorlar.

Rahibe Ana
Mark Zug, 1997’de Last Unicorn Games için hazırlanan Dune kart oyunundan
Bene Gesseritler nasıl yeteneklere sahipler?

Bene Gesseritler, Dune evrenindeki en mistik ve politik teşkilatlardan biri. Kökenleri Terra’ya kadar uzanıyor. Bu 10 binlerce yıllık bir geçmiş demek. Hepsi kadınlardan oluşuyor. Ajan, rahibe, bilim insanı, teolog gibi farklı pek çok alanda var olarak evrenin düzeninde gizli ama çok etkili bir role sahipler. Bunun için de geçmişlerini biraz bilmek ve özellikle Törensel Kehanet ve Koruyucu Misyon terimlerine hâkim olmak gerekiyor.

Bene Gesseritler’in geçmişi sis perdesi arkasında olsa da kökleri Mezopotamya’ya ve günümüzde Pakistan’da yer alan Harappa antik kentine dayanıyor. Buradaki topluluk, kolektif bilince sahip. Aralarında erkekler de var. Binlerce yıllık göçler sırasında zamanla erkekler ortak bilinçle olan bağlantılarını kaybediyor. Topluluğun kendi ritüelleri, gelenekleri ve mistik yapıları çok güçlü olsa da erkek üyelerin geçmişine yönelik erişim mümkün olmadığından, Bene Gesseritler için kendi yeteneklerinde bir erkek üyenin doğması en önemli amaca dönüşüyor. Bu nedenle Yolun Kısalması, yani Mesih’in doğması için evrendeki evliliklerin büyük bir kısmında aktif rol oynuyorlar. Yani Dune sagasındaki Mesih, yüzyıllarca süren kontrollü çaprazlamalar ve kültürlerdeki manipülasyonlar sonucu üretilen bir figür.

Bene Gesseritlerin çok eski bir düzen olması ve dolayısıyla her dile hâkim olmalarının bu noktada çok yardımı dokunuyor. Koruyucu Misyon (Missionaria Protectiva) dedikleri “batıl inancın karakolu” olarak geçen bir manipülasyon yöntemleri var. Toplumların inançlarını, kendi çıkarlarına göre şekillendirmek üzere Törensel Kehanet (Panoplia Propheticus) yani mitler ve kehanetleri yaymak gibi görevleri var. Her dili biliyor olmaları bu manipülasyonları çok daha kolay kılıyor. 

Fiziksel olarak bir Bene Gesserit rahibesi, vücudundaki en küçük kas lifine kadar tüm kaslarını ve doğurganlığını kontrol edebiliyor. Metabolizmalarını değişikliğe uğratarak zehirleri etkisiz hâle getirebiliyorlar. Doğruluk testine ihtiyaç duymadan birinin söylediklerinin doğru olup olmadığını bilebiliyorlar, aralarında Doğru Söyleten (Truthsayers) olarak geçen sırf bu konuda özelleşenler var. Düşüncelerde gizlenmeye çalışılan hemen her şeyi ortaya çıkarabiliyorlar. Bene Gesseritlere özgü yeteneklerden bir diğeri de ses enerjisini kullanabilmeleri. Belirli bir frekansta ses çıkararak, karşısındaki bir kişiye istedikleri şeyi yaptırabiliyorlar. George Lucas’ın Jedi’ları yaratırken Bene Gesseritlerden bir hayli etkilendiğinin izini sürebilmek mümkün anlayacağınız.

Bene Gesseritlerin yapısal strüktüründe hiyerarşi en alt rütbeden en üste şu şekilde: Kız Kardeşler Evi (House of Sisters), Anneler Evi (House of Mothers), Rahibe Ana (Reverend Mothers) ve Başgözetmen Rahibe Ana (Reverend Mother Superior) şeklinde.

Bir rahibenin Rahibe Ana olabilmesi için tam anlamıyla ölüp dirilmesi gerekiyor. Ab-ı Hayat denilen (çöl solucanlarının ölümünden hemen önce vücudundan alınan mavi ölümcül bir sıvı) zehrin içilmesiyle bir tür sınavdan geçen Bene Gesserit rahibesi, bu sırada metabolizmasını ve kalp ritmini yavaşlatıp, zehri moleküllerine ayrıştırarak etkisiz hâle getirmek zorunda. Ritüel sırasında bir tür komaya giren rahibe, bu sırada geçmiş Bene Gesserit rahibelerinin genetik hafızasına ulaşıyor ve geçmişe dair pek çok sırra hâkim oluyor. Eğer hayatta kalabilirse, bu testi geçmiş, yeniden doğmuş oluyor ve Rahibe Ana seviyesine erişebiliyor.

Fremenlerin toplumsal yapısı nasıl?

Fremenler, Zensunni adındaki göçmenler aslında. Dilleri ve dinlerinin izleri bizleri Sol III yani Terra’ya götürüyor. Burada İslam dinini benimsemiş olanlarla Fremenleri bağlantılandırıyor Herbert. Dolayısıyla Fremenler söz konusu olduğunda Ulema, Usul ve Cihad sıklıkla karşımıza çıkan terimler. Zamanla bu topluluğun inancı, Zen mistisizmiyle birleşip Zensunni inanışını doğuruyor. Dilleri de Arapça’dan gelme. Herbert, Fremen dilinin fonetiği, grameri ve sentaksı üzerine bir dolu not bırakmış. Arapça ile olan bağlantılarını da bir güzel açıklamış. 

Zensunnilerin göç yolculukları büyük acı ve zorluklarla dolu. Salusa Secundus’da imparatorluğun askerleri Sardokarlar tarafından çok işkence görüyorlar mesela. Herbert’ın hajra olarak isimlendirdiği “arayış yolculuğu”nun son durağı olarak Arrakis’e yerleşenler Fremen adını alıyor. Tabii bu “yerleşme” eyleminde Uzay Loncası’nın da parmağı var. Arrakis’te baharat Melange’ın ve eşsiz etkilerinin keşfi, Lonca’nın buradaki baharatı kontrolünde tutabilmek için gözü kulağı olacak bir topluluğu yerleştirme planları yapmasıyla sonuçlanıyor. Yersiz yurtsuz Zensunniler bir yuva olarak Arrakis’e varmış oluyor. 

Uzay Loncası haricinde, Fremenleri manipüle etmeyi başarmış diğer bir güç ise Bene Gesseritler. Devamlı köklerinin ne kadar derin olduğunu hatırlatıyoruz. Koruyucu Misyon ile Fremen inanışına binlerce yıl önce etki edip, gecelekte bir mesihin ve Bene Gesserit rahibesi annesinin onlara geleceğinin fikir tohumlarını ekiyorlar mesela.

Siyeç dışarıya ve yabancılara son derece kapalı bir yapıya sahip. Kendi içlerinde bireysellik tercih edilmiyor, çoğunluğun çıkarları ön plana konuluyor.

Herbert, suyun alegorisini Fremen topluluğu üzerinden ince ince işliyor. Su, Arrakis’in acımasız ikliminde sembolizmini daha da güçlü hissettiren bir baş karakter olarak karşımıza çıkıyor Dune’da. Doğum anından ölüm anına kadar her şey su hakkında desek yeridir. Doğan bir çocuğa amniyon sıvısının içirilmesi, ölen kişinin vücudundaki suyun toplanması gibi uçlarda olan çok fazla fikirle karşı karşıya kalıyoruz. Fremenlerin, zaman içinde, çöl ikliminde geçirdikleri fiziksel dönüşümler de zengin detaylara sahip. Kanları yara açıldığı anda pıhtılaşıyor ve neredeyse akışkan değil. 

Eğitimleri, formal bir okul sistemiyle değil, topluluk içinde, çocuğun hayata hazırlanması şeklinde. Su, amansız çöllerde yaşayan Fremenler için oldukça önemli bir konu, aynı şekilde solucanlarla dolu tehlikeli doğada hayatta kalmak da öyle. Mahalle mektebi diyebileceğimiz okullarda baharat hasat etmeyi, hançer-i figan kullanmayı, çöl solucanlarının üzerine çıkabilmeyi ve yaratığı sürebilmeyi öğrenmek; eğitimin çok önemli parçalarından. Hatta çöl solucanlarını sürmek, Siyeç bir yetişkin olarak kabul edilme sınavı. 

Fremenlerle ilgili en dikkat çekici şeylerden biri, çölde giydikleri damıtıcı giysiler. Arrakis’in amansız çöllerinde hayatta kalmayı sağlayan ikinci bir deri işlevi gören bu giysi, David Lynch’in Dune’unda Bob Ringwood ve Mark Siegel’in başını çektiği bir ekip tarafından yaratılmıştı. (Ekip film için 2 binin üzerinde kostüm tasarımı yapıyor, bunlardan çok azı beyazperdede yer buluyor. Meraklıları bu videoya da bakılabilir.) Bu tasarım harikası, idrar ve ter ile atılan suyu toplayıp işlemden geçirerek temiz su olarak vücuda geri kazandırıyor. Böylelikle günlerce bir su kaynağına ihtiyaç duymadan çölde hayatta kalmak mümkün oluyor. Hatta kadın damıtıcı giysilerinde menstrüasyon sebebiyle kaybedilen su için özel bir dolaşım sistemi daha var. 

Herbert, Fremenlerin yaşantısı, gelenek görenekleri üzerine çok detaylı bir kurgu oluşturmuş. Hatta Fremen mutfağından kimi lezzetlerin tarifini bile paylaşıyor.

Çöl solucanı
John Schoenherr, 1965 tarihli ilk romanın kapak çizeri
Çöl solucanlarının baharat Melange ile alakaları ne?

Şeyh Hulud (Shai Hulud), ismi “Ölümsüz Olan” gibi bir anlama sahip. Herbert, Sonsuzluğun Yaşlı Babası, Çölün Dedesi gibi betimlemeler de yapıyor bu canlılar için. Şeyh Hulud, solucanların en yüce olanlarına verilen isim. Sadece ve sadece Arrakis’te varlar. Yakalanıp başka gezegenlere zamanında yerleştirilmeye çalışılıyor ancak denemeler başarısız kalıyor.

Bu devasa varlıkların erkeklerinin uzunlukları 400 metreyi geçebiliyorken dişileri 100 metre civarında. Erkeklerin genişlikleri 100 metreyi buluyor, dişilerde ise 20 metre genişliğe ulaşılabiliyor. Ağızları 80 m çapında olabiliyor. Bu devasa açıklıkta bin ya da daha fazla karbon-silika yapıda dişler var. Bu dişler çiğneme işlevinden ziyade bir tür saldırı ve savunma mekanizması. Aynı zamanda en önemli Fremen silahı olan hançer-i figan da solucanların dişlerinden yapılıyor. Bedenlerinde dolaşım sistemi de sindirim sistemi de yok. Gırtlakları tüm vücut boyunca ilerleyen bir tür tüp boru şeklinde. Ön bölümlerinde üreme için özelleşmiş bir bölüm var. Dişileri bin, erkekleri bin 100 yılda üreyecek olgunluğa geliyor. Döllenmenin ardından larva süreci başlıyor ve bu larvalar Arrakis’teki baharatın kaynağı aynı zamanda. 

Larvanın dışında bulunan hücreler bu dönem bittikten sonra güçlü bir patlama ile etrafa saçılıyor. Güneş ve havayla temasıyla birlikte zamanla baharat Melange’ın ortaya çıkmasını larvaların bu dış katmanı sağlıyor. Bu yaratıklar için su zehirli bir özellikte. Bedenlerinde sülfürik asit, hidroklorik asit gibi güçlü asitler var ve ölümlerinden sonra tüm bedenleri asitler tarafından eriyip yok ediliyor. Ayrıca atmosferdeki oksijenin büyük bir kısmının üretilmesini de solucanlar sağlıyor; hatta oksijen fabrikası adıyla bile geçmekteler. 

Dune (1965) için dev bir uzay sagasının prelüdü demiştik. Bu çöl solucanları konusunda da geçerli. Bu varlıkları tam anlamıyla kavrayabilmek, Dune Çocukları (Children of Dune) ve Dune Tanrı İmparatoru’na (God Emperor of Dune) da hâkim olmaktan geçiyor. 

Thufir Hawat
Moebius, Jodorowsky’nin Dune‘u için yaptığı konsept çizimlerinden
Mentatlar kimlerdir?

Butleryan Cihadı sonrası, bilgisayarların yerini insanların alması sürecinde oluşturulmuş disiplinlerden bir diğeri. Septimus gezegenindeki filozoflardan biri olan Gilbertus Albans’ın çalışmalarıyla ortaya çıkan disiplin, insan beynini datayı alan, saklayan ve işleyen bir tür bilgisayara çeviriyor.  

Ancak zamanla fark ediliyor ki bu insan-bilgisayarların kendilerini savunma konusunda da gelişmesi gerekmekte. Neo-Cihadçılar, mentatların bilgisayardan bir farkları olmadığı gerekçesiyle sert tepkiler göstermeye başlayınca can güvenlikleri tehlikeye giriyor. Eğitimlerindeki değişiklikle birlikte savunma ve saldırı konusunda da son derece yetenekli oluyorlar. Hatta suikastçi Mentatlar gibi farklı uzmanlıklar ortaya çıkıyor. 

CHOAM gibi organizasyonlarda ve özellikle büyük hanedanlıklarda, mentatları mutlaka görüyoruz. Bu teşkilatlarda hizmet ederken belirli etik kurallara uymak durumunda olduklarını belirtelim, yani bir tür hipokrat yemini meselesi var. Tabii bu fikrin kendisi, bu yemine uymayacak olan örnekleri de içinde taşıyor, yani saptırılmış olanları. 

Filmde çok önemli mentat karakterler göreceğiz. Atreides Hanedanlığı’nda uzun yıllar görev yapmış Thufir Hawat, Duncan Idaho var. Harkonnenler için çalışan Piter de Vries de saptırılmış olanlara birer örnek olarak karşımıza çıkacak. 

Yazı: Biçem Kaya