Müzik ekonomisi incelemelerinde bu ayki konumuz; günümüzün en yaygın müzik dinleme yöntemi “streaming”, yani bir şarkıyı bilgisayara indiremeden internet üzerinden dinleme.


Ailem bana ilk bilgisayarımı aldığında 1999 senesinin haziran ayıydı. Aynı ay, peer-to-peer paylaşım modelinin atası olan Napster ortaya çıkıp fiziksel ve beşerî sermayenin merkezsizleştiği bir değişimin başlangıcı oldu. Bu süreç farklı alanlarda farklı etkilere yol açtı, örneğin geleneksel yazılım firmaları açık kaynaklı yazılımları kullanan ya da onları tümleyen ürünler geliştirerek dönüşüme kısmen de olsa ayak uydurdu. Müzik sektörü ise akıntıya karşı kürek çekip paradigma kaymasını göz ardı etti. Büyük plak etiketleri bilişim devleriyle işbirliklerine girerek müzisyenleri ve müzikseverleri denklemin dışına itmeyi tercih etti.

Günümüzün en yaygın müzik dinleme yöntemi “streaming”, yani bir şarkıyı bilgisayara indirmeden internet üzerinden dinlemek. Her ne kadar bu alanda Deezer ve Rdio gibi küresel firmalar ve birtakım yerel rakipler var olsa, Google, Microsoft ve Sony gibi devlerin streaming hizmeti sunan ürünleri bulunsa ve Pandora gibi birçok kişiselleştirilmiş radyo servisi mevcut olsa da sektörün bayrak taşıyan ismi Spotify. Yazılımını ilk kez 2008’de hizmete sunan şirketin şu an 25 milyondan fazla kullanıcısı var ve bunlardan dörtte biri kadarı ücretli abone. Hak sahiplerine bugüne dek 1 milyar dolara yakın ödeme yapılmış. Spotify’ın iş modeli iki ana gelir kalemi üzerine kurulu. İsveç merkezli şirket, platformuna çeşitli sınırlar dâhilinde erişebilen ücretsiz kullanıcılar üzerinden reklam geliri elde ediyor, ücretli kullanıcılara ise aylık 10 dolar/sterlin/liralık abonelikler satıyor. Toplam gelirin yüzde 70’i plak etiketlerine eserlerin çalınma oranına göre telif olarak dağıtılıyor.


Birçok müzisyen son dönemde streaming hizmetlerinden paylarına düşen ödemeler konusunda şikayetçi. Camper van Beethoven vokalisti David Lowery, Pandora’da 1 milyon kere çalınan bir şarkısından bir tişört parası bile olmayan 16.99 dolar kazandığını gösteren bir belge paylaştı. Çellist Zoe Keating‘e göre iTunes, Amazon ve Bandcamp gibi kanallardan satılan fiziksel ürünler ve “download”lar (indirme) toplam kazancının yüzde 97’sini oluşturuyordu. Galaxie 500 üyesi Damon Krukowski’ye göre müzisyenler eskiden de bir etiketin işbilmezliği yüzünden beş parasız kalabiliyordu ama artık hadise sistematik bir hâl aldı. Galaxie 500, şarkılarının bütün haklarını kendi elinde tutan bir grup ancak ilk yayınladıkları single “Tugboat”un üç aylık bir dönemde Pandora’dan 7 bin 800 kere dinlenmesi kendilerine 21 sent kazandırmış. Hesaplarına göre bir plak satışından kazandıkları parayı kazanmak için şarkının toplam 312 bin kere dinlenmesi lâzım. Onun yanında Spotify’dan kazandıkları ise bir servet: 5 bin 960 dinlenme ve toplam 1 dolar 5 sent. Bu rakamlar biraz yanıltıcı olabilir zira kayıt sahipleri, telif sahipleri, şarkı yazarları, icracılar vs. farklı ödemelere hak kazanıyor ve bunların izini tek tek sürmek karmaşık bir süreç. Ancak matematik ne olursa olsun tutmuyor. Sihirli rakam ise etiketlere stream başına ödenen 0.005 dolar. Bu rakamlarla albüm denen şeyin anlamını sorgulamaya başlıyoruz zira albümler müzisyenlerin başka kanallardan para kazanmak için kaydetmeleri gereken birer pazarlama vasıtasına dönüşüyor.


Streaming ve download olguları arasında temel bir fark var. Bir download ücretini gelecekteki tüm dinlemeler için ödenen bir peşinat olarak görebiliriz. Bir stream ise hak sahibine her dinleyişte para kazandırıyor. Bu noktada devreye finansal bir terim olan paranın zaman değeri giriyor, zira peşin alınan para faiz olgusu sebebiyle gelecekte alınacak paradan değerli. Müzik ekonomisi üzerine kafa patlatan blog yazarı David Touve, bu konuda bir hesap yapmış. Senede yüzde 10 faiz, download başına 0.70 dolar ücret ve streaming başına 0.0025 dolar ücret varsayımları yaparsak müzisyenin bir indirmeden elde ettiği geliri yakalaması için şarkısının telif hakkı süresi olan 95 yıl boyunca her sene 28 kere dinlenmesi lazım. Mark Mulligan bu analizi streaming lehine düzeltmeler yaparak bir adım öteye taşımış ama yine de müzisyenler için download‘ların stream‘lere göre 5-6 kat daha değerli olduğu sonucuna ulaşmış.


Spotify’a gelen son itirazlardan biri geçtiğimiz yaz Thom Yorke ve Nigel Godrich’in Atoms For Peace albümlerini hizmetten çekmeleri ve Spotify’ın yeni sanatçılar için felaket anlamına geldiğini ilan etmeleri ile gerçekleşti. Burada eski kayıtlar ve yeni kayıtlar ayrımı önem arz ediyor. Uzun yıllar önce yapılmış kayıtlar artık masrafsız ve Spotify’dan gelen ödemeler tamamen kâr anlamına geliyor. Bu tür devasa arşivlerin çoğu zaten Spotify ile ayrıcalıklı ancak kamuya açıklanmayan anlaşmalar yaptığı iddia edilen büyük plak etiketlerinin elinde, bu yüzden bu etiketler pastadan çok büyük pay alıyor. Yeni sanatçılara kayıt yapmak için paraya ihtiyacı olan küçük ve bağımsız etiketlere ise üçün biri kalıyor. Godrich’e göre Spotify 1973’te var olsaydı Pink Floyd, Dark Side Of The Moon’u kaydedemezdi. Müziğin geleceği adına korkutucu. Ancak yeni müzisyenler bütün bunlara rağmen eserlerini Spotify’dan çekmekten kaçınıyor çünkü bu görünürlüğün her şey olduğu bir sektörde hükmen mağlup olmak demek.


Öte yandan Spotify ve Pandora gibi şirketler zarar ediyor. 2012’de gelirleri artmasına rağmen zararları daha da çok arttı ve sırasıyla 59 ve 16 milyon dolarlık kayıplar açıkladılar. Peki bu iş modelini niye devam ettiriyorlar? Bunun sebebini 20 sene önce endüstriyel kapitalizmin yoğurduğu bir sektörün bugün finansal spekülasyona yaklaşmasına bağlayabiliriz. Her ne kadar müzik endüstrisi için sürdürülebilir bir model yaratmak istediklerini söyleseler de bu şirketlerin esas hedefleri rüzgâr estiği sürece yelkenleri şişirip yeni sermayedarlar çekmek. İçinde bulunduğumuz ay itibariyle Spotify’ın piyasa değeri 4 milyar dolar kadar. Yöneticiler müziği sadece bir dijital veri olarak görüyor ve gemi yüzerken kendi hisselerini satarak zengin olmak istiyor. 2012’de Pandora’nın üst düzey yöneticileri bu şekilde 63 milyon dolar kazanmış. Özetle yapılan iş, finansal kapitali semirtip müzisyenlerin hayatlarını idame ettirdikleri iş modellerini yok etmek.


Bütün bu eleştirilere karşı getirilen savunma ise Spotify ve Pandora gibi hizmetlerin henüz ölçeklerini bulmadığı, teknolojik altyapı için devasa yatırımlar yaptıkları ve pasta yeterince büyümediğinden rakamların geleneksel dağıtım kanallarıyla karşılaştırılmasının henüz doğru olmadığı yönünde. Müşteri tabanı genişledikçe telif miktarları artacak, yatırımcılar paralarını geri alabilecek, müzisyenler de hakkaniyetli gelirlere sahip olacak. Yersen. Bunun yanında var olan müşteri demografisi 18-30 yaş arasında ve zaten müziğe hiçbir zaman para vermemiş bireylerden oluşuyor. Spotify gibi bir hizmetin faydası bu insanları tekrar yasal bir çerçevenin içine çekmek ve şimdilik cüzi de olsa havuza ek kaynak sağlamak. Bunun yanında söz konusu vicdan faktörünün, tüm müzik gelirlerinin yüzde 70’inin streaming‘den geldiği İsveç ve Norveç gibi ülkelerde korsan olgusunu azalttığına dair veriler de mevcut.


Müzisyenlerin bu kadar düşük paralar kazanmasının tüm suçunu Spotify’a yükleyemeyiz. Billy Bragg, “Plak etiketleri Spotify ile anlaşma imzalamaya devam ettiğine göre bu iş onlar için kârlı olmalı” demiş. Yorum, en kallavî muhalif müzisyenlerden birinden gelince ciddîye alıyoruz. Spotify ödemeleri etiketlere yapıyor ve müzisyen ile etiket arasındaki bölüşüm de denklemin önemli bir parçası. Etiketler lisans anlaşmaları pazarlıklarında avanslar alıyorlar, bazılarının Spotify’da hisseleri var ve şirket bir gün halka arz edilirse eşek yüküyle para kazanacaklar. Buradaki kilit nokta müzisyen ve dinleyici arasındaki simsarların güçlerini azaltmak ve müzisyenlerin emeklerinin sahibi olmasında yatıyor. Bir de reklam geliriyle dönen kanunsuz paylaşım siteleri var. Google’ın hamisi olduğu internet reklamcılığı işi, kredi kartı ve telekomünikasyon gibi sektörlerdeki reklam vericiler işbirliği yaparak albümleri haksız kazançlarına meze ediyor, sömürüyü bir iş modeli olarak benimsiyor. Eğer sürdürülebilir bir iktisadi model yaratılacaksa önce internet reklamcılığı işine çeki düzen vermeli.


Bundan sonra ne olması gerektiği sorusunun kolay bir yanıtı yok. Kayıt teknolojileri ilk keşfedildiğinde mahkemeler bir şarkının performansının telif hakkı taşıyamayacağını, zira bunun havanın titreşiminden ibaret olduğunu ve havanın da kimsenin mülkiyetinde olmadığını söylüyorlardı. Belki de dijital verileri de böyle görmeli, özgürce akmalarına olanak sağlamalı, yazılım sektöründe olduğu gibi Spotify ve Pandora gibi şirketler sıradan kullanıcıların sağladığı içerikle yarışmalı ve hayatta kalmak istiyorlarsa bu rekabet sonucunda daha yaratıcı çözümler üretmeli. Müzisyenlerin haklarını alabileceğine dair bir garanti elbet yok ancak zaten bugün de alamıyorlar ve bariyerleri yıkmaya değer.

  1. Beş yıl önce on yıl önce

    1 Aralık 1913100 yıl önce bugün Belkıs Şevket tek motorlu üstü açık uçağa binen ilk kadın oldu ve İstanbul üzerinde uçarken aşağı attığı kartlarla Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Derneği (Kadın Haklarını Savunma Derneği) adına bildiri dağıttı. 2 Aralık 194370 yıl önce bugün, Varlık Vergisi’ni ödemedikleri için 1943 başından itibaren Aşkale ve Sivrihisar’daki çalışma kamplarına gönderilen ve yüzde 87’si gayri Müslim olan mükelleflerin serbest bırakılmasına karar verildi. 3 Aralık 197340 yıl önce bugün Pioneer 10 aracı Jüpiter’in ilk yakın çekim fotoğraflarını gönderdi.;(http://planetimages.blogspot.com) 6 Aralık 20085 yıl önce bugün 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos’un iki polis tarafından öldürülmesiyle 2008 Yunan isyanı başladı. (libcom.org)

  2. Big Brotherın bizi izlediği doğruysa: Simon Menner

    Top Secret isimli kitabında Stasi arşivinden akıl almaz karelerle Doğu Almanya hükümetinin gözetleme operasyonuna bir iç bakış sergileyen sanatçı Simon Menner ile sohbet ettik. Alman fotoğrafçı Simon Menner, gözetleme konusunda oldukça meraklı. Küratörlük görevini üstlendiği son kitabı Top Secret: Images from the Stasi Archives, Doğu Almanya hükümetinin şaşırtıcı büyüklükteki gözetleme operasyonunu konu ediniyor. Arşivdeki milyonlarca belgenin arasından seçilmiş fotoğraflardan oluşan kitapta insanların nasıl takip edileceğinden dövüş tekniklerine, sahte bıyık takma önerilerinden daire aramalarına kadar her şey mevcut. Fakat görüntülerin yakın tarihten gelmesine rağmen, Top Secret bir anda hem tanıdık, hem de oldukça yabancı bir dünyayı yansıtıyor; bugüne de şüphesiz ilginç bir ışık tutuyor. Gözetim ve

  3. Ethem Onur Bilgiç ve Tatlı Kabuslar

    Bant Mag. illüstratörlerinden Ethem Onur Bilgiç, 3 Aralık salı günü Tatlı Kâbuslar adlı ilk kişisel sergisini Milk Gallery’de açtı. Sergiden önce bir başka çizer Sedat Girgin, hem sergi hem de Ethem’in estetik algısı üzerine merak ettiklerini sordu. Sedat Girgin: 3 Aralık’ta ilk kişisel sergini Milk Gallery’de açıyorsun. Nedir bu serginin adı? Ethem Onur Bilgiç: Serginin adı Tatlı Kâbuslar. Sedat Girgin: İşlerin küçük bir kısmını önceden gören şanslı insanlardan biri olarak yazıyorum, işlerin bir seri olduğunu söylemiştin. Nedir bu seri? Neyi anlatıyorsun? Anlatırım demiştin. Kısmet burayaymış. Ethem Onur Bilgiç: Ufaktan bahsettiğim gibi, rüyalarımda gördüğüm ve ufak ufak not aldığım biraz saçma biraz garip biraz da ürkütücü öyküler

  4. Homofobinin yasalaştığı topraklarda büyüyen çocuklar: Children 404

    Rusya’da susmayı reddeden genç LGBT bireylerin hikâyesini anlatan Children 404 belgeseli uluslararası platformda destekçilerini arıyor. 2013 yazı Gezi Parkı olayları neticesinde Türkiye tarihinde gördüğü en coşkulu ve kalabalık LGBT onur yürüyüşünü yaşarken komşu Rusya’dan gelen ve ulusal homofobiyi meşrulaştıran anti-gey propaganda yasası kalbimize kara gölgeler düşürmüştü. Aradan aylar geçti ve her nasıl Türkiye’de Gezi Parkı direnişinin meyvelerini görüyorsak, Rusya’da da bu anti-gey propaganda yasasına karşı başlatılan direniş de meyvelerini vermeye başladı.  Rusya’da susmayı reddeden genç LGBT bireylerin hikâyesini anlatan Children 404 belgeselinin ekibi var olan yasal baskı nedeniyle anonim kalmak durumunda, ancak belgesel için yardım toplamaya çalışan Kanadalı proje ortağı

  5. Manzaralar: Koray Kantarcıoğlu

    Fezada süzülen dağlar, patlayan kozmos, atomlar, zerreler, pikseller ve sonsuzluk.

  6. "O çöpü biz düzgün hale getiririz": Don Kişot Evi

    Don Kişot işgal evinin hikâyesini ve bu hareketin temel pratiklerini hem ev hem de atölyesinin manzarasının buraya baktığı sanatçı Talat Doğanoğlu ile konuştuk.

  7. Demonation Festivali No:4

    Üretimlerini bağımsız şekillerde ve ticari kaygılardan muaf olarak sürdüren müzikleri bir araya getiren Demonation Festivali, dördüncü senesi itibariyle hem gelenekselleşmiş, hem de Bant Mag. olarak en favori organizasyonlarımızdan biri. 4-5 Ocak tarihlerinde Babylon’da gerçekleşecek festivalde sahne alacak isimleri daha yakından tanımak için onlara birkaç soru yönelttik.

  8. The Cribs’den nasihatler var

    The Cribs’in 6 Kasım’daki adrenalin yüklü Tokyo konserinin ardından, Louder Than War ekibinden Katie Clare ve The Cribs’in hem solisti hem basçısı olan Gary Jarman, grubun yıldönümü albümü, müzikal zevkleri, ve sakalları hakkında konuşmak üzere buluştu...

  9. 10 kaplan gücünde bir müzisyen: Emily Wells

    27 Kasım'da Babylon'da sahne alan Emily Wells, müzikseverlere eşine kolay rastalanmayan o dört dörtlük konser deneyimlerinden birini yaşattı. buralara kadar gelmişken, biz de röportaj yapma fırsatını kaçırmadık.

  10. Red Bull Music Academy Radio Festival rehberi

    Dans etmeden duramayacağınız yepyeni festival hakkında bilmeniz gerekenler

  11. Bir Berlin seyahatinden sahneler ve eski efsaneler

    Kadınlar için uluslararası bir network olarak işleyen female:pressure’ın düzenlediği, ses teknisyeninden organizatörüne, katkıda bulunan herkesin kadın olduğu Perspectives Festival için Berlin’e giden Yeşim Tabak’ın kaleminden izlenimler; buram buram Berlin, inşaat ve “kızlar” kokulu bir yazı…

  12. Dijital veri ve ederi: Streaming ve ötesi

    Müzik ekonomisi incelemelerinde bu ayki konumuz; günümüzün en yaygın müzik dinleme yöntemi “streaming”, yani bir şarkıyı bilgisayara indiremeden internet üzerinden dinleme.

  13. Müzik insanları “streaming” hakkında ne düşünüyor?

    Müzik ortamından farklı insanlara “streaming” alışkanlığı, pratiği, ekonomisi ve etiği hakkında ne düşündüklerini sorduk. Konu üzerine deneyimlerini bizle paylaşmalarını istedik.

  14. Bambaşka bir albüm deneyimi: Görsel albümler

    Müziğin görselle desteklenmesinin etiği daha yıllarca tartışılacak gibi duruyor. Bugüne kadar bu tartışmaya nokta koyan olmasa da karşımıza çıkmış en tatmin edici örnekleriyle görsel albümleri masaya yatırıyoruz.

  15. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yeni müziğe dair bu ayki mesaimiz, artısıyla eksisiyle, burada.

  16. Müziğe dair kısalar

    İnsanların, inandıkları şeyin tam tersini savunan şarkıları sevebilmesinin inanılmazlığı ve sanatta taklite yönelik kısa yazılar...

  17. Bu Ay Ne İzlesem

    Sinema salonlarında Başka Sinema’nın ön ayak olduğu bağımsız film canlanmasının etkisini sürdürdüğü aralık ayında, vizyonda görmek için gün saydığımız çok sayıda filme kavuşacağız.

  18. Türden Türe, Daldan Dala Konan Üç Yönetmen

    Her çektiği filmle, başka bir türe, epey farklı dünyalara yolculuk eden yönetmenlerden François Ozon ve Spike Lee’yi bu ay vizyonda ağırlıyoruz. Onlara, geçtiğimiz Filmekimi’nde The Look of Love’la karşımıza çıkan Michael Winterbottom da eklenince, daldan dala konan bu yönetmenlerin ne işler karıştığını didiklememek olmazdı…

  19. Hiç Kimsenin Favori Oyuncusu: Keanu Reeves

    Resmen Hollywood’un mundar ettiği bir simayı, hiç kimsenin her gece yatağa onu düşünerek girmediğine neredeyse emin gibi olduğumuz Keanu Reeves’in kulaklarını, bu ay bizde de gösterime giren yeni filmi 47 Ronin’e rağmen kimse çınlatmıyordur kesin, bari en azından biz çınlatalım dedik.

  20. Beyazperdenin Yalnız Karakterleri

    Geçtiğimiz ay gösterime giren All is Lost’ta azgın dalgalara karşı tek başına ayakta durmaya çalışan ve tüm bir filmi yalnız başına sırtlayan Robert Redford’u izleyince, beyazperdenin yapayalnız karakterleri etrafında şöyle bir gezinelim dedik.

  21. Çıfıt

    Görüyoruz-beğeniyoruz, dinliyoruz-ilgileniyoruz, yiyoruz-bayılıyoruz, okuyoruz-şaşırıyoruz, sonra da sizinle paylaşıyoruz.

  22. Künye

    yayın imtiyaz sahiplerive etkinlik direktörleri Aylin Güngö[email protected] J. Hakan Dedeoğ[email protected] sorumlu yazı işleri müdürü J. Hakan Dedeoğ[email protected] genel yayın koordinatörü